/ Devrimci Perspektif / Fahişelik: Bitsin Artık İnsanın İnsana Köleliği! (Güneş Gümüş)

Fahişelik: Bitsin Artık İnsanın İnsana Köleliği! (Güneş Gümüş)

on 21 Ekim 2014 - 20:00 Kategori: Devrimci Perspektif, Güneş Gümüş
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Son iki yıldır Ankara’da yaşayanlar ya da yolu Ankara’ya düşenler için yerleri kaplayan fuhuş kartvizitleri artık vaka-ı adiyeden. 2012 sonunda Bentderesi’ndeki genelevin kapatılması sonrasında patlama yaptı bu durum. Genelevler aracılığıyla büyük oranda gözlerden ırak gerçekleşen fuhuş, AKP döneminde engellenmeye çalışılırken aksine yaygınlaşacağa ve daha görünür hale geleceğe benziyor. 2002’de AKP’nin iktidara gelmesinden sonra Türkiye çapında 56 olan genelev sayısı 45’e düşerken (çalışan kadın sayısı da 3000’den 1500’e indi) genelevde çalışmak için gerekli olan vesikaların verilmesi de durdurulmuş durumda. Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’nin Başkanı Kemal Ördek, genelevlerin kapatılmasının fuhuşu yeraltında çetelerin kontrolüne iterek kriminalize ettiğini ve yaygınlaştırdığını belirtiyor: “Türkiye’de son 10 yılda seks işçileri sayısı 3 kat artarak 300 bini buldu. Her gün yeni bir masaj salonu, günlük kiralık ev neden açılıyor sanıyorsunuz? Kimse kimseyi kandırmasın, muhafazakarlık adı altında yaşanan büyük bir ikiyüzlülük var. Sürekli fuhuş operasyonu yapılıyor, genelevler kapatılıyor ama fuhuş nasıl oluyor da giderek yaygınlaşıyor?

Sadece geceleri değil gündüz vakti kentin bazı bölgelerinde sokak başlarında bekleyen fahişelerle, kent merkezlerindeki günlük kiralık evlerle, mahallelere kadar yayılmış ağlarıyla fuhuş konusu gelecek dönemde gündemimize daha sık gelecek gibi görünüyor. Halk Cephesi’nin Sarıgazi’de “yozlaşmaya karşı mücadele” kapsamında fuhuş yapan ve yaptıranlara yönelik tavrı, sol içinde hararetli tartışmaları şimdiden tetikledi.

Bu yazı çerçevesinde, solda fuhuş konusundaki iki kutba (ahlakçılığın karşısında fuhuşun neredeyse övülmesi) kendimizi sıkıştırmadan devrimci bir tavır nasıl yükseltilir sorusuna cevap aramak niyetindeyiz.

Fuhuşa Neden Karşıyız? Ahlaksızlık?

Bir devrimcinin, Marksist’in fuhuş kurumuna onay vermesi mümkün değildir. Fuhuş, sınıflı toplumlarda ve en yaygın biçimiyle kapitalizmde paranın iktidarının en keskinleşmiş ifadesidir; insani yabancılaşmanın en üst boyutlarından biridir. Dolayısıyla fuhuşun karşısında yer almak gerekir. Peki hangi saiklerle? Halk Cephesi’nin Sarıgazi ve diğer mahalle örneklerinde gösterdiği gibi ahlaksızlık suçlamasıyla mı? Namus vurgusuyla mı? Elbette ki hayır. Fuhuşun ahlaksızlık üzerinden mahkum edilmesi, burjuva muhafazakar ahlak normlarına tekabül eder. Bu durum halkın ortalama değerlerinin (sağduyunun) ötesine geçilemediğinin ifadesidir. Sormak gerekir: Kimin ahlakı? Kimin namusu? Fahişelik yapan bir kadını namussuz, ahlaksız yapan nedir? Aile kurumu dışındaki cinsel ilişki biçimlerinin mahkum edilmesi temelinde bir ahlakçılıkla, namus vurgusuyla fuhuş konusuna yaklaşmak, kapitalizmin beslendiği ve kadının ezilmişliğine kaynaklık eden burjuva ailenin yüceltilmesine denk düşer. Bizim; halkımızın ahlakı, namusu diye sunulan ama burjuvazinin belirlediği ahlak normlarıyla işimiz olamaz: “…burjuvazinin, sömürülen sınıflara kendi ahlakını dayatmada hayati çıkarı vardır. Burjuvazi kitabının somut normları dinin, felsefenin veya şu ‘sağduyu’ denen melez şeyin koruyucu şemsiyesinin altına bizzat giren ahlaki soyutlamalar sayesinde maskelenir.” (Troçki, Onların Ahlakı Bizim Ahlakımız, s.21)

Devrimcilerin fuhuşa karşı çıkışı başka bir temele dayanır. Bu da fuhuşun kadın (ya da LGBTİ bireylerin) bedeninin bir seks objesi olarak metalaşması ve böylece kadının ezilmesinin perçinlenmesidir. Fuhuş, (gerçekleştiricisine göre kadın/LGTBİ ya da erkek) bedene ve dolayısıyla insan kişiliğine/benliğine yönelik doğrudan bir şiddet içerir; insan onurunun alçaltılmasıdır.

Cinsel ilişkinin bir para ilişkisinin nesnesi olmasına karşı olmak başka bir şeydir; fuhuş yapmak durumunda kalan (zorla ya da çeşitli koşulların altında isteyerek) kadınları/LGBTİ bireyleri hedef almak bambaşka bir şeydir. Lenin, fahişelerin burjuva toplumun çifte mağduru (“öncelikle, iğrenç mülkiyet sisteminin ve ikinci olarak onun berbat ahlaki ikiyüzlülüğünün”) olduklarını belirtirken fuhuşu, kadının ezilmişliğinin bir ürünü olarak gören Marksist geleneğin tavrını yansıtmaktadır. Fuhuş yapanlar, bu sistemin mağdurlarıdır. Dolayısıyla fuhuşa karşı mücadele adı altında fahişelere yönelecek bir şiddet kabul edilebilir değildir. (Hatta feministlerin yıldırımlarını üzerimize çekme pahasına söylemek gerekir ki paralı cinsel ilişkiye yönelen erkek de -tabii ki fahişelerle aynı ölçüde olmasa da- mağdurdur. Düşünsenize sınıflı toplumlar bir insanı en temel ihtiyacı, en yakın ilişki biçimi olan cinsel ilişkiyi ancak satın alarak gerçekleşebilir hale getirmektedir. Bu durum; insani yabancılaşmanın, bütün ilişkilerin para ilişkisine dökülmesinin en ileri boyutlarındandır.)

Seks İşçiliği mi?

Fuhuş konusuna yaklaşımlar çerçevesinde belirleyici tartışmalardan birisi de “seks işçiliği” tanımlamasıdır. Bu kavram ilk olarak liberal aktivist Carol Leigh tarafından 1978’de katıldığı bir konferansta ifade edilmiştir. 1970’lerde ABD’de çoğunlukla fahişelerin çok küçük bir kısmını ifade eden daha ayrıcalıklı kesimlerine dayanan (beyaz eskort kızlar gibi) COYOTE (Eski Moda Ahlaktan Vazgeçin) örgütü, fahişeliğin herhangi bir iş gibi olduğunu savunarak “seks işçisi” kavramını literatüre sokmuştur. Bu kavram, fahişeliği, “cinsel hizmet sunumu” olarak niteleyerek fahişeyi de emek-gücünü satan bir işçi olarak sunmaktadır. (Marks’ın devrinin kapandığını her fırsatta iddia edenlerin, fahişelerin emek-güçlerini satan emekçiler olarak tanımlanmasında -hatalı şekilde- O’nun yardımına sığınmasının komikliğine de değinmeden geçmeyelim.) Bu savunu fahişelerin örgütlerinden (Avrupa ve dünyanın bazı bölgelerinde fahişelerin sendikaları bulunmaktadır) başlayarak bugün soldaki liberal akımları içine alacak ölçüde etki kazanmıştır: “Bu dünyada milyonlarca kadın, gönüllü ya da gönülsüz, zorunlu ya da istekli bedenlerini satıyor ya da satmak zorunda kalıyor. Buna ister fuhuş deyin, ister seks işçiliği deyin, dünyadaki en eski meslektir bu. Milyonlarca kadın fabrikadaki bir işçi gibi iş gücünü satıyor. İşçi, bir metayı ’emek’ dediğimiz bedensel bir eylem ile üretiyorsa, bedenini satan bir kadın da ‘hizmeti’ bedensel bir eylem ile üretiyor. İkisi arasındaki fark, kullandıkları uzuv farkı kadardır.” (http://www.atilimhaber.org/2014/07/25/cephedeki-kadin-dusmanligi“Seks işçiliği” kavramı, paralı cinsel ilişkinin kadın bedenine yönelik şiddet değil, bir işçilik biçimi olduğunu savunarak bu işi normalleştirmeye hizmet etmektedir. Feministlerin çok büyük kısmının da bizimle aynı görüşte olduğunu belirtmemiz gerekir.

Kadın bedeninin metalaşması eleştirisi karşısında paralı cinsel ilişkinin, bedenin geçici süreliğine kullanımı değil sadece cinsel bir hizmet sunumu olduğu söylenmektedir. Oysa cinsel ilişki sadece bedensel değil, insan kişiliğine etki eden bir faaliyet biçimidir. Dolayısıyla paralı cinsel ilişkinin sadece bedensel sınırlarda bir hizmet sunumu -örneğin hamallık gibi- olarak nitelendirilmesi akla uygun değildir. Cinsel ilişkinin, vücudumuzun gerçekleştirdiği herhangi bir faaliyet (örneğin yük taşımak ya da temizlik yapmak) gibi olmadığını dogmatik görüşlere saplanıp kalmamış herkes kabul edecektir. Seks işçiliğinin “cinsel hizmet sunumu” olduğunu savunanlar; bu faaliyeti gerçekleştirenlerin kendi benliklerini ikiye ayırdıklarından (gerçek benliği ve çalışma sırasındaki benliği gibi), kendileri ile işleri arasında duygusal mesafe yarattıklarından dem vurmakta; böylece kişilik üzerinde paralı cinsel ilişki kurmanın etkisi olmadığını iddia etmektedirler. Seks işçiliği kavramının savunucularının bu ifadeleri bizi tekrar haklı çıkarmaktadır. Kişinin benliğine de yönelik bir ihlal ifade eden paralı cinsel ilişki, fahişelerin kendi kişilik bütünlüklerine öyle etki yapmaktadır ki bu iş sırasında ayrı bir benliğe bürünerek bu etkiyi en aza indirgemeye çalışmaktadırlar. Dolayısıyla paralı cinsel ilişkinin herhangi bir iş gibi sunulması mümkün değildir.

Seks işçiliğinin bir işçilik biçimi olduğu yönünde savunuların bir parçası olarak postmodernistlerin bir kısmı, cinsel ilişkiye yönelik özcü bir bakışla bu ilişkinin ruhsal boyutunun romantize edildiği eleştirisi geliştirerek paralı cinsel ilişkinin doğalında bir şiddet biçimi olmadığı söylemektedir: “Yer, zaman ve koşulların ne olduğuna bakmadan seks işinin (fuhuşun) kendisini her zaman şiddet olduğunu farz etmek özcü bir kavramdır.” (Thierry Schaffauser, Her Seks İşçisi Mağdur Değildir) Cinsel ilişki illa ki duygusal bir boyut taşımak zorunda değil; insanlık tarihinde hep böyle de değildi; dolayısıyla paralı cinsel ilişkinin öyle çok abartılacak, benliğin ihlali olarak görülecek bir boyutu yok denilmektedir kısaca. Elbette ki her cinsel ilişki duygusal bağlama sahip olmak zorunda değildir; ancak bu durum, cinsel ilişkinin iki tarafın karşılıklı istek ve zevkleri çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiği gerçeğini değiştirmez. Para karşılığında karşı tarafın isteklerini tatmin için yapılan cinsel ilişkiye karşı çıkmayı özcülük suçlamasıyla bertaraf etmeye çalışmak demagojiden başka bir şey değildir: “Mesela müşteriyle geçenlerde çok büyük bi problem yaşadım bu evde. Adam ayakkabısıyla boğazıma bastı yüz milyonu geri almak için. İki yüz milyon vermişti, boşalamadığı için yüz milyonunu geri istedi. Çok uğraştım, olmadı. Adam da gayet şık bi adam; eminim toplumda saygı da görüyodur. Ama burda yüz milyon için bana öyle bi şiddet yaşattı…” (Erdoğan, N. (26 Temmuz 2012) Seks işçisi Burcu: Vaktim olsa, bak nasıl olurmuş örgütlenmek!, Birgün)

Schaffauser, “Seks işçisine yapılan tüm şiddet hareketleri seks işçiliğinin doğal sonucuymuş gibi analiz ediliyor, ama seks işinin yapıldığı esnadaki şartlar analiz edilmiyor.” diyerek fahişelerin işinin kendisinin değil, onun gerçekleşme biçiminin şiddet barındırdığını iddia etmektedir. Bu söylem de tam bir demagoji örneğidir. Fuhuşun kendisi, yapılması sırasında şiddetle karşılaşılsın ya da karşılaşılmasın, metalaşması bağlamında cinsel ilişkiyi insani olmaktan çıkarır, fahişelere yönelik bir şiddete dönüştürür: “Kasaptan et alırken hani, ete bakılır ya öyle bakıp seçip, beğenilirsiniz. Günde 30’a yakın insan gelip paranızı verdiği için sizle birlikte olur. Bayram günleri ve asker sevkiyat dönemlerinde bu sayı 50’lilere yaklaşır. Hatta bir bayram gününde 70 erkekle birlikte olmak zorunda kaldım. Hasta olmanız diye bir şey mümkün değildir. Kürtajdan üç saat sonra işe dönersiniz.” (Ayşe Tükrükçü)

Bu başlığı kapatmadan önce değinilmesi gereken bir nokta da ODTÜ’de karşılaştığımız yazılamanın (“orospu bir kampüs mümkün”) da bağlamını oluşturan fahişeliğin romantize edilmesi konusudur. Özellikle fahişe sendikaları fahişeliği bütün işler gibi bir meslek olarak sunmakla kalmamakta, onu yüceltmeye kadar işi vardırabilmektedir: “…güvenli ve korunma mekanizmalarına erişimin olduğu alanlarda yapılabilmesi halinde seks işçiliği kadınları “ezen” değil, aksine kadınları erkekler karşısında güçlendiren bir sektör olduğudur.” (Kemal Ördek, Seks İşçiliği: Mitler ve Gerçekler)

IUSW (Seks İşçilerinin Uluslararası Sendikası) gibi yapılanmalar, fahişeliği kadının özgüvenini artıran bir iş olarak sunmaktadır. Neredeyse tamamen kadınlar için olmasıyla, çalışma saatleriyle, otonomisiyle, hatta iş tatminiyle(!) fuhuşun üstün bir iş olduğu yönünde söylemlerle karşılaşmak mümkündür. Bunları okurken “yuh artık” seslerini duyar gibi oluyorum. İnsani yabancılaşmanın, kadın bedeninin metalaşmasının övgüye mazhar bir iş olarak sunulması kabul edilebilir değildir. Fahişelere yönelik ayrımcılığa karşı mücadele altında kadının ezilmesinin bir ürünü olan fuhuş kurumunun yüceltilmesi, ancak, ya ayrıcalıklı bir pozisyona sahip ya da toplumda marjinalleşmiş uçların kendi konumunu rasyonalleştirme, meşrulaştırma çabası olarak görülmelidir. Ancak dünya çapında sayıları milyonları bulan fahişelerin çok büyük bir çoğunluğunun hissiyatlarına da denk düşmeyecektir.

Uzakdoğu Asya’da seks turizmi adı altında küçücük çocukların fahişeliğe zorlandığı, ülkesini terk etmek zorunda kalmış mültecilerin seks kölesi olarak kullanıldığı, fuhuş sektörünün çapının büyümesi oranında mafya ve çetelerin etkinlik kazandığı, kadınların/LGBTİ bireylerin sürekli saldırı tehdidi altında yaşadığı bir dünyada fahişeliği iyi anmak nasıl mümkün olabilir: “Her yıl insan kaçakçılığı mağduru olan 600 bin ila 800 bin insanın yüzde 80’i kadın. Bu kadınların yüz binlercesi fuhuş sektörüne sokuluyor. Uluslararası Göç Örgütü’nün verilerine göre, her yıl insan kaçakçılığı şebekeleri tarafından Avrupa Birliği ülkelerine yasadışı yollarla 120 bin kadın ve çocuk getiriliyor. Örneğin, Londra’da 2004 yılında hazırlanan bir rapora göre, şehrin genelevleri, saunaları ve masaj salonlarında çalışan toplam 8000 fahişenin dörtte üçü yabancı. Çoğu, Doğu Avrupa ve Asya’dan kaçak olarak getirilen bu kadınlar, bir genelevden ötekine 10 bin pound gibi yüksek rakamlara satılabiliyor.” (Ayşe Sargın, Pornografiye ve Seks Endüstrisine Hayır!, http://eski.bianet.org/2006/10/13/86376.htm) UNICEF’e göre yaklaşık 2 milyon çocuk fuhuş sektöründe kullanılmakta; sadece Güneydoğu Asya’da, 1 milyon çocuk bu alanda çalışmaktadır. Uzakdoğu’ya giden para babalarının zevklerini tatmin etmek için harcanan küçük canlar, fahişeliğe yönelik övgüleri duysa bir ağız dolusu küfrederdi herhalde.

