/ Devrimci Perspektif / İskoçya: Ayrılmalı Mı? (Güneş Gümüş)

İskoçya: Ayrılmalı Mı? (Güneş Gümüş)

on 13 Eylül 2014 - 22:28 Kategori: Devrimci Perspektif
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
13 Eylül, 2014

 18 Eylül’de İskoçya, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı’ndan ayrılıp ayrılmamayı referanduma götürüyor. Şimdilerde Türkiye gündeminde kendine fazla yer bulamayan bu referandum, olur da ayrılma kararıyla sonuçlanırsa dünya çapında olduğu gibi Türkiye’de de büyük yankı uyandıracaktır. İskoçya’da yapılan kamuoyu yoklamalarında “hayır”cılar daha güçlü görünse de aradaki fark giderek kapanıyor. Son anketler, %53’e karşın %47’lik bir hayır üstünlüğüne işaret ediyor. Oysa daha 2014’ün başında İskoçya’nın ayrılmasına evet diyenlerin oranı %38’lerde seyrediyordu. Kalan farkın son iki haftada kapanması gayet mümkün gözüküyor. Britanya sosyalist solu İskoçya’nın bağımsızlığı konusunda bölünmüş durumda. Peki devrimci Marksistler bu konuda ne demeli?

Herhalde akla ilk gelen yanıt, ulusların kendi kaderini tayin hakkı prensibinde hareket etmektir. Ki İskoçya’da bu argüman temelinde bağımsızlık yanlısı çalışma yürüten birçok sosyalist grup da var. Peki, Leninist formülasyonun karşılığı İskoçya’da ayrılmanın desteklenmesi midir? Lenin, her ulusun ayrılma hakkına sahip çıkılmasından bahsetmez. Lenin’in politikası, ezilen uluslara dairdir. Söz gelimi bugün İtalya’nın kuzeyinin ayrılmasını savunan sağcı Kuzey Birliği’nin bu talebi açıkça gericidir, çünkü zengin kuzeyin varsıllığını daha yoksul orta ve güney İtalya ile paylaşmaması motivasyonundan kaynaklanır. O halde ilk olarak tartışılması gereken, İskoçların ezilen bir ulus olarak kabul edilip edilemeyeceğidir.

İskoçya ve İngiltere’nin Birliği

İngiltere ve İskoçya arasında 1707 tarihinde kabul edilen Birleşme Yasası ile iki krallığın tek bir parlamentoyla yönetimine dayanan bir birliktelik oluşturulmuş oldu. Bu birlik gönüllü şekilde oluşturulduğu gibi İskoç egemen sınıfı İngiliz kardeşleriyle birlikte Birleşik Krallık’ın emperyalist yağmasından yararlandı. İskoç sermayesi, İngiliz emperyalizminin her daim tam bir ortağı oldu; örneğin Karayipler’deki köle plantasyonlarının parçası olduğu gibi. Kısacası ayrı bir devlete sahip olan İskoçlar ezilen bir ulus olmadılar. Bugün İskoçya’da bağımsızlık yanlısı politika yürüten sağ ya da sol gruplar da büyük çoğunlukla İskoçya’nın ezildiğini iddia etmiyorlar. İskoçya’nın Birleşik Krallık’tan koparsa Kuzey Denizi’ndeki petrol ve gaz kaynakları temelinde daha zengin ve müreffeh olacağını savunan, iktidardaki sağcı SNP (İskoç Ulusal Partisi)’nin tariflediği durumun ezilmişlik olmadığı açık.

İki Argüman

İskoçya ve tabii ki Birleşik Krallık’ın tamamında sosyalist grupların bağımsızlık konusunda geliştirdiği iki argüman var. Bağımsızlık yanlısı tavır gösterenlerin daha solcu olanları (SWP gibi), bu ayrılığın İngiliz emperyalizmini zayıflatacağını savunurken daha sağda olanları (Sosyalist Parti-CWI) açık reformist argümanlarla bağımsız İskoçya’da sosyal devletin güçleneceğini iddia ediyor. Referandumda bağımsızlığa evet çalışması yürüten, İskoç sosyalist ve yeşillerini içinde barındıran Radikal Bağımsızlık Kampanyası’nın sloganı “Britanya zenginler için; İskoçya bizim olabilir”. İskoç sermayesi sınıflarının bir kısmının sesi olan iktidardaki SNP de işçi sınıfını ve kemer sıkma paketlerinden yılmış halkı ikna etmek için bağımsız olup petrol ve gaz gelirlerine tek başlarına sahip olduklarında sosyal devletin güçleneceğini savunuyor. Bağımsızlık durumunda da Kraliçe’ye bağlı kalacaklarını, NATO ve AB’nin parçası olmaya devam edeceklerini ifade eden SNP’nin tercüman olduğu İskoç egemenlerinin bu söylemleri birer aldatmacadan başka birşey ifade etmiyor. Yunanistan, İspanya, Almanya, Fransa ve hatta İskandinav ülkeleri gibi “sosyal devletlerde” emeğin haklarına yönelik aynı saldırılar uygulamıyor mu? Bu politikalar AB’nin ekonomik politikaları değil midir? Sadece AB’nin değil, küresel sermayenin neoliberal ajandasının ayrılmaz bir parçası olan emek düşmanı saldırılara onay, baştan AB’nin parçası olmakta ısrarla verilmektedir. Sopanın önüne konan havuç bizi yanıltmasın.

Gelelim İngiliz emperyalizminin zayıflamasına. Bu argümanı öne süren grupların aynı hassasiyeti Suriye, Libya gündeminde göstermemesi ne yazık! Bunu geçerken bir parantez olarak ortaya koyalım. Bu örneklerde kendi egemen sınıflarıyla aynı safta yer almakta beis görmeyenlerin İskoçya’nın bağımsızlığı mevzuunda Birleşik Krallık devletinin krizini derinleştirmekten dem vurmalarını büyük bir tutarsızlık olarak nitelemek haksızlık olmayacaktır. Peki böyle bir ayrılma İngiliz emperyalizmini zayıflatacak mıdır ya da meseleye bu çerçevede bakmak doğru mudur? İskoç bağımsızlık kampanyasının şampiyonu SNP’nin bağımsızlık durumunda NATO ve AB’ye bağlı kalacaklarını vurgulaması, emperyalizmin zayıflaması iddiasını zayıflatıyor. Hatta eğer burdan ayrı bir İskoç devleti çıkarsa yeni burjuva İskoç devletinin yağız oğlan modunda emperyalizmin hizmetine koşulmayacağının garantisini kimse veremez. Peki İngiliz emperyalizminin zayıflaması? İskoçya’nın Birleşik Krallık’tan ayrılması, Kuzey İrlanda için bu benzer talepleri gündeme getirecek ve İngiltere’nin canını belli ölçüde sıkacaktır. Burası kesin. Ancak düşmanımız biraz zayıflayacak diye kendimizin daha çok zayıflamasına onay vermenin (ki bağımsızlık trenine atlayan işçi sınıfının kendi egemen sınıfına daha çok bağlanacağı gözardı edilemez) akla uygun bir yanı yoktur. Sonuçta düşmanı yenilgiye uğratacak ordular zayıfladıktan, parçalandıktan sonra düşman güçten biraz düşse ne olur? Milliyetçiliğin yükselmesi olsa olsa işçi sınıfını zayıflatacak, sınıfsal bağları değil ulusal bağları güçlendirecektir. Oysa iki ulustan işçi ve öğrencilerin Çartist Hareket’ten, 1926 Genel Grev Hareketi’ne, 1968 Hareketi’nden, 1970’lerin genel grevlerine, 1984-85’teki büyük madenci grevlerine, Thatcher’ın kelle vergisine karşı başlayan isyandan 2010’daki üniversite hareketlerine ortak bir mücadele tarihi bulunuyor.

Bağımsızlığa hayır diyen sosyalistler ise İskoç işçi sınıfının milliyetçi hislerle İskoç patronlarının peşine takılmasının, işçi sınıfının birliğinin (İngiliz ve İskoç) parçalanmasının sınıf mücadelesine ihanet olduğunu söylemekteler. Bağımsızlık; ama kimin kimden bağımsızlığı? “Sahip olduğum zenginlikler üzerinde tek söz sahibi ben olayım” diyen bir egemen sınıfın bağımsızlığını savunmak mıdır devrimcilerin işi? İtalya’nın daha az gelişmiş güneyini kendi sırtında kambur gören Kuzey İtalyalı sermayedarlar “biz ayrılmak istiyoruz” diye ayağa kalksa ona da mı destek vereceğiz? Devrimciler işçi sınıfının en büyük ölçekteki birliğini mi savunur, yoksa küçük küçük ulus-devletlere parçalanarak atomize mi olmasını? Devrimciler, işçi sınıfının enternasyonalist birliğini mi savunurlar yoksa milliyetçi burjuvaların kuyruğuna mı takılırlar?

Sözün özü, devrimci Marksistler, İskoçya’nın bağımsızlığı referandumunda hayır sözünü yükseltmelidir. Çünkü İskoçya ezilen bir ulus değildir, dolayısıyla Lenin’in ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesi bu örnekte geçerli değildir.

Devrimciler bir ezilen ulusun varlığında bile ayrılma yanlısı değillerdir, boşanma hakkının koruyucusudurlar. Yani ezilen ulusa ayrılması yönünde propaganda yapmazlar ama bu yönde bir istek varsa ayrılma hakkına sahip çıkarlar. Kürt sorunu örneğinde olduğu gibi devrimciler, gönüllü birlikteliğin gerekliliği olan ayrılma hakkı istediğinde Kürt halkı tarafından kullanılması için propaganda yürütür, bunun için mücadele ederler. Türkiyeli emekçileri kendi egemen sınıflarının ayrıcalıklarını değil, ezilen Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını savunması için yapılan propagandalarla, işçi sınıfının birliğinin önüne geçen engelleri (ezen ulus milliyetçiliğinin işçi sınıfını esir alması, ezilen ulusa dahil olan emekçiler açısından ulusal sorunun çözülmesiyle sınıfsal çelişkilerin ön plana çıkması gibi) aşmaya hizmet eder. Aksi durumda zaten milliyetçilik temelinde kaderini kendi egemen sınıfıyla ortak gören Türk emekçilerin Kürt emekçilerle birliğinin koşulları mevcut değildir.

Ezilen ulus gündemi dışındaki olgularda devrimciler, işçi sınıfının parçalanmasının değil en geniş birliğinin savunucularıdır. Bir dünya sistemine dönüşmüş kapitalizme karşı, işçi sınıfının uluslararası mücadelesinin rehberi olan Marksizmin, işçi sınıfını parçalayıp atomize ederek onun mücadelesinin etki ve çapını zayıflatmaya yönelik bir söylemi yoktur. Öteki türlü yorumlar ancak egemen sınıflara hizmet eder. 

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!