/ Devrimci Perspektif / AKP Rejimi Sopa Gösteriyor

AKP Rejimi Sopa Gösteriyor

on 14 Kasım 2014 - 21:26 Kategori: Devrimci Perspektif
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

AKP ve başı RTE, içeride dışarıda engellerle karşılaşsa da şimdiye kadar bunları aşmasını bildi ve yoluna devam ediyor. Peki ite kaka ülkeyi nereye sürüklüyorlar? Evvela söyleyelim bu ite kaka yöntemi tekme tokata dönüşmeye başlayacak gibi. Efendiler, Kobane protestoları ile oluşan ortamdan istifade ederek, adeta fırsat bu fırsattır diyerek, demokratik hak ve özgürlükleri daha da kısıtlamanın derdine düşmüşler. Adeta sıkıyönetim ve olağanüstü hal koşullarının sürekli hale getirilmesi söz konusu. Bu çerçevede İç Güvenlik Reformu Yasa Tasarısı diye bir şey ortaya attılar. Polis ve jandarmanın yetkilerinin arttırılması, ballandıra ballandıra anlatılıyor. Böylece toplumsal muhalefete karşı zaten azgınca kullandıkları kolluk terörünü daha açık hale getirmeyi planlamışlar. Yani, çok geniş yeni yetkilerle donatacakları polisler, protestocu öldürme işini daha gönül rahatlığıyla yapabilecek, daha rahat işkence edebilecekler. Arınç diyor ki “yaygın bir şiddet söz konusu olduğu hallerde güvenlik güçlerinin elini güçlendirecek ve onlara yeni imkanlar ve kullanabileceği yeni alanlar tesis etmeyi” amaçlıyorlarmış. Kukla başbakan Ahmet Davutoğlu, yeni yasanın molotof kokteyli atmak ile bomba atmayı eşit suç sayacağını söyleyip ekledi “Yakılan her TOMA’nın yerine gerekirse 5 TOMA, 10 TOMA alınacak.”

Aslında kukla başbakan meğerse şark kurnazlığı yapıyormuş. Zaten TOMA siparişleri önceden planlanmış ve yandaş şirkete paslanmış bile. O şirketin borsadaki hisseleri de roket hızıyla yükselişe geçmiş. Ayakkabı kutularına milyon dolarları sığdıranların “Yeni Türkiyesi”nde boş geçmek yok. Her telden, her kıldan tüyden pay kapılacak, komisyon alınacak. Böyle bir Türkiye “Yeni Türkiye”.

Yasama, Yürütme, Yargı Tek Kişide Birleşiyor!

AKP, demokrasi diyerek geldi. Söyleminin temelini bu oluşturuyordu. Liberalleri ve sol liberalleri, ileri demokrasi martavallarıyla arkasına aldı. Kemalist askeri ve sivil bürokrasiyi tasfiye ederken AKP bloğu en geniş sınırlarına ulaşmıştı. AKP’nin arkasındaki uluslararası destek tamdı. İçeride yetmez ama evetçilerden, liberal entellere, Gülen cemaatinden TÜSİAD ile ifade edeceğimiz Türkiye büyük sermayesine kadar çok geniş bir koalisyon AKP’nin arkasındaydı. Derken köprülerin arkasından çok zaman geçti ve bu koalisyondan geriye AKP’nin yandaş sermaye gruplarından başka bir şey kalmadı.

Gelgelelim AKP ve RTE de ne kadar dişli olduklarını kanıtladılar. Cemaatin bileğini büktüler, ABD ile kısmi didişmeleri göze aldılar. Yolsuzluk skandallarının altından kalkmasını bildiler, Gezi isyanı ile zirvesine ulaşan toplumsal muhalefeti “orantılı adam öldürme” yollarını keşfederek bastırdılar. Ve bu arada Kürt hareketi ile müzakere sürecini bir oyalama, idare etme ve avantaj kazanma süreci olarak iyi yönettiler. Dün de bugün de müzakere sürecini kendi seçim hesaplarına endekslediler ve bunda da başarı gösterdiler.

Ama neticede artık yalnızlar. Ayaklarının kaydığı anda işlerinin biteceğini iyi biliyorlar. Sadece kendi ikballeri kararmayacak, aynı zamanda en azından RTE’nin sıkı sıkıya bağlı olduğu İslami ideolojik çerçeve ve bu bağlamdaki hedefleri de karaya oturmuş olacak. Yani Türkiye’yi Konyalaştırma operasyonu yarıda kesilecek ve ülke tam ters bir yönelime girecek. Böyle bir durum, siyasal İslam’ın sadece Türkiye’de değil, bölgesel çapta yenilgisi olacaktır. Bu yüzden de RTE tökezlememek zorundadır. Bunun anlamı da seçimleri aralıksız kazanmaktan başka çaresinin olmadığıdır.

RTE’nin seçim zaferlerinin arkasındaysa toplumun yaşam biçimleri üzerinden kutuplaştırılması bulunuyor. Bundan dolayı RTE, söz konusu kutuplaşmanın sürmesi için elinden geleni yapıyor. Halkta şu algı yaratılmaya çalışılıyor: “Bir tarafta dindar, halk adamı bir lider olan RTE; diğer tarafta ise dinsiz elitistler ve Aleviler var.” Bu kutuplaşma ne kadar keskinleşirse diye düşünüyor RTE “ben karlı çıkarım; çünkü toplumun en az %50’lik bir dilimi benim için kolay hedef durumunda.” Rakibi CHP’nin ise doğal sınırı taş çatlasa %30.

Diğer taraftan RTE’yi ihya eden bu kutuplaştırmanın belirli yan etkileri bulunuyor. En başta da ötekileştirilenlerin tepkisinin şiddetlenmesi. Bunu Gezi’de gördük. Gezi protestoları, başka bir ülkede olsaydı rahatlıkla hükümeti götürebilirdi. AKP’nin ayakta kalmasını sağlayansa doğrudan söyleyecek olursak polis terörüydü. Tamam, belki AKP’nin toplumsal desteği sağlamdı, ama ne olursa olsun AKP ödünler vermeye başlasaydı, devamı gelecekti. Geri adım atmamanın maliyeti ise ileri demokrasi martavallarının ipliğini pazara çıkaran yaygın polis terörü ve öldürülen canlardı.

RTE bu zor günleri hiç unutmadı, unutmayacak. AKP karşıtı enerjinin ne kadar güçlü olduğunu biliyor. Bu enerji, şimdilik eylemlerle, çatışmalarla, ölüm ve sakat kalmalarla geçen bir yıldan sonra kabuğuna çekilmiş durumda. Ama bu sükunet, nereye kadar sürecek? Üstelik, geri dönüşün daha olgunlaşmış, daha radikalleşmiş ve sola kaymış biçimde gerçekleşmesi ihtimali oldukça yüksek. AKP’nin en çok nefret ettiği, en kararlı ve en inatçı, yoksul halk merkezli bir programı olan sosyalistler de bu işin merkezinde yer alıyorlar. Kısacası toplumsal muhalefetin olgunlaşarak geri dönme ihtimali, RTE için bir hayli ürkütücü. Yani RTE için gelecek her zamanki gibi tehlikelerle dolu ve sokak bu tehlikelerin en başında geliyor.

Muhalefete Tahammül Sınırları Daralıyor

İşte bu nedenle RTE sokak dinamiğinin önünü önceden kesmek, tedbirini alıp kararlılığını ortaya koymak ve geleceğe hazırlanmak için sözünü ettiğimiz İç Güvenlik Reformu Yasa Tasarısı’nı devreye sokuyor. Kobane protestolarından sonra başlayan şiddet eylemleri, gerekli bahaneyi RTE’ye sunmuş oldu.

Bu noktada Kürt halkının son derece örgütlü yapısıyla AKP’nin yutamayacağı kadar büyük bir lokma olduğunu belirtelim. Yani Kürtlere karşı topyekün bir saldırıyı AKP asla göze alamayacaktır. Diğer taraftan pazarlık süreçlerinin aksadığı dönemlerde akan kanın hesabının verilmemesi ve milliyetçilik taslamak adına yapılan sertlik şovları için AKP’nin bu yasaya ihtiyacı var. Nitekim Roboski’nin faillerinin ortaya çıkarılmaması, meseleyi çok açık bir şekilde anlatan iyi bir örnek. AKP bu noktada devlet geleneğinin tipik bir tavrını sürdürmüş oluyor: “benim adıma cinayet işleyen katilimi korurum”. Kolluk kuvvetlerinin yetkilerinin olağanüstü boyutlarda arttırılması, bu anlamda verilmiş bir mesajdır. Zaten eylemlerde sağa sola ateş açan, ramboluğa soyunan, biber gazı ve plastik mermiyi göz ve kafa gibi hayati bölgeleri hedef alarak ateşleyen, gözaltılarda işkence eden ve bütün bunlardan çoğunlukla zevk alan bir kolluk düzeni var bu ülkede. Türkiye’de polisin halen dünyada eşine az rastlanır bir vahşilik seviyesinde olduğunu belirtmek gerekir. Bir de bu haliyle kalkmış kolluğun yetkilerini tırmandırıyorlar. Bunun anlamı, 1990’ların güvenlik devletine Konyalaştırma misyonu etrafında geri dönüş demektir.

Diğer taraftan bu yasa tasarısının niyetlendiği asıl vuruş, Gezi dinamiğine odaklanmaktadır. Zira, Kürt hareketi ile AKP’nin yıllardan beri sürdürdüğü, karşılıklı güvensizliğe ve güçler dengesine dayanan bir ilişkisi var. Kobane’de umutla IŞİD zaferini bekleyen AKP siyaseti bile bu durumu değiştirmeyecek. Oysa Gezi dinamiği Kürt hareketi gibi örgütlü bir güç değil. Hatta esas özelliği örgütsüz olması. Bu durum hareketin en temel zaafiyetini oluşturuyor. Yani dağınık kitleler polis baskısı için kolay hedef durumundalar. Gezi dinamiği bir sınıf hareketini de kendi içerisinden çıkaramadığı ölçüde AKP’ye karşı bir protesto hareketi sınırlarını aşıp ciddi bir caydırıcılık kazanamıyor. İşte RTE de bu durumun farkında olduğu için fırsat doğmuşken Gezi ile hesabını görmek istiyor. Ekonomik büyümenin durma noktasına geldiği, işsizliğin tırmandığı ve ardı ardına gelen büyük işçi katliamlarının sonrasında bu durum daha bir aciliyet kazanıyor. Üretimden gelen gücün kullanılmadığı protesto hareketlerinin devlet baskısı karşısında bir saatten sonra savunmasız ve çaresiz kaldığı ortadadır.

Sosyalist Sol Fırsatlardan Yararlanamıyor

Toplumsal muhalefete anlamlı bir yörünge çizebilecek tek güç olan sosyalist hareket, Gezi’den sonra açılan elverişli ortamı, ne yazık ki değerlendiremiyor. Bunu başarabilmek için, yani Gezi’den beslenip aynı zamanda Gezi’yi besleyebilmek için somut işler çıkarmak gerekiyor. Yani, salt tepkisel eylemlerle hızla değişen gündemin peşinden oradan oraya savrulmakla sosyalist sol, sadece kendini tüketiyor. Oysa somut işlerle fark yaratılabilse durum bambaşka olacak. En başta uğruna mücadele edilecek, bir süreç olarak kavranacak, emekçiler ve gençlerden destek bulacak talepler ortaya koymak gerekiyor. Bir şeyi istemek ve bu istek için insanları mücadelede birleşmeye davet etmek! Açık istemler ve somut işler ortaya koymak. Sosyalist sol, Gezi’den beri henüz bu noktaya gelebilmiş değil.

Bu somut işlerin başında da Gezi’de canlar alan polis terörüne karşı güçlü kampanyalar yapılması gelebilirdi. Örneğin canlarımızın katillerinin bulunması, bulunanların da en şiddetli cezalara çarptırılması için ülke çapında güçlü ortak kampanyalar düzenlenebilirdi. Ya da ölümlere ya da sakat kalmalara yol açan biber gazı ve plastik mermi kullanımının yasaklanması için çaba sarf edilebilirdi.

Ama bakıyorsunuz ki tam tersi olmuş. Yani, sol bu gibi konularda atıl kalırken AKP kolları sıvayıp polisin yetkilerini arttırmak içi devreye girmiş. Oysa daha önceden güçlü bir kampanyalar örgütlenmiş olsaydı, belki biber gazı ve plastik mermi yasaklanmış olmayacaktı, ama bugün böyle bir yasa taslağı da ortada olamayacaktı. Ve her şeyden önce güçlü bir çalışmanın etkisiyle toplumsal hafıza ve duyarlılık gelişecek, güçlenecekti.

Peki güçlü bir kampanya nasıl yapılır? Aslında özel bir şeyden bahsetmiyoruz. Kent merkezleri, üniversiteler, elimizin uzanabileceği mahalleler, örgütlü olunan iş yerleri ve işçi havzalarında yaygın yapılacak afişlemeler, masa çalışmaları, kapı gezmeleri… Bölge mitingleri düzenlenir, kitle iletişim araçları mümkün mertebede yaygın bir şekilde kullanılır, duyarlı sanatçılardan destek alınır… Bu şekilde yapılacak olanların listesini uzatabiliriz. Ama önemli olan sosyalist solun ortak kampanyalar düzenleyebilmesi, iş ortaya koyabilmesi ve böylelikle kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekebilmesidir. Ne yazık ki sosyalist sol bu görevleri yerine getirecek bir aktiflikte değil, aynı zamanda dayanışma ve ortak iş çıkarma kültüründen de bir hayli uzak durumda. Neticede sınıf düşmanımız da boş durmayarak saldırılarını daha geniş bir alana yayıyor.

Bu gidişatın belirli bir noktadan sonra durdurulması büyük önem taşımaktadır. Bunun için de gündemin peşinde sürüklenmeyi bırakıp konulu-hedefli çalışmalar yapmak gerekiyor. Bu çalışmaları belirli bir zaman dilimini kapsayacak şekilde süreç içerisinde örgütlememiz gerekir. Ve tabi ki ortak çalışma kültürünü dar grupçuluğun, aktif iş yapan bir tarzı da tembelliğin önüne koymamız gerekiyor.

 

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı