/ Devrimci Perspektif / Rusya, Malezya, Afganistan… Ne Olur, Ne Olmaz? (V.U. Arslan)

Rusya, Malezya, Afganistan… Ne Olur, Ne Olmaz? (V.U. Arslan)

on 2 Ağustos 2016 - 11:11 Kategori: Devrimci Perspektif, V. U. Arslan
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

ABD’nin Harvard Üniversitesi’nin Türkiye kökenli ekonomi profesörü Dani Rodrik, oldukça karamsar konuşmuş. Birçokları gibi iç savaş tehlikesinden bahsetmiş. Darbe girişimi sonrası Türkiye’nin en iyi ihtimalle Malezya, en kötü ihtimalle Afganistan gibi olacağından dem vurmuş. Rodrik, darbe girişiminin ardından, Türkiye’nin demokratik sisteme geri dönebileceğinden umudunu kestiğini belirtmiş…

Türkiye’de İç Savaş Neden Olmaz?

Sık sık karşılaşmaya başladığımız iç savaş ihtimalinden Rodrik de bahsetmiş ve daha da ileri bir tahminle Afganistanlaşma ihtimalini gündeme getirmiş. Bakınız Türkiye Kürdistan’ında iç savaş benzeri bir ortamı daha yeni yaşadık. Sur, Nusaybin, Şırnak, Yüksekova gibi şehirlerde kent savaşları yaşandı. Suriye görüntülerinin çok benzerlerini biz bu şehirlerde gördük. Ama Türkiye’nin Afganistanlaşması ya da iç savaş ihtimalinden bahsederken 1984’ten beri alışık olduğumuz Kürtlere karşı yürütülen savaş dışında bütün ülkeyi kapsayacak bir savaştan bahsediliyor. Bu olmaz, çünkü iç savaş için savaşı ve kitlesel ölümü göze alıp silahlanan karşılıklı tarafların olması gerekir. Türkiye kültürel ve kimlikler üzerinden ciddi bir yarılma yaşıyorsa da ne egemen sınıflar katında ne de toplumsal tabanda iç savaşın tarafı olacak güçler ve örgütler mevcut değildir. Kürtlerin kendi güçleri var, bu yüzden de 30 yıldan fazla bir süredir çatışmalar sürüyor. Ama iç savaşa girebilecek bir diğer taraftan, örgütlenmeden ve tabandan söz edemeyiz. Yani Rodrik’in iç savaşlar ülkesi Afganistan’ı Türkiye’ye örnek göstermesinin pek bir altyapısı yok.

Ya Malezya ve Rusya Örnekleri?

Malezya, ekonomik olarak gelişen, ama kültürel olarak çok muhafazakâr, Batı standartlarında demokrasisi olmayan, azınlıkların ve siyasi muhaliflerin kötü muamele gördüğü bir ülke. Ama, RTE’nin esas modeli için belki de en uygunu Putin Rusyası: güçlü bir devlet, yüce Çar’ı andıran tek adamın mutlak hakimiyeti ve karizması, diğer taraftan seçimse seçim, halkın Rus milliyetçi devletinin ve liderinin arkasında olduğu bir ülke.

Malezya ve Rusya da Türkiye için uygun örnekler değil, çünkü bu ülkelerdeki güdük demokrasi ve devlet baskısı oralarda yeterli olsa da Türkiye’de sökmez. Sökmez, çünkü Türkiye’de bu ülkelerde olmayan köklü ve güçlü toplumsal mücadele dinamikleri var. Bu ülkede AKP diktatörlüğü karşısında çok etkili olan Kürt dinamiği dışında Kemalizmin, sosyalistlerin ve Alevilerin toplumsal varoluşlarından gelen güçlü muhalif çizgileri bulunuyor. Rusya ve Malezya’daki gibi sınırlı haklar bile yürürlükte olsa bu yarıklardan bu muhalefet yürür ve neticede bu ülke bir Malezya ya da Putin Rusya’sı olmaz. Türkiye gibi mücadele geleneğinin olduğu ülkelerde öldürmeyen darbeler güçlendirir.

İran Olur muyuz?

Türkiye’nin tek ses bir ülke olması için demokratik hakların tümden ortadan kaldırılması ve toplumsal muhalefetin tümden ezilerek sesinin tamamen kısılması gerekir. Bunun için 12 Eylül benzeri bir atmosferi kafamızda canlandırabiliriz. Böyle bir ortamda CHP ve HDP gibi partiler bile kapatılmalı, serbest seçimler dahi gündemden düşmelidir. Yok edici, tamamen bastırıcı bir baskı ortamı olmaksızın mücadele bir yolunu bulup sürecektir ve rüşvetçi-baskıcı-bozuk düzende muhalifler daima büyük bir potansiyele hitap etme olanağına sahip olacaktır. Bu yüzden RTE tek ses bir Türkiye yaratmak istiyorsa İran modelini göze almak durumundadır. Bugün İran’da güçlü bir demokratik ve sol-sosyalist taban olduğu halde toplumsal muhalefete nefes aldırılmayacak ölçüde ağır baskılar vardır. Rejim bu şekilde ayakta kalmaktadır. İran’da mollalar 2009 seçimlerinde olduğu gibi kendi ayarladıkları sınırlı seçimlere bile zaman zaman tahammül edememektedir.

Diğer taraftan İran’ın böyle bir rejimi örgütleyebilmesini mümkün kılacak ekonomik kaynaklar petrolden gelmektedir. Türkiye’nin böyle bir kaynağı yoktur. RTE serbest seçimleri bile ortadan kaldırarak başka bir boyuta geçemez. NATO ve Batı bloğundan kopmayı gündeme getirecek İran modelini göze alamaz. Böyle bir iş için ne ekonomik, ne jeopolitik gücü var. Ayrıca mutlak polis devletini Türkiye’nin kaldıramama ihtimali var ki bunun altında kalma ihtimali bile RTE için baştan sona ürkütücüdür.

Sonuç

Türkiye’deki toplumsal muhalefetin zayıf olması başka şeydir, Türkiye’nin bir Afganistan, Rusya, İran ya da Malezya olması başka bir şeydir. Türkiye’de toplumsal muhalefet zayıf ama inatçı, zayıf ama güçlü kökleri var, zayıf ama büyük potansiyeli var. O yüzden karamsar senaryolara teslim olmak yerine bahsettiğimiz potansiyeli açığa çıkarmak zorundayız. Bunun tek yolu da örgütlü mücadeleyi yükselterek gençliği, işçi sınıfını ve kent yoksullarını kazanmaktan geçiyor.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!