/ Devrimci Perspektif / Mücadele Tarihinde Uzun Yürüyüşler | Emre Güntekin

Mücadele Tarihinde Uzun Yürüyüşler | Emre Güntekin

on 22 Haziran 2017 - 16:54 Kategori: Devrimci Perspektif, Emre Güntekin
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Evet, “akılsız başın cezasını ayaklar çeker”. Bugüne kadar iktidarın her türlü hukuksuzluğunu “böyle bir şey olabilir mi?” şaşkınlığıyla geçiştiren Kılıçdaroğlu belki de siyaset hayatının ilk ve tek doğru kararını alarak kendi radikalizmini aşacak bir işin içerisine girdi. Toplumsal muhalefete, açılan bu mücadele kanalında Kılıçdaroğlu ve CHP’nin boş bırakacağı noktaları doldurma görevi düşüyor. Bu da ancak “zaten Kılıçdaroğlu’da dokunulmazlıkların kaldırılmasına ses çıkarmadı”, “referandumun ardından kitlesini evlerinde uyuttu” diye söylenerek değil; onun arkasında yola düşen sosyal demokratlarla omuz omuza mücadele etmekle mümkün.

Tarihte Uzun Yürüyüşler

Tarihte adaletsiz diktatörlüklere, sömürgecilere karşı pek çok kez “uzun yürüyüş”ler gerçekleştirildi. Bilinen en eski örnek, Spartaküs’ün köleciliğe karşı başlattığı savaşta on binlerce köle ile Roma’dan başlayarak Alplere oradan da İtalya’nın en güneyinde bulunan Messina’ya kadar yaptığı yürüyüştür. Spartaküs buradan ordusuyla Sicilya’ya gitmeye çalışmış, fakat anlaştıkları korsanların kendilerini yüzüstü bırakmaları sonrasında kendilerini takip eden Roma ordusuyla Messina’da büyük bir savaşa girişmişlerdi. Yaklaşık 40.000 köle Roma ordusu tarafından kılıçtan geçirilmişti. Spartaküs ve yoldaşları etten kemikten birer insan olarak katledilirken, geride tüm insanlık tarihi boyunca adalet ve özgürlük arayanlara ilham olacak paha biçilemez bir mücadele mirası bıraktılar.

Yüzyıllar sonra ne ezenler ezmekten, sömürenler sömürmekten ne de ezilenler, sömürülenler direnmekten vazgeçtiler. “Uzun Yürüyüş” denilince 1900’lü yıllarda Mao’nun önderliğinde gerçekleşen on binlerce kilometrelik yürüyüş akıllara gelir. 1927 yılında Çin Devrimi, Stalinist bürokrasinin ihaneti ve ÇKP ile burjuva milliyetçisi Koumintang ortaklığıyla yenilgiye uğratılmıştı. Baskı ve katliamdan kaçan komünistler dağlara sığınmıştı. Dağlara çıkanlardan biri de Mao’ydu. 1934 yılında Mao önderliğindeki yüz bine yakın komünist 12 bin kilometrelik bir yürüyüşe başlarlar. Çin’in sonraki tarihi malum: Mao’nun Çin’i SSCB’nin bir başka versiyonu olur. Rusya’daki Stalinist bürokrasiden tek bir noktada ayrılan Mao Çin’i 1970’lerin başında piyasaya açarak bugünkü devasa Çin kapitalizminin temellerini atar. Fakat 1930’lardaki yürüyüş dünya tarihinin en uzun yürüyüşü olarak akıllarda kaldı.

Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşe başlamasıyla birçokları tarafından Mahatma Gandhi’nin Tuz Yürüyüşü hatırlatıldı. 1762 yılında çıkarılan Tuz Yasası ile Hindistan’daki tuzu tekeline alan Britanya’ya karşı Gandi 12 Mart 1930’da 388 km bir yürüyüş gerçekleştirmişti. Eylemin ardından 60 bin kişi hapse atılmıştı.

20. yüzyılda yapılan uzun yürüyüşlere bir örnek de Kızılderililerin katliamlara karşı yaptığı yürüyüş. Kızılderililer, 1800’lerde ABD’nin kendilerinden gasp ettiği Alcatras Adası’nı 1969 yılında işgal ederler. Amerikan devleti silahsız bir avuç Kızılderili’nin karşısına ağır silahlarla teçhizatlandırılmış polis ordusunu yığar. Bu görüntüler tüm dünyada yankı bulur ve Kızılderililerin mücadelesine olan sempatiyi artırır. 1970’li yıllar Kızılderililerin taleplerini elde etmek için mücadelesiyle geçer ve 1978 yılında uzun bir yürüyüş gündeme gelir. Kızılderililer San Francisco’dan Washington’a kadar yürürler. Yürüyüşe Robert Redford, Jane Fonda, Marlon Brando, Bob Dylan gibi birçok ünlü isim destek verir.

1991 | Maden İşçileri Ankara’ya Yönelir

Ülkemize gelirsek… 1991 yılında Genel Maden-İş Sendikası öncülüğünde yüzbinlerce maden işçisi sömürüye, iş cinayetlerine ve Özal’ın neoliberalizmine karşı “Çankaya’nın şişmanı, işçinin düşmanı” sloganıyla Zonguldak’tan Ankara’ya yürüyüşe geçer. Türkiye işçi sınıfı tarihinin bu en muazzam eylemlerinden birisi, daha sonra sendika bürokrasisinin ihanetiyle geri çevrilir. Fakat yarattığı korku işçi sınıfı yürümeye başladığında neler olabileceğini çok net bir şekilde göstermiştir.

Neticede eşitlik, özgürlük, adalet gibi en temel haklar için çok uzun yollar yürümek gerekebiliyor. Sosyalistlere düşen görev bu yolda Kılıçdaroğlu’nun talepleri ve duruşu geride bile kalsa ülkedeki genel durumu göz önüne alarak mücadelenin yanında yer almaktır.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!