/ Devrimci Perspektif / Kent AŞ. İşçilerinin Ankara Abdi İpekçi Parkındaki Oturma Eylemi Sona Erdi – Çıkarılması Gereken Dersler

Kent AŞ. İşçilerinin Ankara Abdi İpekçi Parkındaki Oturma Eylemi Sona Erdi – Çıkarılması Gereken Dersler

on 1 Mayıs 2009 - 12:06 Kategori: Devrimci Perspektif
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

 CHP’li İzmir Karşıyaka Belediyesi’ne bağlı Kent AŞ.’den belediyenin taşeronlaştırma politikası sonucunda 30 Nisan 2009’da DİSK Genel-İş üyesi 276 işçi işten çıkarıldı.  O tarihten bugüne kadarki 6 ay boyunca işçiler işlerine geri dönmek için değişik şekillerde mücadele yürüttüler. Bu mücadelenin son ayağı da İzmir’den Ankara’ya 32 gün süren bir yürüyüş ve Sıhhiye Abdi İpekçi Parkı’nda oturma eylemi olarak örgütlendi. 17 Ekim’den bu yana oturma eyleminde olan ve Alperen Ocaklarından faşistlerin saldırısına da maruz kalan işçiler adına 3 Kasım günü DİSK’e bağlı Genel-İş sendikası Genel Yönetim Kurulu ve üyelerinin ortak kararı ile eylemi bitirme kararı aldıklarını kamuoyuna duyurdu. Yayınlanan metinde Kent AŞ. işçilerinin 2009 yılının en önemli sınıfsal eylemlerinden birisi olduğuna ve Kent AŞ. işçisinin direnişin simgesine dönüştüğüne vurgu yapıldı. Durumu kurtarma amaçlı bu tarz övgülerin sınıf bilinçli işçiler nezdinde hiçbir itibarı olamaz. İzmir’den Ankara’ya yapılan uzun yürüyüş ve Ankara’da gece gündüz soğuk demeden beklenilen onca zamandan sonra işçiler tüm çabaların uğruna harcandığı CHP yönetimi ile görüşmeyi dahi gerçekleştiremeden İzmir’e geri dönmüşlerdir. Neticede İzmir’e geri dönülmesi ve mücadeleye İzmir’de devam edileceğinin açıklanması son anda bir sürpriz yaşanmazsa geriye doğru ciddi bir kırılma anlamına gelmiştir. Bu durumu boş laflarla geçiştirmek mümkün değildir.

Sendika bürokrasisi aslında doğru söylüyor. Kent AŞ. işçilerinin direnişi simgeleşmiş ve 2009’un öne çıkan direnişlerinin başında gelmiştir. İşçi mücadelelerinin zayıf olduğu bir dönemde direniş adına sembolleşmek çok da zor olmamaktadır. Ne var ki kazanmak için bundan fazlasının gerektiği ortadadır. İşçi sınıfı, hele hele içinden geçtiğimiz kriz koşullarında giriştiği mücadeleleri mantıksal sonuçlarına götürmeden, uçlaştırmadan, etkili, kararlı ve cesur, ayrıntılı planlanmış bir mücadele hattına sahip olmadan hiçbir durumda zaferle ayrılamayacaktır.
Türk-İş, Hak-İş, Kamu-Sen gibi sendikal ağalıklarını konuşamaya bile değmez ama kimi durumlarda işçilerin beklenti içinde oldukları sol sendika bürokratlarının da böyle bir mücadeleyi örmeye ne niyetleri vardır ne de yetenekleri. Maalesef Kent AŞ. direnişi de mücadelenin doğru bir önderlikle yönlendirilmediği ve sendika bürokrasisine mahkûm olduğu koşullarda fırsatların nasıl kaçırıldığını bize tekrardan gösterdi.
Öncelikle şu tespitle başlamak doğru olacaktır. Kent AŞ. işçileri özgün konumları nedeniyle dönemlerinde devam eden birçok mücadeleden daha avantajlı bir konumda direnişe başlamışlardır. Nedir bu özgün koşullar denecektir? Açıklayalım. Kent AŞ. işçileri, her ne kadar niteliği bizim için net olsa da kendisini “sol” bir güç olarak, sosyal demokrat olarak lanse eden ve tabanı tarafından da büyük oranda bu şekilde algılanan bir partiye, CHP’ye ait bir belediyeden işten çıkarıldılar. Tabii ki burada CHP’nin bundan bir rahatsızlık duyacağını anlatmaya çalışmıyoruz. CHP de AKP kadar diğer bütün burjuva düzen partileriyle aynı şekilde emekçi düşmanıdır. Gerek CHP’li Buca belediyesinden çıkarılan 60 taşeron işçi, gerek Manisa’nın Salihli CHP’li ilçe belediye başkanının toplu iş görüşmesinde anlaşamadığı Genel-İş’li 255 işçinin grevine polisi saldırtması ve bu arbedede 29 işçinin gözaltına alınması gerekse CHP’ye ait Halk TV’de Türkiye Gazeteciler Sendikasına üye çalışanların işten çıkarılması ve onlara CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş tarafından “sendikadan istifa edip çalışmaya devam etmelerini” öğütlenmesi yakın tarihten CHP’nin emek düşmanı duruşuna örneklerdir. Lakin emek düşmanı bir duruş çerçevesinde hareket etmek CHP’nin hamurunda olsa da kamuoyu önünde emek düşmanı bu hareketlerin deşifre olması ve gündeme taşınması CHP tarafından istenmeyeceği aşikardır. Kendini sosyal demokrat olarak lanse eden bu partiye karşı bu cepheden yürütülecek bir mücadeleye burjuva medyanın, hele ki AKP yanlısı medyanın mal bulmuş mağribi gibi atlayacağı gün gibi ortadadır. Buna şu yaşananlar örnektir: Kent AŞ. işçilerinin Deniz Baykal’a pet şişe fırlatması burjuva basında büyük yer bulmuş ve Baykal “İşçilerin sıkıntılarını ifade etmiş olmalarını çok doğal karşılıyorum” demek zorunda kalmıştır. Kamuoyunda emek düşmanı duruşu üzerinden yükseltilecek bir kampanyaya CHP’nin uzun süre dayanamayacaktır.
Öyleyse bu açık gerçek karşısında sormak gerekir ki neden DİSK/Genel-İş, Kent AŞ. işçileri ya da kendi örgütlü oldukları diğer örneklerde etkin ve militan bir direniş, fiili meşru uzlaşmaz bir işçi cephesi örgütlememişlerdir? Neden Kent AŞ. işçilerinin 6 aylık direnişi İzmir’den Ankara’ya 32 günlük bir yürüyüşten sonra daha baştan el açmacı bir tavırla Deniz Baykal’dan randevu alıp görüşmek talebine indirgenen bir oturma eylemine dönüşmüş ve sonunda bitirilmiştir? 6 aydır süren bir işçi direnişinin kaderi Baykal’ın vicdanına mı kalmıştır? Yoksa Baykal nasıl olsa bize bir iş bulur mantığına mı? Yoksa patronaj ilişkileri dolayısıyla DİSK’in CHP ile arayı iyi tutmak mı istemektedir? Sendika bürokratları “belki biz de milletvekili olabiliriz” ruh haliyle mi davranmaktır? Ya da DİSK/Genel-İş üyelerinin çoğunluğunun CHP’li belediyelerde bulunması nedeniyle CHP ile bozuşmak istememekte ve yukarıdan işçiler adına CHP ile anlaşmayı tercih mi etmektedir?
Burada tekrar karşımıza çıkan bir gerçek şudur ki sendika bürokrasisi sadece CHP’yi değil, etkinliği ve militanlığı ölçüsünde sistem güçlerini de (polis, yargı, diğer patronlar) karşısına alan ve diğer işçi direnişlerine radikal bir örnek sunabilecek bu tarz mücadelelere önderlik edebilecek bir güç değildir. Çünkü sendika bürokrasisi çeşitli bağlarla sisteme bağlanmıştır ve radikal mücadelelerin sistemi karşısına aldığı ölçüde kendi koltuklarını da tehlikeye atabilecek güçte olduğunu iyi bilmektedir. Sistem sınırlarının içine hapsolan sendika bürokrasisinin yönlendirmesine mahkum bir hareket tarihte defalarca kanıtlandığı gibi yenilmeye de mahkumdur. Oysaki doğru bir önderliğin varlığında yükseltilecek bir işçi direnişi bu durumda hem diğer direnişlere örnek olacak bir militan ve etkililikte olacak hem de CHP’nin emek düşmanı duruşunu kitleler gözünde deşifre etmenin en iyi yolu olacaktır.
Sendika bürokrasisinin ihanetlerinin önüne geçebilmek için devrimcilere düşen görev, işçi sınıfını ve işçi sınıfının mücadele araçları sendikaları sendika bürokratlarının hegemonyasına terk etmemek için direnişlerin dışından ahkâm kesmek, öğütler vermek değil bizzat işçi sınıfının içinde örgütlenerek devrimci işçi militanlarını yaratmaktır. Bu devrimci işçi militanları sendikalarda taban inisiyatifleri örgütleyerek bürokrasiye karşı mücadeleyi yükseltmelidir.
Ancak işçi sınıfı içinde kök salmış ve onu önderliğini kazanmış devrimci işçi militanlarının ve onların devrimci partisinin varlığında gerek sistemin egemenlerinin gerekse onların aramızdaki ajanlarının işçi sınıfını ve mücadelelerini yönlendirmeleri bertaraf edilerek zaferin yolu açılabilir.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

bolsevik.org | Sosyalizm Kazanacak!