/ Devrimci Perspektif / Kobane’nin Ateşi Türkiye’yi Salladı

Kobane’nin Ateşi Türkiye’yi Salladı

on 8 Ekim 2014 - 12:53 Kategori: Devrimci Perspektif
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
8 Ekim, 2014

Kürt illerinde 12 Eylül’den sonra ilk defa sokağa çıkma yasağının ilan edilmesi, tek başına Kobani’nin ateşinin Türkiye’yi salladığını kanıtlıyor. 1990’larda bile böyle bir durum yaşanmamıştı. Toplamda 40 kişinin hayatını kaybettiği çatışmalar, Kürt illerini tamamen teslim alırken batıdaki metropoller de eylemlerle sarsıldı. Tarihe geçecek olan bu süreçten hangi sonuçları çıkarmak gerekir?

AKP, bir kez daha fena halde çuvallamıştır. Sanmıştır ki Kobani düşünce kendi eli güçlenecek. Kobani, bu saatten sonra düşse bile (ki ters yönde haberler gelmektedir) Kürt hareketi gücünü göstermiş ve yüz binleri sokağa dökerek ülkeyi sarsmıştır. Rojava kantonlarından birisinin bu saatten sonra kaybedilmesi, Kürt ulusal hareketi için elbette ki acı olacaktır, ama siyasi olarak Kürt hareketi, şimdi bir ay öncesine göre çok daha ileridedir.

Elde Var Sıfır

AKP’nin Suriye politikasının iki ana hedefi vardı. Birincisi, Esad’ın düşürülmesi; ikincisi, Rojava’da Kürtlerin elde ettiği tarihsel kazanımların yok edilmesi. Bu iki hedef doğrultusunda AKP, Suriye’deki silahlı fanatik İslamcı grupların en önemli ihtiyaçlarını karşıladı: Tırlar dolusu silah, yaralılara tedavi hizmetleri, yağma ve kaçakçılıktan elde edilen gelirler, sınır hattındaki her türlü hareketliliğe verilen izinler, istihbarat ve bilgi paylaşımı, akıl hocalığı ve yönlendirme… Bütün bu uğraşlara ve desteğe karşın Esad’ın düşürülememesi, AKP için büyük bir fiyasko oldu. ABD’nin “sonraki iş” demesine rağmen RTE, hala daha IŞİD’e karşı oluşturulan koalisyondan Esad’ın kellesini istiyor. Bir yandan da “önden siz buyurun” şark kurnazlığıyla Esad’a karşı bir saldırı olursa biz de ordumuzla gireriz gibi ciddiye alınmayacak laflar edebiliyor.

Güçlenmesinde AKP’nin hatırı sayılır payı olan IŞİD canavarı, Rojava’ya yüklendiğinde AKP bu gelişmeyi kendi dış politikasının bir başarısı olarak gördü. Öyle ki RTE Antep’teki Suriyeli mültecilere yaptığı konuşmada ortada daha hiçbir netleşme olmadığı halde “Kobane düştü, düşecek” diyecek kadar sevindirik bir haldeydi. AKP, PYD’yi ve lideri Salih Müslim’i “tek taraflı oluşumlara gitmeyin, Esad’a karşı net tavır alın” şeklinde kaç kez tehdit etmişti. Şimdi ise PYD ve Rojava IŞİD eliyle çok büyük bir darbe alıyordu.

AKP’nin Rojava karşıtı dış politikası, RTE’nin sevindirik hali ve Kobani’nin göz göre göre fanatik cellatların eline düşmesi, Kürt halkını fena halde öfkelendirdi. Kobani’nin düşmesi Rojava’daki tarihsel kazanımların yitirilmesi anlamına geldiği gibi binlerce savaşçının kahramanlığı, Kürt halkında büyük bir teyakkuz hali yaratıyordu. Neticede Kürt tarihi unutulmayacak bir serhıldan daha yaşadı.

Öcalan Kobani düşerse süreç biter şeklinde demeçleri, Kobani’de şehir savaşları başladığında yerini Türkiye’de serhıldan çağrılarına bıraktı. Nitekim bu çağrılar karşılıksız kalmadı ve Kürt hareketi bir kez daha gücünü ortaya koydu. Kürdistan şehirlerinin yanısıra batıdaki metropoller de alevler içerisinde kaldı. Polis ve kolluk kuvvetleri, tabandan gelen tazyik neticesinde geri çekilmek zorunda kaldı. Aksi takdirde ölü sayısında korkunç noktalara varılacak ve Kürt sorununda öngörülemez süreçlere kapı aralanacaktı. Nitekim bu haliyle bile çatışmalarda 18 kişi yaşamını yitirdi.

 

Hizbullah Devrede

 

Diyarbakır ve Batman’da Kürt gençleri, Hizbullah’ın legal kanadı Hüda-Par üyeleriyle büyük çatışmalara girdi. Diyarbakır’da 6 Hizbullahçı ile 2 Kürt ulusal hareketinin evladı çatışmalarda yaşamını yitirirken Batman’da da 1 Kürt genci Hizbullahçıların açtığı ateş ile katledildi.

Bölgede Hizbullah’ın küçük de olsa önemli bir tabanı bulunuyor. Bu taban, 1990’larda devletin kontra gücü olarak PKK’ye karşı kullanılmış ve şehirlerdeki Kürt hareketinin varlığına önemli kısıtlamalar getirmişti. Öcalan’ın yakalanmasından sonraki süreçteyse bu kontra güç, devlet tarafından tasifye edilmek istenmiş ve liderleri öldürülmüştü. Ama aradan geçen zaman zarfında Hizbullah, dağılmamış ve yeniden toparlanma sürecine girmişti. Çalışmalarını legal alanda önce Mustazaf-Der, ardından da Hüda-Par ile sürdüren Hizbullah, politik söyleminde de ümmetçi çizgiden Kürdistani bir söyleme kaydı. Öyle ki Hizbullah’a yakın twitter hesapları çatışmaların ardından “Her Biji Hizbullah” sloganlarını paylaşıyorlardı. Kısacası Hizbullah, bu çatışma sürecinde AKP devletine 1990’lardaki gibi bir rol üstlenebileceğinin sinyallerini verdi. Önümüzdeki günlerde Kürdistan’daki eylemler ve olası çatışmalarda Hizbullah, misilleme saldırılarına girişirse çok daha çatışmalı bir sürece girilebilir. Bu konuda gözüken Kürt hareketinin alacağı tavrın belirleyici olacağıdır.

 

Batıdaki Durum

 

Metropollerdeki Kürt mahalleri de büyük eylemlere sahne oldu. Yoksul Kürt gençleri, birikmiş öfkeleriyle yaygın şiddet eylemlerine başvurdular. Bu da tabi ki devletin provokasyonlarına gerekli itilimi verdi. Birçok bölgede faşistler devreye sokularak linç girişimleri yaratıldı. Bu noktada HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, Mustafa Kemal heykelleri ile bayrak yakanları kınadı ve bunun “Batıdan eylemlere destek gelmemesi için yapılmış provokasyonlar” olduğunun altını çizdi. Demirtaş’ın bu uyarısının gayet yerinde olduğunu belirtmek gerekir. Gerçekten de IŞİD’e karşı Kobani’de verilen direnişin Kürt olmayan emekçiler içerisinde de ciddi bir sempatisi varken bu tarz eylemler, devletin işine gelmekte ve meseleyi etnik çatışmaya indirgemektedir. Kürt sorununda batıda daha yaygın bir dayanışma havasının olduğu bir ortamda Kürt hareketinin hassas davranması ve şiddeti meşru kanallara yönlendirmesi önem arz etmektedir.

 

Müzakere Süreci

AKP’nin ne kadar art niyetli olduğu Kobani’de bir kez daha ortaya çıktı. AKP’nin Kobani’nin düşmesi için çaba sarf etmesi, Öcalan’ın 15 Ekim’i müzakerenin devamı için son gün olarak işaret etmesine yol açmıştı. Bu süre zarfında hükümet gerekli adımları atmalıydı…

Devrimciler olarak Kürt hareketinin yüzünü AKP ile müzakerelere değil, Gezi’de çıkan yeni dinamiğe dönmesi gerektiğini söylemiştik. AKP’nin hainliklerinin bir sonunun olmadığı ortadadır. Bu konu zaten tartışılacak bir konu değil. Peki Kürt hareketi müzakere sürecini bitirir mi? Kısmi çatışmalar, geçici eylemler ve karşı saldırılar yaşansa bile müzakere sürecinin bitmesi mümkün gözükmemektedir. Kobani serhıldanı ile Kürt halkı, bir kez daha kanıyla devlete geri adım attıracaktır. Yani AKP’nin sığınabileceği bir yer yoktur. Öcalan da aynı şekilde müzakerelerin sürmesinden yanadır

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı