/ Devrimci Perspektif / Chavez Yeniden Seçildi

Chavez Yeniden Seçildi

on 8 Ekim 2012 - 01:24 Kategori: Devrimci Perspektif
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
8 Ekim, 2012
 V.Umut Arslan
 Hugo Chavez, %54.4 oyla 3.kez devlet başkanlığına seçildi. Mülk sahibi sınıfların temsilcisi, ABD yanlısı Henrique Capriles ise oyların %44.9’unu alabildi. Chavez yine seçildi ama oylarında geçmiş döneme göre yaklaşık 7 puanlık bir düşüş yaşandı.
Chavez, ‘21.yy Sosyalizmi’ sloganını kullanıyor; kırmızı gömleği, sıkılı yumruğu, popülist dili, Küba ile dostluğu devrimci ve halkçı imajının diğer tamamlayıcıları. Mülk sahibi sınıflar, Chavez’den nefret ediyorlar. Siyasi açıdan kutuplaşmış bir ülke Venezuela. Bu kutuplaşmada Venezuelalı emekçiler Chavez’i destekliyorlar. Daha solda emekçilerse sağın zaferini istemedikleri için beğenmeseler de seçimlerde oylarını Chavez’e veriyorlar. Bu sayede Chavez, 1999’den beri 13 yıldır iktidarda ve sağlık durumu elverirse bir 7 yıl daha daha iktidarda olacak. Kanser hastası olan Chavez, Küba’da tedavi görmüş ve hastalığı tamamen yendiğini ilan etmişse de spekülasyonlar bitmiş değil. Spekülasyonlar bir yana Chavez 13 yıldır iktidarda ve bir 7 yıl daha, 2019’a kadar, Venezuela devlet başkanı olmaya hak kazanmış durumda.
Venezuela seçimleri başta Latin Amerika olmak üzere tüm dünyanın yakından takip ettiği bir seçim oldu. Türkiye solunun hemen her kesimi başından beri ‘21.yy Sosyalizmi’ni alkışladı. Chavez’in devrimcilik imajı pek de sorgulanmadan kabul edildi. Örneğin Chavez’in son seçim galibiyeti TKP’nin internet sitesi sol.org.tr tarafından “Halkın Zaferi” diye manşetten duyuruluyordu.
Peki, lafa değil de icraata bakarsak – ne de olsa 13 yıldır iktidarda bu adam- kimdir bu Hugo Chavez? Bize söyledikleri gibi ‘21.yy sosyalizmi’ni inşa edecek bir devrimci mi yoksa yaptıklarına devrim diyen bir reformist mi? Uzun uzun tartışmaya gerek yok, az değil 13 yıllık bir iktidar süresince yapılanlar ve yapılmayanlar ne de olsa ortada. Şöyle bir özetleyelim:
1) 1999’dan beri devam eden Chavez iktidarında, emekçilere hitap eden kısmi bir takım reformlar yapılsa da devletin kapitalist karakteri olduğu gibi durdu, hatta bürokrasi gelişti ve güçlendi. Sadece bürokratik mekanizmaların başında Chavez’e ve partisine yakın ya da öyleymiş gibi yapan bir sürü kariyer düşkünü doluştu. Üstelik bunların birçoğunun boğazına kadar yolsuzluğa batmış olduklarını belirtelim. Hatırlatmaya gerek var mı bilmiyoruz ama yine de belirtirsek devrim ve sosyalizm, kapitalist devletin yıkılmasını bunun yerine aşağından örgütlenen işçi ve köylü konseyleri temsilcilerine dayanan yeni tipte bir işçi devletinin inşasını öngörür. Chavez ise burjuva devleti güçlendirmiştir.
2) Chavez döneminde kapitalistler gerilemek şöyle dursun zenginliklerine zenginlik katmışlardır. Özel sektör ülke ekonomisindeki payını 1998’den 2008’e %64.7’den %70.9’a çıkarmışlardır(1). Yani kapitalistler Chavez’den hiç hoşlanmasalar da süreçten hiç de zararlı çıkmışa benzemiyorlar. Üstelik Chavez bürokrasisi ile iş tutan ve adına Boliburjuvazi denen türedi zenginler vardır. Chavez de kendi zenginini yaratmıştır. Oldukça istisnai olan kamulaştırmaların çoğuysa zaten batık işletmelerdi ve geri kalanın parası sahiplerine ödenmişti.
3) Chavez döneminde Venezuela’nın temel sorunları çözülememiştir. Venezuela’da hala büyük bir konut sorunu vardır. Milyonlarca fakir insan içinde yaşanmayacak semtlerde ve evlerde hayat sürdürmektedir. Resmi işsizlik oranı %8.3 olduğu gibi gerçek rakam bunun çok üzerindedir(2). Bunun dışında Venezuela çalışabilir nüfusunun yarısı informal sektörlerde çalışmaktadır. Kısacası ülkenin yarısının doğru düzgün bir işi yoktur. Bu durum da neticede Venezuela’nın geri ve yoksul bir ülke olarak kalmasında belirleyicidir. Ülkedeki büyük suç oranı konusunda da ileri gidilememiştir. Venezeula hala dünyanın en tehlikeli ülkelerinden birisidir. Suçun kendisinin polisiye bir konu olmadığını yoksulluk ve kapitalist çarpıklıkla el ele gittiğini unutmamak gerekir, yani bu bir göstergedir.
4) Yoksullara yapılan yardım konusunda da gözden kaçırılmaması gereken hususlar bulunmaktadır. Birincisi devrimciler elbette ki bu yardımları desteklerler ama özünde sosyal demokratik reformlar olan bu tarz yardımlar işçi sınıfını güçlendirmemektedir. İşçi sınıfı ve yoksullar doğru düzgün iş, çalışma, üretim, sendika, örgüt vb ile güçlenirler. Doğrudan sosyal yardım ise bir tür bağımlılık ilişkisi yaratır ki bundan ilerici bir sonuç çıkmaz. Hatırlanacak olursa Türkiye’de de İslamcı belediye ve iktidarlar bu tarz yardımlarla bir tür bağımlılık ilişkisi yaratmışlardır.
5) Chavez, kendisine muhalefet edilmesini sevmemekte denetimi altına alamadığı daha soldaki unsurları bastırmaktadır. Chavez iktidarı ülkenin en büyük işçi sendikasını denetimi altında tutarken canını sıkan işçi direnişlerine, grevlere ve bunların önderliklerine saldırmakta çekince görmektedir. Yaklaşık 125 işçi hareketi militanı Chavez iktidarı tarafından zindanlarda tutulmaktadır.(3) Bunun anlamı da Chavez iktidarının devrimci işçi hareketine olan düşmanlığıdır. Burjuva devletin başında şu an Chavez vardır ve o bu düzeni korumaktadır.
6) “Joaquin Perez Becerra, gerilla hareketi FARC’ın Avrupa sorumlusu, İsveç’te yaşamaktaydı. Nisan 2011’de bir konferans için Venezuela’ya gelir. Derken “sosyalist” Chavez, Becerra’yi gözaltına aldırır ve apar tapar sağcı kontra Kolombiya hükümetine teslim eder.” Evet, Chavez solcu gerilla örgütünün Avrupa temsilcisini Kolombiyalı cellatlara teslim etmiştir. Bütün sosyalistlerin midesini kaldırması gereken böyle bir icraatı yapabilen birisi sosyalist olabilir mi? Becerra ve genel olarak Kolombiya devrimcileri ve emekçileri umrunda değildir Chavez’in. O kendi ikbalinin peşindedir. Bundan daha büyük anti-sosyalist bir davranış olabilir mi? Chavez, aynı şekilde elinde binlerce devrimcinin kanı olan Ahmedinejad’ın en yakın dostu değil midir?
7) Chavez’in anti-emperyalistliği ise farklı bir emperyalist blok yaratmaya çalışmaktan ibarettir. Çin ile Rusya öncülüğünde, İran, Brezilya gibi ülkeler toplanıp ABD ve müttefiklerine karşı gelecek. Farklı emperyal projeyi bir kenera bırakalım, yaygarayla sürüdürülen Chavez’e özgü anti-Amerikancılık da pek bir maddi temele dayanmıyor.  ABD’nin %10’a yakın enerji ihtiyacı Venezuela’dan geliyor. İsterse ABD’nin canını yakabilir Chavez. Ama bu durumda %50’sini ABD’ye sattığı petrolünü kime satacak? Durum böyle olunca ABD, 2002’deki başarısız darbe girişiminden beri statükoyu kabul etmiş durumda. Chavez’in anti-ABD’ci lafazanlığının pek bir hükmünün olmadığını da herkes biliyor zaten.
Sonuç
Chavez bir seçim daha kazanmasına kazanmıştır ama kimse emekçileri kandırmaya kalkmasın. Chavez olsa olsa bir sosyal demokrat olabilir. Sosyal demokratlar, Ecevit’in ‘toprak ekenin su kullananın’ sloganında olduğu gibi halka yaslanmak için popülizme yelken açmak zorundadırlar. Başbakan Ecevit 1970’lerde nasıl ki burjuva düzene sadıktı ve gerektiğinde işçi hareketine ve devrimcilere saldırmaktan çekinmiyordu, Chavez için de durum aynıdır. Chavez’in özgünlüğünü mümkün kılansa Ecevit’in mahrum olduğu dünyanın en zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarıdır. Petrol fiyatları yüksek seyrettiği sürece Chavez gemisini bir süre daha sürdürecektir ama oylarındaki ciddi azalış da tıkanma noktasını işaret etmektedir.
Devrimciler, işçi sınıfının Bolivarcı popülizmin peşinde gitmemesi için çaba sarf ederler. İşçi sınıfının bağımsız devrimci çizgisini geliştirmesiyle Leninist bir öncünün liderliğinde sömürü düzenini yenip sosyalizmi kurabileceğini, bunun da ancak proleter devrimler sayesinde mümkün olacağını bıkıp durmadan anlatırlar.  Diğer taraftan işçi sınıfının bu yola kazanılması Chavez karşıtı ültimatomlar vererek mümkün olmaz. Tersine bu tarz bir sekterlik devrimcileri işçilerden izole edecektir. İşçilerle devrimci program arasındaki köprü birleşik işçi cepheleriyle kurulabilir.

Veli Umut Arslan

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı