/ Devrimci Perspektif / Akşener ve İYİ Parti Meselesi | Emre Güntekin

Akşener ve İYİ Parti Meselesi | Emre Güntekin

on 30 Ekim 2017 - 16:57 Kategori: Devrimci Perspektif
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Meral Akşener’in uzunca bir süredir beklenen “İyi Parti”si kuruldu. Meral Akşener ve ekibi uzunca bir süredir AKP’nin yargı eliyle dayattığı engellemelerle karşılaşıyordu. Sadece partiyi kurabilmiş olmaları bu açıdan kendileri için başarı.Fakat direkt sadede girmek gerekirse: Meral Akşener ve İyi Partisi Türkiye’de AKP karanlığından çıkış arayan milyonlar için bir umut olabilir mi? Kısa dönemli sosyal demokrat iktidarlar dışında on yıllardır sağ partiler tarafından eliyle yönetilen ve geldiği nokta ortada olan Türkiye’de yeni bir sağ parti, üstelik faşist parti kökenli bir partinin lideri bu ezberi bozabilir mi?

AKP iktidarı sürecinden ona alternatif olarak birçok aktör ön plana çıktı. Önce AKP’nin içinden Erkan Mumcu, Abdullatif Şener gibi isimler zemini yokladılar; fakat her ikisi de topa tam olarak giremedi. Sonra ılımlılaştırılmış ve muhalif sosa batırılmış bir İslamcılık örneği olarak Numan Kurtulmuş’un Has Parti’si denendi. Onun ömrü de Erdoğan, Numan Kurtulmuş’u satın alana kadar sürdü. Diğer taraftan Kılıçdaroğlu sosyal demokrat-ulusalcı kesimler için bir umut olarak parlamıştı; gelinen noktada Kılıçdaroğlu’nun AKP sonrası bir alternatif olabilme ihtimali giderek zayıflıyor. Adalet Yürüyüşü hamlesi bir süreliğine umutları canlandırmıştı; hatta Meral Akşener ve şürekasını bile kısa süreli bir bekleyişe zorlamıştı; ancak bu atılımın da ömrü ve etkisi saman alevi kadar oldu. Netice de geçmişte de birçok deneme oldu ve yakın gelecekte Meral Akşener ile uluslararası kapitalizmin de rahatlıkla güvenoyu verebileceği potansiyelde bir alternatif masaya konmuş durumda.

Meral Akşener’in diğer seçeneklerden farkı bulunuyor. Diğerleri AKP’nin “yükseliş” döneminin ürünleriydi; fakat Akşener’in İyi Parti’si tam da AKP’nin yerli ve uluslararası ortakları tarafından sorgulandığı, yalnız bırakıldığı ve giderek elden ayaktan düşmeye başladığı bir süreçte ortaya çıktı. AKP iktidarı şu an Erdoğan ve neredeyse artık ailesine kadar daralmış bir kadronun basıncıyla yolunda yürüyor. Erdoğan’ın nefesinin tükendiği yerde AKP iktidarından bahsetmek çok fazla mümkün olmayacaktır. İyi Parti’nin böyle bir sürece hazırlandığı çok açık.

Referandum döneminde MHP lideri devlet Bahçeli’nin kendini evet cephesine satması sonrası, Meral Akşenerlerin muhalefeti AKP’nin polis ve yargı eliyle ihraca dönüşmüştü. Akşener referandumda Hayır diyerek Ülkücü tabanda büyük oranda karşılık görmeyen Bahçeli’ye karşı çok stratejik bir hamle yapmış oldu. Yani Akşener’in rüzgarı “mücadele ederek yükselen lider” konumunda. Bu rüzgarı iyi kullanmak için OHAL karşıtı, Alevi dostu gibi görünen ılımlı bir görüntü vermeye çalışıyor. Partinin iddilarının liberal sosu,  Türkçü isim ile harmanlanıyor ve böylelikle her kesimden oy almayı hedefleyerek MHP’yi Meclis dışı bırakma potansiyelinin yanında AKP’nin canını iyice sıkma ihtimali bulunuyor. Hatta ve hatta karizmatik bir liderlik eksikliği ve iddia yoksunluğu içindeki CHP’nin MHP ile geçişken tabanı olan batı kentlerinde CHP’nin seçmenini “kazanma” ihtimali yadsınmamalı. Buraya kadar partinin kendi dinamiklerinden söz etmiş olduk. Asıl konuşulması gerekense otoriter bir sağa muhalefet eden ismin de sağdan çıkması.

Partinin kuruluşu sürecinde ortaya konulan söylem ve pratik itibariyle Meral Akşener’in AKP’nin Türk-İslamcı sentezine çok uzak olmadığı anlaşılabilir. Kuruluş kongresinden hemen sonra Hacı Bayram Veli Türbesi’ni ziyaret etmesi ve ziyaret sırasındaki türbanı ve bağlayış şekli muhafazakâr seçmene verilmiş bir mesaj gibi. Fakat Akşener AKP gibi Kemalizm’le de arasına bariyer koymuyor. Bu yönüyle de CHP’den umudunu kesen kitlelere de göz koyduğu açık. Dolayısıyla arkasına rüzgâr almış bir Akşener ve İyi Parti’nin AKP kadar CHP’yi de yıpratacağı bir gerçek. CHP’nin mevcut Türkiye koşullarında sağcılaşarak ve muhafazakâr seçmene göz kırparak Akşener’in İyi Partisi’yle yarışabilmesi mümkün görünmemektedir.

Peki Akşener Türkiye’nin AKP eliyle kangren haline getirilmiş sorunlarına bir çözüm üretebilir mi? Mesela Kürt sorunu. Bakıldığında Akşener’in geçmişi en az AKP kadroları kadar kirli… Esasında Akşener’de AKP’nin birçok ismi gibi kontrgerilla eliyle desteklenmiş İslamcı-faşist çeteler içerisinde yetişmiştir. Soner Yalçın’ın Çatlı’nın hayatını anlattığı Reis kitabında gençliği hakkında şunlar yazılı: “Abdullah Çatlı, İstanbul yaşamında iki ülkücü arkadaşının evlenmesine de vesile oldu. MHP İzmit İl Başkanı Nihat Güner, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde okuyan kız kardeşi Meral’i ülkücü arkadaşlarına emanet etmişti. Ülkücü hareket içinde o yıllarda fazla kız öğrenci yoktu. Ülkücüler bu nedenle Meral’i ‘maskot’ gibi yanlarında taşırlardı. Meral de doğrusu bu ya, erkek gibi kızdı. Kod adı ‘asena’ idi. Ülküdaşlarıyla kahveye bile gidiyordu. Öyle ya solcu kızlar gider de ülkücü kızlar gitmez mi?

Meral Güner ileride evleneceği Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine bölümü öğrencisi Tuncer Akşener’i İstanbul Beyazıt’ta çaycılık yapan Mustafa Volkan’ın kahvesinde işte bu vesileyle görüp aşık oldu. Meral’i, Tuncer Akşener’le tanıştırmak da Abdullah Çatlı’ya kısmet oldu. Aradan yıllar geçti, Meral ‘Akşener’ soyadını aldıktan sonra Mustafa Volkan’ın kahvesini hiç unutmadı. İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturduktan sonra, çaycı Mustafa Volkan’ın avukat olmuş oğlu Fatih Volkan’ı kendisine avukat tuttu.”

Akşener’in aralarında yetiştiği isimlerin kirli sicilini burada ortaya dökmeye gerek yok.

Peki Akşener geçmişini reddediyor mu? MHP’den ihraç edildiği Nisan 2016’da şu açıklamayı yapan birisinin geçmişiyle ilgili bir sorgulamaya girdiğini söylemek imkânsız:

“Ben, İçişleri Bakanlığı yaptığım dönemde tarihin en uzun, en geniş, en kapsamlı sınır ötesi harekâtına imza atmış bir bakanım. Utanarak söylüyorum bazıları diyor ki sosyal medyada ‘Meral Akşener MHP’ye genel başkan olmasın, faili meçhullerin sorumlusu O’dur’ diyorlar. Ne derseniz deyin hepsi kabulümdür. Bu ülke için, bu milletin birliği beraberliği için bir şey yapılması gerekiyorsa yapmışımdır, sorumluluğunu da sonuna kadar alıyorum.”

Diğer yandan işsizlik, yoksulluk, adaletsizlik gibi konular İyi Parti’nin farklı bir programı var mı? İyi Parti’nin bu tarz emekçileri ilgilendiren konularda AKP’den çok farklı şeyler söylemeyeceği bariz ortadadır.

Aradaki tek fark AKP ile iyice raydan çıkan burjuva demokrasisinin, izlenen dış politikanın uluslararası kapitalizmin çıkarları doğrultusunda yeniden restore edilmesi olacaktır.

Kaderine cilvesine bakın ki Meral Akşener 2001 yılında DYP’den istifa ettiğinde, Fazilet Partisi’nden ayrılarak AKP’yi kuran Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül gibi isimlerle sıkı fıkıydı. Hatta o dönemde AKP’ye katılması an meselesiydi. Fakat sonra her ne olduysa iki ay gibi kısa bir sürede fikir değiştirerek Erdoğan ve tayfasını milli görüş çizgisini sürdürmekle eleştirmiş; ardından soluğu MHP’de almıştı. Gelecekte Akşener’in AKP iktidarının mezar kazıcılığına soyunması mevcut Türkiye siyasetinde şaşırtıcı olmayacaktır.

Emekçi halklar için böyle bir çıkışın umut olamayacağı çok açık. Sağcılaşarak, onlarca yıllık ezberlerle ortaya çıkarak Türkiye halklarının üzerine çöken karanlığı ortadan kaldırmak mümkün değildir. Kurtuluşun reçetesi belli. Düzen siyasetinin bu reçeteyi uygulamaya ne gücü ne de iradesi yeter. Emekçiler kokuşmuş burjuva politikacılarına değil, düzenin mezar kazıcısı sosyalist bir alternatife omuz vermelidir.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!