Sonuç Olarak

Fuhuş, sınıflı toplumlarda ailenin ortaya çıkışından temellenen kadının ezilmişliğinin sonuçlarından biridir. İnsanlık tarihinin gelişiminde özel mülkiyetin oluşmasıyla birlikte bu mülkiyetin gelecek kuşaklara aktarımı için evlilik ve aile kurumları ortaya çıkmıştır. Emek gücünün yeniden üretiminin sağlanması (hem de işçinin sırtından) açısından kapitalizmde de ailenin farklı da olsa korunması esastır. Tek eşli aile modeli, madalyonun diğer yüzünde fuhuşu barındırır. Tek eşli aile aldatmacası kadın için bir dayatma olarak gerçeklik kazanır; kadının evlilik dışı ilişkileri günahlaştırılırken erkek için tekeşlilikten kaçışın yolları fuhuş üzerinden açık bırakılmıştır. Evlilik meşru çocukların ortaya çıkışı için gerekli bir kurum olarak varlığını korurken erkeklerin cinsel isteklerinin tatmininde kapitalizm tarafından geniş bir seks endüstrisi yaratılarak cinsellik de alınır-satılır bir metaya çevrilmiştir.

Kapitalizm, daha önceki sınıflı toplumlardan miras aldığı fuhuşun çapını büyütmekle kalmamış; her türlü insani ihtiyaca yaptığı gibi cinsel ilişkiyi de yaygın şekilde metalaştırmıştır. Seks endüstrisinin sınırları fuhuşu açarak porno sektöründen, konsomatrislerin çalıştığı gece kulüplerine, erotik dans kulüplerinden masaj salonlarına, canlı sohbet hatlarından sex shoplara kadar uzanan; 2004’te Avrupa Parlamentosu’nun yayınladığı bir rapora göre 5-7 trilyon dolarlık küresel bir ekonomi yaratmıştır. Kadının ezilmişliğinin bir sonucu olan bütün bu seks endüstrisi, onun ezilmesini pekiştirmektedir. Toplumdaki kadına yönelik klişe algıları beslerken kadını cinsel bir objeye indirerek nesneleştirmektedir. Porno sektörü, bazı cinsellik kodlarına (tecavüzden zevk alan, cinselliğe her an hazır olan, erkeğin zevkine odaklı) sahip bir anlayışı güçlendirmekte; bu durum kadın ve erkek arasındaki sağlıklı cinsel ilişkinin gelişimine de zarar vermektedir.

Fuhuş yasaklanmalı mı? Dünyanın en eski kurumlarından biri olan fuhuşu idari tedbirlerle sona erdirmek mümkün değil; dünya çapında bunun örneklerini görmek de mümkün. İnsanları fuhuşa yönelten koşullara son vermeden, onların ürünü olan bu kurumun sonlanmasını beklemek idealizm olacaktır. AKP döneminde olduğu gibi muhafazakâr ahlak temelinde (ya da feminist temellerde İsveç’te fuhuşa kalkışan erkeklerin cezalandırılmasında olduğu gibi) yapılan müdahaleler fuhuşu yeraltına indirecek; gizli kapaklı şekilde sürecektir. Bu durum fuhuş yapmak durumunda kalan fahişelerin yaşamının çilesini daha da artıracak, karşılaştıkları şiddetin dozunu yükseltecektir.

Fuhuşun ortadan kalkışının tek yolu vardır; o da para ilişkilerine dayanan bu toplumsal düzenin ortadan kalkmasıdır. Ancak kapitalizmin ortadan kalkmasıyla kadının ezilmişliğinin kaynağında bulunan aile kurumu nitelik değiştirecek; kadın ve erkeğin özgür birlikteliğinin yolu açılacaktır. Böylece kadın ve erkek arasında kurulan sağlıklı ilişkiler temelinde para ile satın alınan cinsel ilişkinin maddi zemini ortadan kalkacak, paranın hükümdarlığının bitmesiyle ona dayanan bütün pislikler dünya üzerinden silinecektir.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!