/ Devrimci Perspektif / Anlatılmayan Tarih: İttihat ve Terakki | Gökçe Şentürk

Anlatılmayan Tarih: İttihat ve Terakki | Gökçe Şentürk

on 18 Temmuz 2017 - 13:29 Kategori: Devrimci Perspektif
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıcı ya da daha doğru bir tabirle ulus devlet inşası için bize 1923 tarihi milat olarak anlatılır. Kemalist kadroların resmi tarih yazımında elbette bunun etkisi çok büyüktür. Oysaki bu topraklarda modernleşme, üretim biçimi anlamında Asyatik üretim tarzının getirdiği merkezileşmiş, fetihler gerçekleştirmek için yetiştirilen ve toplumsal üretimin büyük çoğunluğunun harcandığı büyük ordunun çağın gerisinde kalmasıyla padişah 2. Mahmut’un tercihi olarak değil, zorunlu olarak 18.yy sonunda ve 19.yy da başlatılmıştı. Tanzimat ve Islahat Fermanları bu modernleşmeye resmi olarak öncülük ediyor, 1876’da ilan edilen Kanun-i Esasi ile de bugünlere kadar gelen ağır aksak parlamenter sistemin temelleri atılmış oluyordu. Osmanlı, çok dinli, çok dilli ve çok etnik kökenli bir toplum yapısına sahip olması sebebiyle, Sanayi Devrimi, Fransız İhtilali gibi bütün dünyayı etkileyen büyük olayların etkisi imparatorluğun geniş topraklarında siyasi karşılığını ve bu karşılığı temsil eden siyasi kişilikleri de buluyordu. Her biri ayrı bir tez ve araştırma konusu olabilecek Osmanlı’nın son dönemindeki siyasi temsiliyetler ve bunlarla özdeşleşen siyasi kuruluşlara tek bir yazıda değinmeye imkân yok. Bu yazıda bu toprakların tarihinde fazla anlatılmayan Osmanlı’nın son dönemlerinde ulus devlet inşasında, kurtuluş savaşında ve bıraktıklarıyla yeni cumhuriyetin kurulmasında öncülük etmiş İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden (İTC) bahsedeceğiz. Bir önceki cümlede bahsedilen sıkıntılardan dolayı yine tek bir yazıda İTC’yi bütün yönleriyle ele almak mümkün olmayacaktır. Ancak 1908-18 arası iktidarda olduğu dönemde Osmanlı’nın en güçlü örgütü sayılabilecek bu yapıya kendi içinde homojen bir yapıya sahip olmasa da siyasi programı ve sınıfsal karakteri bağlamında bakmak, yalnızca tarihi bir araştırma yapmak açısından değil, çok uzun yıllar boyunca siyasete egemen olan Kemalist statükoyu, Osmanlı’dan bugüne ortaya çıkan hareketleri ve geç kapitalistleşmiş bir toplumda alternatif iktidar biçimlerinin siyasi programlarını anlamak gayesindendir.

İttihat ve Terakki’nin Kökenleri:

19. yy reform hareketleri dünyaya egemen olan kapitalist sisteme entegrasyonun resmi araçlarıydı. Bu anlamda yukarıda kısaca sözünü ettiğimiz nedenlerden 19. Yüzyılın reformcu padişahları hastalanan devletlerini modernleştirmeye başladıklarında ulema ile işbirliği halinde reformlara karşı olan Yeniçerileri karşılarında buldular ve ilk olarak orduyu ele aldılar. Batı’yı örnek alan askeri okul ve akademiler kuruldu. 1826’da Yeniçeri ordusunun yerini 2. Mahmut’un Nizam-ı Cedid ordusu aldı; Sultan yeni ordusunu eğitmek için ve gerekli reformları yapmada tavsiyede bulunmaları için Britanyalı subayları davet etti. Kırım Savaşı’ndan sonra (1853-1856) Babıali orduda reform için Fransızları, donanmada reform için Britanyalıları davet etti. Askeri okullarda artık eski rejimin geleceği için tehlikeli olan liberalizm ve ulusçuluk fikirlerini de beraberinde getiren Fransızlar öğretmenlik yapıyorlardı. Ve rahatlıkla denilebilir ki bu kurumların içerisinden İTC’nin köklerini oluşturacak olan önceleri Osmanlıcı fikirlerle devleti ayakta tutacak reformları gerçekleştirmek isteyen sonraları yeni çağın gelişmelerini takip edip ona entegre olabilmek için pantürkist ve panislamist fikirlerle, 1. Dünya Savaşı’nın etkisiyle de milliyetçilikle harmanlanmış yeni toplumu inşa edecek unsurlar ortaya çıktı. Başlangıçta sultanlar Avrupa’nın hâkim olduğu dünya ekonomisine modern bir ordu kurarak karşı koyabileceklerini sanıyorken, 19. yy ilerledikçe hakim sınıflar, Batı’dan gelen baskıya sadece askeri araçlarla değil, modern ordunun sadece bir parçasını oluşturacağı, modern bir siyasal, ekonomik ve toplumsal bir yapı kurmak zorunda olduklarını anladılar. Osmanlı’nın, servetleri devlet tarafından el konulma korkusu olmaksızın, mülkiyet hakları temelinde gelişebilecek sınıflara ihtiyacı vardı. Bu da padişahın, sorumlu olacağı ve değerlendirilmeye tabi tutulacağı bir sistem kurmak için kendi mutlakçılığından vazgeçmesi anlamı taşıyordu.

Ordu içerisinde Batı’da gördükleriyle Osmanlı arasındaki devasa farkı karşılaştıran ve yeni sisteme ayak uydurmak isteyerek siyasallaşan subaylar bu bağlamda gizli ilişkiler kurdular ve 1876’da kurdukları anayasayı Sultan’a zorla kabul ettirdiler. Daha sonra Sultan 2. Abdülhamit 1878’de anayasayı rafa kaldırıp despotik yönetimine devam ettiğinde anayasal hükümeti yeniden kurmak için 1889’da İttihat ve Terakki Komitesi adı verilen gizli bir dernek kuruldu. İTK o dönemde imparatorluk içerisinde Abdülhamit karşıtı geniş bir kesimin desteğine sahipti; hatta bu destek, iktidara geldikten sonra karşı karşıya geleceği gayrimüslümlerin siyasal temsilcileri ve İttihatçıların devletçi politikaları karşısında sultanın sahip olduğu merkezi yetkilerden kapitülasyonlar aracılığıyla ayrıcalıklı bir konum elde eden dönemin liberalleri tarafından da veriliyordu. Ordu içinde İTK önderliğinde ayaklanma Temmuz 1908’de gerçekleşti ve Abdülhamit 30 yıl önce rafa kaldırdığı anayasayı tekrar yürürlüğe koymak zorunda kaldı. İlk etapta iktidarı dolaylı yoldan elinde tutan İttihatçılar, siyasal devrimi toplumsallaştırmak gibi bir problemle karşı karşıyaydı.

Sınıfsal Karakter

Asyatik üretim tarzından kaynaklı olarak dışa kapalı bir toplum olan Osmanlı dışa açılıyordu. 1908 sonrası sansür kaldırıldı; Müslüman, Rum, Ermeni ve Yahudi cemaatinin önderleri tarafından yeni rejimi desteklemek amacıyla gösteriler düzenlendi. İttihatçılar yalnızca siyasal alanda değil, toplumu değiştirmek için pek çok alanda kolları sıvadılar; ilk kez iki atletten oluşan bir Osmanlı takımı 1912’de Stockholm Olimpiyatlarına katıldı, bütün cemaatleri temsil eden çok çeşitli dergi ve gazeteler çıkarıldı, kadın örgütleri kuruldu. Toplumsal dönüşüm için adımlar atılırken İTC üyeleri arasında siyasi program konusunda net bir birlik olduğunu söylemek doğru olmaz, ayrımlar bir süre sonra netleşecek İTC’nin merkeziyetçi görünümü karşısında adem-i merkeziyetçiliği isteyen liberaller ayrılarak Prens Sabahattin öncülüğünde Ahrar Fırkası’nı kuracaktır. Liberallerin aksine İttihatçılar, alt orta sınıf olarak tabir edilecek kesimlerden geliyorlardı. İTC toplumsal dönüşümü gerçekleştirecek bir öncü olarak Batı’da olduğu gibi bir yerli burjuvazi yaratmak niyetindeydi. 1908 ve sonrası dönemde çağdaş anlamıyla bir Osmanlı sanayisinden bahsetmek güçtür. “Bir Osmanlı burjuvazisi tanımlanabilse bile bu toplumsal grup sanayiden çok ticaret merkezlidir ve ezici oranda gayrimüslimlerden oluşmaktadır. Dış borçlanmalar, kapitülasyonlar, dış ticaret gibi olgularla Osmanlı’nın Avrupa’ya bağımlılığının artması, bu iki güç arasında aracı rol kazanan ve bu rolü desteklenen gayrimüslimlerin imtiyazlı bir konuma kavuşmasını sağlamıştır. Ticari yaşam gayrimüslimlerin ve Levantenlerin tekeline girmeye başlamıştır. Müslüman Türklerin iş dünyasında önemli bir yoğunluğu yoktur. Osmanlı’da burjuvaziyi teşkil eden gayrimüslimlerin gelecek projelerinin kendi ulus-devletlerini oluşturmak olduğu süreçte Türkiye modernleşmesinin yürütücüsü sivil-askeri bürokrasi olacak; İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) ile politik olarak cisimleşen bu kesim, Türk ve Müslüman kimliğine dayanan bir milli burjuvazi yaratarak kapitalist gelişme yolunda ilerlemeye çalışacaktı.” (Boratav, 2012: 26). Dolayısıyla o dönemde Osmanlı’da kendi sınıf çıkarlarının farkında yabancı sermayeyle de bağı olan burjuva sınıfın gayrimüslimlerden olması ve bu kesimin Osmanlı’daki burjuva devrimin öncüsü olmak yerine kendi ulus devletlerini kurma fikirleri 1908-18 arası İTC iktidarını yerli ve milli burjuvaziyi kurmak yolunda bürokratik reformculuğa itmiştir.

Özetle, İttihat ve Terakki iktidar olduktan sonra aldığı ekonomik önlemlerle Osmanlı burjuva sınıflarının çıkarını korumuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun Rum ve Ermeni unsurları devreden çıkarıldıktan sonra, Müslüman elit, elinde sermaye biriken Yahudi ve Sabetayist cemaatlerle ittifak içine girerek, liberal, entegrasyoncu yani kapitalist bir ekonomi politika stratejisi izlemiş, bu doğrultuda da Türk burjuva sınıfı yaratma konusunda adımlar atmıştır. İTC 1813-16 yılları arasında kongre yapmamış, bu son derece hızlı geçen üç yılda önemli olaylar yaşanmıştır: Babıali Baskını, Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesi, Balkanların ve Trablusgarp’ın kaybedilmesi, 1914’te Dünya Savaşına girilmesi, yüzyıllardır birlikte yaşayan Ermenilerin soykırıma tabi tutulması ve Rumların tehciri. İTC bu süreçte ideolojik tavrını ve söylemini netleştirmiş artık Osmanlıcı (“ittihad-ı anasır”cı) ve ekonomide entegrasyoncu ve liberal değil, Türkçü (milliyetçi) ve ekonomide devletçi bir tutum almıştır. Bu anlamıyla 1923’te kurulan Cumhuriyet’in ekonomi politikası da Kemalist kadroların iddialarının tersine, kendi eseri değil, pek çok alanda olduğu gibi İttihatçılardan devraldığı bir politikadır.

İttihat ve Terakki Osmanlı İmparatorluğu’nun En Güçlü Örgütü

1907’de yurt içinde ve dışında on yedi şubesi olan İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1911’de artık imparatorluk çapında örgütlüdür. İmparatorluğun en sanayileşmiş kenti Selanik’te kök salan İTC, Manastır, Üsküp, Girit, Kırım, Kafkasya, İzmir, Trabzon, Şam gibi yerler başta olmak üzere çok yaygın bir örgütlenmeye sahipti. İmparatorluğun tüm yönetsel mekanizmasına hakimdir denebilir. 1913’ten sonra Nazım Paşa hariç tüm valiler İttihatçıdırlar. İTC en alt taban birimleri olan ‘kulüpler’ aracılığı ile kaza ve sancaklara kadar örgütlenmiştir. Kulüpler, vilayetlerdeki “Heyet-i Merkeziyeler”e, bunlar da Merkez-i Umumi’ye bağlanırlar. İTC 1913’ten sonra artık esnaf, amele, spor, gençlik ve kadın dernekleri, paramiliter kuruluşları aracılığı ile son derece yaygın ve kitlesel bağları olan bir örgüt haline gelmiştir. Özellikle Türk Ocakları daha sonra Milli Mücadele’de de önemli görevler üstlenecek kadroların yetişmesinde bir okul işlevi görmüş, Türkçülüğün ve Turancılığın ideolojik olarak yaygınlaşmasına temel teşkil etmiştir.

İttihatçılar ve Sosyalizm

İTC ile ilgili bugüne kadar tartışılagelen hala kesinleşmemiş pek çok konu olmakla birlikte önemli olan bir konu da sosyalistlerin İttihatçılar üzerine etkisi, özelikle de 1917 Bolşevik Devrimi’nin etkisiyle Anadolu’da ortaya çıkan komünist heyulanın yoksul halk tarafından inançlarıyla birlikte benimsenmesiyle yok sayılamamasıdır. Esasen 1917’den önce de aydınlar aracılığıyla İTC’nin sol ve sosyal demokrat hareketlerden de etkilendiği söylenebilir.

Niyazi Berkes’e göre Narodnizm/ Halkçılık akımı Türkiye’ye Balkanlar’dan özellikle Bulgar aydınları yoluyla ikinci olarak İTC’nin yakın ilişki içinde bulunduğu Ermeni aydınları kanalıyla gelmiştir. O dönemde Çarlık Rusya’sından kaçan pek çok kişi de Rus topraklarında hayat bulan ideolojik görüşleri İstanbul’a taşımıştır. “Çok eskiden beri yakın ilişkiler içinde olunan Kırım, Azerbaycan, Kazan, Türkmenistan vb yerlerde Şubat Devrimi ile gerçekleşen altüst oluş İstanbul’a yansımakta gecikmemiştir. Rusya’da 1905 Şubat Devrimi’nin yenilmesinden sonra Müslüman aydınlanmacı öncülerden pek çoğu estirilen terörden kaçmış, 1908 Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a gelmişlerdir. Bunların en önde gelenleri Yusuf Akçura, Hüseyinzade Ali, Ahmet Ağaoğlu” (Akal, 2012: 46) gibi isimlerdir. Bu isimler sonrasında Türkçülük ve İslamcılığın harmanlanarak yeni toplumun inşasında burjuva karakterli bir ulus devlet kurmak için ihtiyaç duyulan ideolojinin öncüleri olacaktır. Yine İTC’nin etkilendiği bir diğer siyasi oluşum da Ermenilerin kurduğu biri Narodnik kaynaklardan beslenen diğeri de 2. Enternasyonale bağlı Taşnak ve Hınçak örgütleridir.

Sosyalizme ilişkin bilgilerin bir diğer kaynağının da Avrupa sosyal demokrat ve sosyalistleri ile sürgün döneminde oluşturulan yakınlık olduğundan söz edilebilir. Özellikle 1915’ten sonra bütün dünyada yükselen sol ve sosyalist hareketlerin etkisi İTC içinde de görülmüştür denilebilir. İTC içinde Mutediller adı ile bir muhalefet grubundan söz edilmektedir. (Akal, 2012: 47) 1916’da ki İTC kongresinde bu kanat “mesleki” temsil programı neticesinde Proudhoncu sosyalizm olarak adlandırılabilecek ‘kooperatifçi sosyalist devleti’ savunmuştur.

İktidarları süresince emekçi halkla pek alakası olmayan ve Takrir-i Sükun yasaları ile işçi grevlerini yasaklayan İttihatçılar, 1917 Ekim Devrimi’nin halk kitleleri üzerindeki etkisi ve uluslararası arenada elde etmek istedikleri destekten kaynaklı olarak Bolşeviklere yakın söylemler geliştirmişlerdir. 1920’de Anadolu’da Bolşevizmin etkisi yayınlanan gazetelerin içeriğinde, İslamla sosyalizmi ortaklaştırmaya çalışan bir çizgi açık şekilde görülür. Örneğin Erzurum’da çıkarılan Albayrak gazetesinde yayınlanan makaledeki bu sözler sadece Erzurum’da yaşanmamıştır; “Yeşil ve Kızıl… Biri ezanın yuvasından, diğeri makusun mevasından uçarak yeni bir mefkürenin ilhamı altında birleşen bu renkler, beşerün ufk-ı melülüne sıcak bir ruhla yürüyorlar. İnsanı prensipler hak ve adalet düsturları yeni dünyadan, Amerikalı diplomatın ağzından değil, eski dünyadan ve insanlığın vicdanı necibinden doğuyor” (Akbulut,1991: 33-34) 1918’de İTC’nin kapatılmasının ardından yurtdışına çıkan üst düzey kadroların Bolşeviklerle irtibatı ve Talat ve Enver Paşa’nın söylemlerindeki olumlu hava bunun taktiksel bir yakınlaşma olduğu fikrini doğursa da o dönem tüm dünyada olduğu gibi Anadolu halkı üzerinde de Bolşeviklerin etkisi ve bunun siyasi arenadaki yansımaları yadsınamaz. 1920’de iyice belirginleşen bu etkilenme, 1921’de Mustafa Suphi’lerin katledilmesinin ardından bıçak gibi kesilmiştir. İTC’nin Bolşeviklerle olan ilişkisi detaylı olarak bir başka yazıda incelenecektir.

İttihat ve Terakki’yi Yok Sayma

Mustafa Kemal de tıpkı diğer yıldızlaşan Milli Mücadele önderleri gibi eski bir İttihat ve Terakki Cemiyeti/ Fırkası üyesidir. Ancak daha sonra eski İttihat ve Terakki üyeleri arasında ortaya çıkan iktidar savaşı- ki ancak 1926 suikast davası ile bir taraf tamamen hezimete uğradıktan sonra bitmiştir- Türk tarih yazıcılığında ya İttihat ve Terakki düşmanlığına, ya da İttihat ve Terakki’yi yok sayma eğilimine dönüşmüştür. Yüzeysel biçimde sanki kişilerin iktidar olmak için birbirlerini yok etmesi biçiminde anlaşılan bu kavram, verili tarihsel koşullarda aslında bireylerin kişiliklerinde somutlaşmış farklı politik taktik ve stratejilerin, farklı politik önermelerin savaşıdır. Bu bütün dünyada verilen siyasi mücadelelerde böyle olmuştur. Bir toplumda farklı grupların, alt sınıfların talepleri, ister, istemez bireylerin isimlerinde somutlaşır, onların taleplerinde ifadesini bulur.

Kaynakça:

Ahmad, Feroz (1999) Modern Türkiye’nin Oluşumu, İstanbul: Kaynak.

Boratav, Korkut (2012) Türkiye İktisat Tarihi 1908- 2009, Ankara: İmge.

Akal, Emel (2012) Mustafa Kemal, İttihat ve Terakki ve Bolşevizm, İstanbul: İletişim.

Akbulut, Dursun Ali (1991) Albayrak Olayı, Erzurum.

Meşrutiyet, Emperyalizm ve İşçi Hakları”, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, C6, (1988). İstanbul: İletişim.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!