/ Devrimci Perspektif / Evrim ve Din | Gökçe Şentürk

Evrim ve Din | Gökçe Şentürk

on 6 Eylül 2017 - 13:42 Kategori: Devrimci Perspektif
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Genel olarak bilimsel düşünceyle yani kabuller üzerinden değil de aklın deneyerek doğruladığı verileri kabul olarak ele aldığı ve bunu birikimli bilgilerinin her basamağının bir dayanağı yaptığı sistematik düşünce yöntemiyle, inanç yani sorgulama olmaksızın insanın öncelikle kendi üzerinde anlamlandıramadığı, kavramaya bilgisinin yetmediği ölçüde de olguları kendisinden güçlü bir varlığın tasarımına devrettiği öğreti arasındaki çelişki uzun zamandır devam ediyor. Kafa ve kol emeği ayrışmasının ortaya çıkardığı ayrıcalıklı kesimlerin gerçekleştirebildiği düşünme eylemi önce doğa felsefesi olarak adlandırılmış ilk çağlardan itibaren de ilk olarak doğayı anlama, insan yaşamında gündelik hayatın devam ettirilebilmesi için güvenilir bilgilerin elde edilebilmesi amacıyla ortaya konmuştur. Bu tarihten itibaren de ayrışma giderek, çizgisel olarak birinden diğerine geçiş şeklinde olmasa da felsefenin iki temel önermesi olan idealist ve materyalist yaklaşımlarla gündeme gelmiştir diyebiliriz.

Bilim tarihine içkin topyekün bir sorgulama gerçekleştirmediğimizden kabaca, açıklanamayan olguların mistik varlıklara devredilmesiyle doğa ve toplum arasında ortaya çıkan hiyerarşinin (tanrı ve evren), sınıflı toplumlarla birlikte toplumu oluşturan bireyler arasında da doğal bir sonuç olarak ortaya çıkarılması (yönetenler ve yönetilenler) ve bunun giderek kurumsallaşmış bir yapı olarak merkezileşmesiyle kendisini kıracak düşüncelere hem felsefi hem de toplumsal manada engel olduğunu söylemek mümkün. Eğer öyle olmasaydı dünya ve evrene dair birtakım gerçeklerin (dünyanın güneş etrafında dönmesi, dünya merkezli evren fikrinden vazgeçilmesi gibi) kabul gördüğü 16.yy’dan binlerce yıl önce ortaya atılmasına rağmen neden kabul görmediğini açıklayamazdık. Felsefi anlamda değil ama bilimsel anlamda bugün gerçek olarak kabul ettiğimiz bazı düşüncelerin kabul görmesi için yönetici sınıflar arasındaki çatışmanın üretim biçiminin değişmesi noktasına kadar gelmesi ve yeni güçlerin bu yeni fikirlerin toplumsallaşmasından çıkarı olması gerekiyordu. Bilim Devrimi’nin de yönetme kabiliyetinin meşruluğunu tanrıdan alan feodal sistemden kapitalist ilişkilerin ortaya çıkması, ruhban sınıfı ve burjuvazi arasındaki çelişkilerin burjuvazi lehine sonuçlanmasıyla birlikte din ve bilim arasındaki bağımlılığı da devrimci bir kopuşla gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz.

Maddeci Bakış ve Evrim

Olguları değerlendirirken soyutlaştırarak yani onun üzerindeki diğer etkenleri devreden çıkararak ele aldığımızda meselenin insan için değişen toplum ve doğanın anlamlandırılması noktasından ortaya çıktığını söylemek mümkün. Dolayısıyla değişimin egemen olduğu olguların tarihselliğinden, tarihsel olanın zamansallığından, zamansal olanında da göreceliliğinden bahsetmek gerekiyor. İşte bu görecelilik tutarlı bir alt yapı ortaya konmadığı ölçüde felsefe ve bilimin sonra din ve bilimin zaman zaman birbirinden tamamen ayrıştırılmasına, zaman zaman da girift şekilde ele alınmasına olanak tanıyor. Toplumsal anlamda değişimin nasıl gerçekleştiğinin katı kurallar ve pozitivist bakışla değil de toplumu oluşturan etkenlerin hesaba katılarak tutarlı bir maddeci bakışla ele alınması Marx ve Engels tarafından 19.yy’da gerçekleştirildi. Yine 19.yy’da Darwin’in gemi yolculuğu sonrası 1859 yılında yayınladığı Türlerin Kökeni adlı eseri Marx ve Engels’in toplumsal değişimi anlamak için ortaya koyduğu diyalektik materyalist yöntemin doğa için de geçerli olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Evrim teorisi ortaya çıktığı tarihten itibaren bilinemezliğin korkulu ve haşmetli dünyasında anlamlandırılamayan canlılığın oluşumu ve gelişimi sürecini sabitlikten çıkartıp maddi temellerini ortaya koyarak yeryüzüne indirdi, değişim sürecinin merkezine oturttu. Bu anlamıyla da değişim mekanizmalarının artık insan için mucizevi olmadığı maddi evrenin kendi iç çelişkilerinin ortaya çıkardığı birikimsel süreçlerden devrimci dönüşümlerle meydana geldiği ortaya çıkmış oldu. Yani bu süreç daha net bir ifadeyle yaratıcının varlıkları oldukları şekliyle değişime uğramaksızın mükemmel şekilde yarattığı fikriyle özü itibariyle çelişiyordu. Tek tanrılı dinlerin bütün sistemi Tanrı merkezli bir ontoloji temelinde yükselir. Tanrı-evren ve Tanrı-insan arasındaki ilişkinin kurulmasından, ahirete dair inançlardan, ahlaki pratik eylemlerin rasyonel temellerinin oluşturulmasına kadar tüm sistem bu ontolojiye dayanır. Bu yüzden Evrim Teorisi’nin bu ontolojiye tehdit olup olmadığı veya başka türlü ifade etmek gerekirse, Evrim Teorisi’nin bu ontoloji ile uzlaşıp uzlaşamayacağı konusu; dinler ile Evrim Teorisi arasındaki en temel sorunsaldır.

Evrim ve Din Çelişkisi

Kısaca çelişkinin ortaya dayandığı kökenlere değinmeye çalıştık. Evrim ve yaradılış felsefi anlamda idealist ve materyalist önermelerin karşı karşıya gelişini ifade ediyorken, o dönemin sosyal, politik, ideolojik, kültürel ve bilimsel atmosferi; günün egemen düşünce sistematiği (liberalizm) ve iktidardaki serbest rekabetçi kapitalizmin iktisadi gereksinimleri gereği; kısacası dönemin koşulları gereği politik iktidarlar Darwin’e ve kuramına topyekûn bir karşı çıkış sergilemediler. Hatta doğal seçilimi toplumsal yapıyı açıklamak için kullanarak kapitalizmin rekabetçi ve eşitlikçi olmayan yapısını meşrulaştırmanın bir aracı haline getirdiler. 19.yy sonlarında Darwin’e ve kuramına karşı çıkış daha çok kilise çevrelerinin evrim kuramını savunanlarla giriştiği münazara benzeri tartışmalarla sınırlı kaldı. Hatta bu tartışmaların da en önde gelen Darwin yanlısı savunucusu İngiliz biyolog ve Darwin’in yakın arkadaşı Thomas Huxley’dir.

Evrim ve yaradılış arasındaki tartışma yer yer şiddetlense de 19.yy’ın sonlarına doğru İngiltere’de bir miktar karşılık bulduğundan, ama 20.yy’a geçişle birlikte de asıl kaynaklarını bulacağı ABD’ye geçtiğinden bahsedebiliriz. 20. yüzyılla birlikte koşullar giderek değişti ve evrim kuramına karşı çıkışın bayraktarlığı, değişen bu politik, ideolojik, iktisadi koşul ve iktidarların ihtiyaçları gereği giderek el değiştirdi. Bugün, kurama karşı çıkışın bayraktarlığını bu yüzden dini çevrelerden ziyade, dini kullanan belli politik çevreler sürdürüyor. Tartışma ABD’de, belli dönemlerde şiddetlenip belli dönemlerde sönümlendi.

20. yüzyılla birlikte kapitalizm, serbest rekabetçi döneminden tekelci dönemine geçmiş ve dini kurum ve kuruluşların iktidarını tehdit etme durumu ortadan kalktığı için de din, toplumsal yapıyı kapitalistler lehine dönüştürmenin bir aracı olarak görülmeye başlanmıştı. Bunun en belirgin örneği ABD’de yaşandı. Daha önce kilise ve dinle arasına kısmen de olsa soğuk bir sınır koyan kapitalizm, tekelci dönemine girilmesiyle birlikte sınırı kaldırıp kilise ve dinle ilişkilerini sıkılaştırdı, giderek iç içe geçti; din, politikalarda daha sık kullanılmaya başlandı. Buna ek olarak, ABD özelinde 20. yüzyılın başları, hızlı bir toplumsal ve teknolojik değişime sahne oluyordu. Özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında aldığı hızlı göçlerle ABD nüfusu oldukça değişmişti. Amerikalılık ve Amerikan değerleri yüceltiliyor, bu yönde radyo ve sinemada, medyada sürekli propaganda yapılarak Amerikan geleneğine vurgu yapılıyordu. Amerikan geleneğinin temel önemdeki parçası Evangelist-Protestan diniydi ve Amerikalılık ve Amerikan değerlerini yüceltmek adına dini duygular güçlendiriliyordu. Bu doğrultuda evrim karşıtı bir hareket geliştirildi ve bunun sonucunda, 1920’lerde, yirmi eyalette birden, evrim kuramının devlet okullarında okutulmasını yasaklayan 36 yasa kabul edildi. Evrim kuramı, Amerikalılık ve Amerikan değerlerini yüceltme adına yasaklanmıştı. Yasaklar yalnızca kağıt üzerinde kalmadı. Giderek etkinleştirilip tüm ülke çapında yaygınlaştırıldı. Yasağın ihlal edilmesi sonucu oldukça simgesel davalar da ortaya çıkmıştır. 1925 yılında Tennesse eyaletinde öğretmen John Thomas Scopes’un ihlalden dolayı hüküm giymesi tarihe Scopes/Maymun davası olarak geçmiştir. Bundan sonra evrim karşıtlığının hem ideolojik hem de fiziksel bütün materyalleri ABD menşeili olarak yayılmaya başlayacaktır.

Bilim dünyası ve toplumsal anlamda ciddi bir karşılık bulmayan tartışmalar çeşitli enstitü ve kurumların yaradılış lehine çalışmalar gerçekleştirmesi şeklinde devam etse de Evrim Teorisi yadsınamaz bir gerçeklik ve biyoloji biliminin ayrılmaz bir parçası olarak giderek yaygınlaşan şekilde okutulmaya ve araştırılmaya devam etti. 90’lardan itibaren de ortaya atılan “akıllı tasarım” projesiyle evrim yaradılış çatışması tekrar gündeme geldi. Özellikle ılımlı İslam projesinin devreye sokulduğu Ortadoğu coğrafyasında belirli bir karşılık bulduğundan ve Harun Yahya gibi şarlatanların da kaynağını buradan aldığından bahsetmek gerekir. Fakat bir diğer nokta da sadece Batı dünyasında değil dünyanın çok geniş kesimlerinde biyolojik bilimlerin vazgeçilmez önceli olarak evrim teorisi ortaya çıkan yeni alanları teknolojik gelişmelerin sağladığı olanaklarla canlılığın bilgisini edinmenin tartışmasız tek yolu olarak görülüyor. Tabi ortaya çıktığı dönemden bugüne bu çatışmada tarafların çeşitli eğilimleri olduğundan da kısaca bahsetmek gerekir. Aslında Richard Dawkins gibi din düşmanlığı ve ateizmin dayanağı olarak Evrim Teorisi’ni vazgeçilmez bir kaynak olarak gören kesimler dışında evrimsel biyolojinin zaten böyle bir tartışması yok. İkincil olarak da artık inanç dünyasının da 2014 yılında Papa’nın da Evrim Teorisi’ni kabul ettiğinden de anlaşılacağı üzere evrim ve din arasında bir uzlaşma yaratma hatta yaradılışla evrimi birleştirme gibi bir çabası var. “Doğanın evrimi, yaratılış kavramına ters düşmüyor, çünkü evrim teorisi de evrimleşen varlıkların yaratılmış olmaları ön koşulunu gerektiriyor” argümanıyla artık tarih dışı bir tartışmada insanlık önünde komik duruma düşmemek gibi bir eğilim de var.

Türkiye’de Evrim Tartışmaları

Evrim tartışmasının kızılca kıyamet devam ettiği nadir ülkelerden biri de Türkiye. Düzenli aralıklarla özellikle AKP iktidarı boyunca bilim çevrelerine getirilen kısıtlama ve saldırıların konusu olarak da gündeme geliyor. TV programlarında her biri birbirinden garabet zeminleri itibariyle aynı kaideye oturmayan iki meseleyi insan aklıyla dalga geçer nitelikte sözüm ona tartışıyorlar. Fakat Türkiye’de mesele aslında ABD’de olduğu gibi çeşitli finansman desteğine sahip kuruluşların yumurtlamalarından çok daha fazlasına işaret ediyor. AKP, İslami ve otoriter bir tek adam rejimi çervesinde ülkeyi yeniden dizayn etmek istiyor. Bunun olmazsa olmazı yeni rejimle uyumlu – “kindar ve dindar”– nesillerin yetiştirilmesi. Ateizm, komünizm ve evrim aynı potada eritilerek topluma aba altından sopa gösteriliyor. Bu doğrultuda da 22 Temmuz itibarıyla 9. Sınıfta işlenen “Hayatın Başlangıcı ve Evrim” ünitesi müfredattan çıkarıldı. Haberin gelmesinin ardından bu kez tartışmayı körükleyen de Nuray Mert’in Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesinden müfredat değişikliğini onaylar nitelikte ortaya döktüğü argümanlardı. AKP’nin serpilme döneminde büyük katkıları olan, “yetmez ama evet”çi Mert’in yazdıkları iki çift sözü hak ediyor. 24 Temmuz tarihli yazısında “İslâma uygun veya değil, ben de evrim teorisinin bilim yerine konmasına karşıyım. Adı üzerinde evrim teorisi, ne kadar bilimsel kesinlik kazandırılmaya çalışılırsa çalışılsın veya ne kadar bilimsel çürütülmeye çalışılırsa çalışılsın nihayetinde insanın oluşumuna ilişkin bir akıl yürütme biçimi ve bu şekilde değerlendirilmesinin öğrenciyi bilimden soğutması söz konusu değil…” Bu argümanı, Harun Yahya bir diğer adıyla Adnan Oktar’ın kedicikleri ve ömrünü Evrim Teorisi’ni çürütmeye vakfetmiş birtakım ezbercilerden başka kimse dile getirmiyor. Biz yine de söyleyelim; teori kanıtlanmamış değil, yanlışlanmaya açık anlamı taşır. İktidarın değirmenine su taşımak için kelimelerle oyun oynamak bunu da “ben her kesime eşit mesafede yaklaşıp doğru bildiklerimi söylemekten korkmuyorum” kisvesi altında yapmaya çalışmak rezil olmanıza sebebiyet verebilir.

İş cinayetleri, kadın cinayetleri, çocuk işçilik gibi konularda olduğu gibi Evrim Teorisi’nin düşmanlaştırılması noktasında da dünya sıralamasında zirvelere oynayan Türkiye’de, Evrim’in müfredattan kaldırılması ile ilgili tartışmaların sürdüğü dönemde ODTÜ, Boğaziçi, Bilkent, Hacettepe ve Ankara üniversitelerinde görev yapan biyoloji bölümü öğretim üyeleri ve derneklerin MEB’e hazırlayıp sunduğu rapor “Evrim teorisinin” dünyada yalnızca Suudi Arabistan’da öğretilmediği, İran’da ise evrime 60, Darwin’e 11 sayfa ayrıldığını gösteriyor.

Eğitimin toplumun köklerine sirayet edecek biçimde muhafazakârlaştırılmak istenmesine karşı yılmadan mücadele etmek, gelecek nesillerin özgürce bilgiye ulaştığı, toplumsal olarak kendisini gerçekleştirebildiği alanlar yaratmak zorundayız. Bu zorunluluk her geçen gün daha şiddetli biçimde hissediliyor.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!