/ Devrimci Perspektif / Libya’da ABD Elçiliği’ne Saldırı ve Son Provokasyonun Anlamı

Libya’da ABD Elçiliği’ne Saldırı ve Son Provokasyonun Anlamı

on 18 Eylül 2012 - 13:13 Kategori: Devrimci Perspektif
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Veli Umut Arslan – 18.09.2012


Provokasyonlarla işler çevirmek, aldatmak, kafaları karıştırmak, komplolar düzenlemek, kısacası kirli işler çevirmek sömürücü sınıfların kadim alışkanlığıdır. Küçük bir azınlığın büyük çoğunluk üzerindeki hakimiyeti de zaten ancak bu şekilde devam edebilir.

Son olarak İslamiyet’e hakaret eden bir film, ki buna film demek bir hayli zor, Müslüman dünyada büyük olayların fitilini ateşledi. Açık ki emperyalist-kapitalist entrikaların en yeni sürümlerinden birisiyle karşı karşıyayız.

ABD egemen sınıfının bir kesimi, sağcı provokatörleri ikide bir devreye sokarak “medeniyetler çatışması”nı kızıştırmak telaşında. Ne de olsa dünyanın dört bir yanında emperyalist operasyonlar yürütebilmek için her duruma giden sözüm ona “güçlü” ve “gaddar” bir düşman yaratmaları gerekiyor. Rusya’daki “kızıl” tehlike çöktükten sonra başlayan yeni dönem, yeni düşman arayışlarını beraberinde getirmişti ve “terörist” İslamcılar eldeki en uygun malzeme olarak tespit edildi.

İslamcıların en fanatikleri olan El Kaide ve Selefi türevlerinin ABD yetiştirmeleri olduğu, ılımlı İslamcıların da bütünüyle ABD dümen suyunda oldukları hesaba katıldığında İslamcılardan ezeli düşman çıkartmanın ABD açısından biraz zor olacağı düşünülebilir. Ama mesele biraz ayrıntılı ve çapraşık. İşte Libya’da son yaşananlar… Kaddafi’yi linç edenler NATO’nun besleme “özgürlük savaşçıları” idi ama aynı savaşçılar ABD büyükelçisi ve 3 diplomatı da benzer şekilde gırtlaklayıverdiler.

ABD bu olaydan sonra hatasını anlayacak mı? Kimileri şimdilerde bunu gündeme getiriyorlar, ama bu soru pek doğru bir soru sayılmaz. Zira ortada ABD çıkarları açısından hata falan yok. Ne de olsa bahsi geçen besleme özgürlük savaşçıları sayesinde, Kaddafi’yi devirdiler. Şimdilerde kukla bir hükümetle Libya’nın hakimi durumundalar. O halde kendi adlarına pişman olacakları bir hataları neden olsun ki? Peki öldürülen büyükelçi Steven’in kaderi neden böyle oldu?

Burjuva basının ciddi organlarından İngiliz Independent gazetesi, bu sorunun cevaplanması için ilginç bir açılım getiriyor. Gazetenin gizli kaynaklara dayandırdığı haberine göre ABD Bingazi’deki konsolosluğunun basılacağına dair uyarılmıştı. Ama buna rağmen önlem alınmamıştı. Yani ABD büyükelçisi gözgöre göre öldürülmüştü, ya da ölüme terk edilmişti.

ABD cephesi, bizzat Obama’nın ağzından Independent’ın bu haberini yalanlasa da ABD tarihinde bu tip bilinçli “yem etme” durumunun birçok örneği vardır. Gerçekten de Selefilerin başını çektiği İslamcı radikallerin ABD konsolosluğunda neler yapabileceklerini kestirmek güç değildi. Zaten Mısır, Yemen, Pakistan, Tunus, Afganistan gibi ülkelerde ancak yoğun güvenlik önlemleri sayesinde benzer baskınlar durdurulabildi ve baskın girişimleri geri püskürtülürken birçok gösterici öldürüldü. Ayrıca, bu ülkeler içerisinde Libya’nın özel bir yeri var, çünkü Libya’daki gruplar elde silah olmadan dolaşmamaktalar. Bu yüzden ABD büyükelçilikleri ve konsoloslukları açısından en tehlikeli durum Libya’da idi. Ve olası saldırılar karşısında bırakın kukla Libya hükümetini ABD’nin kendisi dahi hiçbir tedbir almamıştı.

Neticede ABD savaş gemilerini Bingazi açıklarına konuşlandırmış durumda. İkincisi Bingazi’deki saldırıyla ABD kamuoyu medeniyetler çatışması tezlerine yaklaştırılmış, İslamo-fobya güçlendirilmiş, Afganistan-Pakistan gibi ülkelerdeki ABD askeri operasyonları bir kez daha meşrulaştırılmış oldu.

ABD ve müttefiki Avrupa ülkelerinde İslam karşıtı videolar, filmler, karikatürler vb’leri sık sık gündeme oturuyor. Faillerse aynı: Yabancı düşmanı, sağcı ve dinci çevreler.

Belirlediği bir tarihte Kuran yakma eylemi yapacağını ilan eden ABD’li papaz Terry Jones’dan tutun da Avrupa’daki İslam’a hakaret eden karikatüristlere varıncaya kadar bir sürü fanatik dinci ve ırkçı çevre emperyalist kapitalizm tarafından üstü örtük biçimde destekleniyor. Son olarak Almanya’da, Alman gizli servisinin neonazi terör gruplarıyla göçmen avına çıkıp birçok kişiyi öldürdükleri ortaya çıkmıştı. Bütün bunlar neticesinde batı yarım kürede yabancı düşmanlığı tavan yaparken Müslüman dünyada İslamcılar’ın önderliğinde büyük toplumsal hareketler başgösteriyor. Böylelikle aşırı İslamcıların toplumsal etkileri artıyor.

İslamcıların Tutarsızlığı

İslami kutsallığa dokunan 2005’teki karikatür krizinde çıkan çatışmalarda 140’dan fazla kişi öldürülmüştü, şimdiki film krizinde ölenlerin sayısı ise 10’u geçmiş durumda. ABD büyükelçisinin ve 3 diplomatın öldürülmesi belki de kitlesel çatışmaları yavaşlatacaktır ama 2005’teki karikatür krizinin ardından başlayan protestoların aylarca sürdüğünü hatırlatalım.

Son olaylar ABD’nin İslam coğrafyasında aslında hiç sevilmediğini bir kez daha gösterdi. Ama ABD son süreçte İslam coğrafyasını Sunni – Şii olarak ikiye bölmeyi başardı. Böylelikle ortak anti-Amerikancı bir hattın oluşması mümkün olmuyor. Özellikle Sünni egemen sınıflar ABD’nin yanında saf tutmakta ve İran’a karşı tavır almaktalar. AKP iktidarının tutumu da aynı yönde. Diğer taraftan Türkiye de olmasa da Mısır gibi ülkelerde ABD ile işbirliği yapan hakim sınıflar, tabandan gelen anti-Amerikancı basınçla sıkışmaktalar. Örneğin Müslüman Kardeşler, ABD büyükelçilikleri önünde yapılan protestoları bastırmak durumundayken diğer yandan gösterileri yöneten Selefi Nur Partisi’nin rekabetiyle uğraşmak durumunda.

Gelgelelim Selefiler ve diğer aşırı İslamcı gruplar da hiç tutarlı değiller. Libya’da Kaddafi’nin devrilmesinde ABD çıkarlarına çalıştılar, aynısını şimdilerde Suriye’de yapıyorlar. Şiilik karşıtlığı da bu grupları İran’a yönelttiğinden bu radikal İslamcılar bir kez daha ABD ile aynı noktaya ulaşıyorlar. Irak konusunda da durum aynı. Irak’ta iktidarda olan İran yanlısı Maliki rejimini istikrarsızlaştırmak için aralıksız terör eylemleri yapan aşırı İslamcılar da ABD’nin dümen suyunda. Örnekleri çoğaltmak hiç de zor değil.

Toparlayacak olursak… Müslüman dünyada bir hayli güçlü olan anti-Amerikancı duyguların tutarlı bir anti-emperyalist çizgiye oturması için en başta İslamcıların hegemonyası kırılmalıdır. Bunun için de İslamcıların tutarsızlıklarına fener tutacak adımların sosyalist sol tarafından atılması gerekmektedir. Anti-kapitalizm ve enternasyonalizm etrafında şekillenecek bir emekçi hareketinin İslamcıların maskesini düşürmesi işten bile değildir. Mesele bu hareketin inşasıdır. Bir zamanlar Müslüman dünyada hayli güçlü olan Baasçılık ve Stalinizm sıfırı tüketmiş durumdadır. Tamamiyle çözülmüş bu geleneklere yaslanarak sosyalist solun tekrardan ayağa kalkması imkansızdır. Bu nedenle tek çıkış yolu devrimci Marksizmin antikapitalist, enternasyonalist, Leninist, sürekli devrimci bayrağının yükseltmekten geçmektedir.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı