/ Devrimci Perspektif / Ukrayna’da Vekalet Savaşı – Emre Güntekin

Ukrayna’da Vekalet Savaşı – Emre Güntekin

on 6 Şubat 2014 - 17:52 Kategori: Devrimci Perspektif, Emre Güntekin
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

6 Şubat, 2014

Ukrayna’da sokaklar neredeyse iki aydır ateşini kaybetmeden süren bir çatışmaya ev sahipliği yapıyor. Doğu ile Batı arasındaki gerilim etkisini sokaklarda yürütülen vekâlet savaşları ile gösteriyor. Sokaklarda Ukrayna’nın eksenini yeniden çizmeye kararlı görünen kitleler ile iktidardaki yönetici elitler arasında gerilen yay Ukrayna’yı iç savaşın eşiğine taşımış durumda.

2004: Turuncu Devrim

Ukrayna Doğu Bloku ülkeleri içerisinde her zaman özel bir konuma sahip oldu. SSCB içerisinde Rusya’nın ardından ikinci büyük ekonomi olan Ukrayna, bugün de Soğuk Savaş’ın sonra ermesinin ardından ülkeyi önemli bir ekonomik ortak olarak gören Rusya ile eski Doğu Bloku ülkelerini kendi periferisine çekmek isteyen Avrupa arasında bir kapışma sahasına dönüştü.

Bu çatışma yeni değil. 2004 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında da ülkede bulunan AB yanlısı bugün cumhurbaşkanı olan Victor Yanukovic’in seçim sonuçlarına hile karıştırdığı gerekçesiyle ayağa kalkmıştı. Muhalefet hareketinin güçlü tepkisi sonrasında Ukrayna meclisi seçimleri iptal etmiş ve tekrarlanan seçimlerde bugün de muhalefetin önemli simalarından birisi olan Victor Yuşçenko cumhurbaşkanı seçilmişti. Bu sürece Yuşçenko’nun seçim döneminde kullandığı turuncu renkten hareketle “Turuncu Devrim” adı verilmişti. Benzeri renkli “devrim” süreçlerine Ukrayna’nın ardından Rusya yanlısı yönetimlerin iktidarda olduğu Gürcistan ve Kırgızistan gibi ülkelerde de rastlanmıştı. Ukrayna hikâyesine geri dönecek olursak 2010 yılı Turuncu Devrim’le işbaşına gelen iktidarın sonu olmuştu. 2010 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Victor Yanukovic yeniden cumhurbaşkanlığına seçilmiş ve rakibi Yuşçenko’yu yenilgiye uğratmıştı. Yuşçenko’nun kaybetmesinde en önemli faktörlerden birisi de renkli devrimle iş başına gelen yönetimin kitlelerin taleplerine yeterince yanıt verememesi ve karıştıkları yolsuzluk iddiaları olmuştu.

Ukrayna’da Neler Oluyor?

Ukrayna son iki aydır 9 yıl önce bir benzeri yaşanan politik gerilimlere yeniden döndüğünü gösteriyor. Sokaklarda göstericiler ile berkut adı verilen (bizdeki çevik kuvvet polislerine benzer) polis birlikleri arasında adeta bir sokak savaşı yaşanıyor.

Olayların fitilini Cumhurbaşkanı Victor Yanukovic’in AB ile Kasım ayında yapılması planlanan serbest ticaret anlaşmasını reddetmesi oldu. Sonrasında yaşananları kısa bir kronoloji ile vermek okuyucular açısından meselenin anlaşılmasında kolaylaştırıcı bir rol oynayacaktır:

· 19 Kasım 2013: Hapiste bulunan eski Ukrayna Başbakanı Yulia Timoschenko’nun Almanya’da tedavi görmesi için serbest bırakılmasını öngören karar tasarısı reddedildi.

· 21 Kasım: Ukrayna’da Avrupa Birliği ile yapılmak istenen serbest ticaret anlaşması milli güvenlik gerekçe gösterilerek askıya alındı. AB anlaşma öncesi Timoschenko’nun serbest bırakılmasını ön koşul olarak gösteriyordu. Başbakan Mikola Azarov AB yerine Moskova ile ekonomik ilişkileri geliştirmeye devam edeceklerini açıkladı. Rusya ise Ukrayna üzerinde siyasi baskı kurarak bu anlaşmayı engellemeye çabalıyordu.

· 24 Kasım: 2004 yılında yaşanan Turuncu Devrimi’n ardından en kitlesel sokak gösterileri yaşandı. 100 binden fazla insan AB ile anlaşmanın reddedilmesine karşı sokağa döküldü. Eylemciler “Avrupa’da yaşamak istiyorum.”, “Ukrayna Avrupa’nın bir parçasıdır.”

· 1 Aralık: Timoschenko kendisini destekleyenlere “Uçakla, arabayla ya da yürüyerek Kiev’e gidin. 1 Aralık’ta herkesi Kiev’de toplayın” mesajını iletti.

· 1 Aralık: Kiev’de bir mahkeme, başkentte bütün gösterileri 7 Ocak’a kadar yasakladı.

· 3 Aralık: Nikola Azarov yaşananların yaşanan eylemlerin bir darbe girişimi işaretleri taşıdığını iletti. “Darbeye dair tüm işaretler var… Bu çok ciddi bir durum. sabırlıyız ama ortaklarımızın, her şeye izin verildiği duygusuna kapılmamalarını istiyoruz”

· 9 Aralık: Kiev’de Shevchenko Bulvarı’nda bulunan Lenin Heykeli göstericiler tarafından yıkıldı. Göstericiler tarafından elde tutulan bazı alanlar polis saldırısıyla boşaltıldı.

· 11 Aralık: AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Cathrine Ashton Bağımsızlık Meydanı’nda göstericiler tarafından sloganlarla karşılandı.

· 12 Aralık: Cumhurbaşkanı Victor Yanukovic AB ile gümrük anlaşmasını imzalamak istediğini ancak bunun zamanını söyleyemeyeceğini ifade etti.

· 17 Aralık: Rusya Ukrayna’ya sattığı doğalgazın bin metreküpünün bedelini 400 dolardan 268,5 dolara indirdi. Moskova ayrıca, Ukrayna’ya yardım amacıyla Ukrayna devlet tahvillerine 15 milyar dolar yatırma kararı aldı.

· 19 Aralık Yanukovic: “Herhangi birinin buraya gelip bize nasıl yaşayacağımızı öğretmesine karşıyım. Daha da önemlisi bunun bizim iç meselemiz olması ve kimsenin içişlerimize karışmaması”

· 17 Ocak: Hükümet protesto gösterilerini yasaklayan bir dizi karar aldı.

· 19 Ocak: Hükümet tarafından sokak eylemlerinin kısıtlanma kararı alınmasının ardından 2 aydır süren eylemler en şiddetli noktasına ulaştı. Göstericiler gece düzenlenen saldırıda polisin gerçek kurşun ve el yapımı gerçek bomba kullandığını iddia ettiler. Göstericilerin bir polisi bıçakla yaraladığı ve iki polisi yakalayarak Belediye binasında rehin tuttuğu açıklandı.

· 20 Ocak: Siyasi krize çözüm bulmak amacıyla akil adamlar heyeti kurulacağı açıklandı.

· 22 Ocak: Kiev’de göstericilerin tuttuğu barikatlara yapılan saldırıda iki kişi yaşamını yitirdi.

· 23 Ocak: Gösteriler Ukrayna’nın diğer bölgelerine de yayıldı. Lviv’de göstericilerin valiliği basması üzerine vali istifasını imzalamak zorunda kaldı.

· 23 Ocak: Victor Yanukovic muhalefet liderleriyle görüşme masasına oturdu.

· 25 Ocak: Süren eylemlerde son beş günde beş eylemcinin öldüğü belirtildi.

· 25 Ocak: Cumhurbaşkanı Yanukovic muhalefette bulunan Vatan Partisi lideri Arseniy Yatsenyuk’a başbakanlık, eski dünya boks şampiyonu ve Reform İçin Ukrayna Demokratik Birliği Partisi lideri Vitali Kliçko’ya insani işlerden sorumlu başbakan yardımcılığı teklifinde bulundu.

· 27 Ocak: Başbakan Mikola Azarov görevinden istifa etti.

· 28 Ocak: Protestoları yasaklayan yasanın geri çekilebileceği açıklanırken, Yanukovic göstericilere barikatları kaldırmaları ve devlet kurumlarına saldırıları durdurma şartıyla siyasi af vaadinde bulundu.

· 31 Ocak: Ukrayna ordusu Cumhurbaşkanı Yanukovic’ten krizi dindirmek için gerekli tedbirlerin alınmasını talep etti.

Krizin Kökenleri

Moskova Dış İlişkiler ve Savunma Politikaları Konseyi Üyesi Sergey Karaganov’un BBC’ye verdiği röportajda aktardığı “Yaklaşık 20 yıldır, Rusya ve Avrupa Birliği eski Sovyet bölgelerinde ‘sıfır toplamlı, yani bir tarafın kazancının, diğerinin kaybı olduğu’ bir oyun oynuyordu” (26 Kasım, BBC Türkçe) sözleriyle krizin kaynağını özetliyor. Doğu Bloku’nun çöküşü Batı kapitalizmine ciddi bir genişleme imkânı yaratmıştı. Berlin Duvarı’nın yıkılışını anlatan “Elveda Lenin” filminin bir sahnesinde duvarın yıkılışının ardından Berlin sokaklarında bir gecede Coca Cola’nın arz-ı endam etmesi gibi Ukrayna başta olmak üzere birçok önemli bölge serbest piyasaya balıklama atlamıştı. Ta ki Rusya 90’lardaki edilgen politikasını Putin’le terk edip bölgede eski nüfuz alanını sağlamak için saldırgan politikalar izleyene dek.

Doğu Bloku’nun çöküşünün ardından yaşanan 90’lı yıllar Ukraynalıların yaşam koşullarının kötüleşmesini de beraberinde getirdi. 1990 yılından 2000 yılına kadar geçen 10 yıllık sürede gayri safi milli hâsıla 90 milyar dolardan, 31 milyar dolara düşerken; ülkede Sovyet döneminin zenginlikleriyle beslenen asalak oligarkların sayısında muazzam bir artış yaşandı. Polonya’da yayın yapan Wprost dergisinin araştırmasına göre Ukrayna’da dolar milyarderi sayısı sadece geçen yıl 15’ten 24’e yükseldi. Milyarder sayısındaki bu yükselişe yoksul milyonların sayısındaki artış eşlik ediyor. 2009 yılında yaşanan krizin ardından Ukrayna’da işsizlik 3 kat artarak nüfusun % 9’una ulaşmıştı.

2008’de yaşanan mali kriz de Ukrayna’da oldukça etkili olmuş, özellikle enerji ithalatında doğrudan Rus doğalgazına bağımlı olan ülkenin borçlarını ödeyememesine yol açmıştı. 2009 başında bozulan Rusya-Ukrayna ilişkileri Rusya’nın doğalgaz akışını durdurmasıyla iyiden iyiye gerilmişti. Rusya’nın hamlesi Ukrayna ekonomisinin kilit sektörlerinden demir çelik endüstrisini felce uğratmış ve işsizliğin artmasında, işçi sınıfının ücretlerinde yaşanan düşüşlerde rol oynamıştı. Ukrayna ise Rusya’ya Avrupa’ya transit geçiş yapan boru hatlarını kapatarak cevap vermiş ve ikili meselenin uluslararası bir boyut kazanmasına neden olmuştu. Bugün yaşanan siyasal krizde de Ukrayna’nın başını en çok ağrıtacak konulardan birisi olası bir AB ile yakınlaşma durumunda Moskova’nın elindeki ekonomik sopayı kullanmaktan çekinmeyecek olmasıdır. Özellikle Yanukovic’in anlaşmayı son anda geri çekmesinde Rusya’nın uyguladığı havuç-sopa taktiği oldukça etkili bir faktördü.

İki ülke arasındaki kriz ne denli büyük olursa olsun Rusya’nın Ukrayna’yla karşılıklı bağı koparması çok da mümkün görünmemektedir. Ukrayna’nın Karadeniz kıyısındaki Sivastopol kentinde bulunan Rus donanma üssü Rusya’nın Karadeniz’e açılan kapılarından birisi. Turuncu Devrim’in ardından Cumhurbaşkanı Victor Yuşçenko 1997 yılında imzalanan anlaşma uyarınca 20 yıllığına Rusya’ya kiralanan Sivastopol Limanı ile ilgili anlaşmanın 2017 yılında yenilenmeyeceğini belirtmiş ve Rus gemilerine hareketlerinde sınırlamalar getirmişti. Ancak Yanukovic’in yeniden cumhurbaşkanı olması ile birlikte Ukrayna’nın politikası değişmiş ve 2010 yılında 25+5 yıllık bir anlaşma daha imzalanmıştı. Ukrayna’nın stratejik önemini Putin’in kullandığı “Tek ulus iki devletiz” söyleminden de bulmak mümkün.

Toplumsal Yapıda Bölünme ve Siyasal Aktörler

İktisadi ve politik gerilimler toplumsal hayatta da etkisini fazlasıyla hissettirmektedir. Ülkenin Batısı ile Doğusu, Kuzeyi ile Güneyi arasında ciddi bir kırılma söz konusu. Rusya ile bağımlılığın yarattığı rahatsızlık kadar, özellikle Turuncu Devrim’in ardından AB ve Batı ile yaşanan yakınlaşmadan halkın büyük çoğunluğunun beklentilerini karşılayamamış olması çatışma sahasını daha da çıkışsız hale getirmektedir.

Muhalefet hareketinin politik önderliği ise geçmişte denenmiş ve hayal kırıklığı yaratmış ya da siyaset sahnesine yeni çıkmış siyaset dışı isimlerden oluşmaktadır. Ülkede muhalefetin en önemli isimlerinden Victor Yuşçenko ve Yulia Timoschenko Turuncu Devrim’in ardından ülkeyi IMF ve uluslararası kapitalist sistemin insafına terk ederek halkın yaşam koşullarının kötüye gitmesinde doğrudan rol oynamışlar, aynı zamanda yolsuzluk iddialarıyla adları sıkça anılmıştı. Öte yandan hareketin öne çıkardığı diğer isimler eski dünya şampiyonu boksör Vitali Klitchko ve eski futbolcu Andriy Shevchenko. Bu bile süregiden muhalefet hareketinin içerik olarak ne kadar çorak olduğunun göstergesi gibi. Uzun vadede AB ile ilişkilerin geliştirilmesinden ve tam üyelikten yana saf tutan bu siyasal aktörlerin giderek büyüyen toplumsal çelişkilerin ve siyasal ayrışmaların karşısında çaresiz kalacağını görmek zor değil. Denenmiş ve kaybetmiş aktörlerle Ukrayna adeta bir girdabın içinde debelenmeye devam edecektir. Sol-sosyalist hareketlerin zayıflığı da Ukrayna’da toplumsal muhalefet egemen sınıfın çatışması ekseninde gelişmesinde kolaylaştırıcı bir etken oluşturmaktadır. Ülkede SSCB döneminin acı bir hatırası olarak ayakta kalmaya çalışan Komünist Parti dışında “sol” bir unsura rastlamak oldukça zor.

Hem AB’den hem Rusya’dan umudunu kesen kitleler için toplumsal muhalefet içerisinde önemli bir güce erişen faşist hareket dikkate alınması gereken bir alternatif haline gelecektir. Özellikle yakın geçmişte ciddi seçim başarısı elde eden Svoboda (Özgürlük Partisi) hareket içerisindeki radikal pratiğiyle dikkat çekiyor. Svoboda 2012 seçimlerinde oylarını neredeyse 10 katına çıkararak % 10 oy oranına ulaşmış ve parlamentoda grup kurmayı başarmıştı. Geçtiğimiz ay ABD’li senatör John McCain’in Kiev’e yaptığı ziyarette Svoboda lideri Oleh Tyahnıbok ile birlikte aynı kürsüyü paylaşması dikkat çekiciydi.

Parti üyeleri Kiev’de Lenin heykelinin yıkılmasında başı çekmişlerdi. Svoboda faşist bir hareketin sahip olabileceği bütün özelliklere sahip: Ateşli bir gençlik kitlesi, güçlü bir antisemitizm ve Rus karşıtlığı, Ukrayna tarihinin parçası olan milli karakterlere ve olaylara atfedilen kutsal önem… 15 bin Svoboda (Özgürlük Partisi) üyesi Ocak ayı başında İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerle işbirliği yapan Stepan Bandera’yı anmak için yürüyüş gerçekleştirmişlerdi.

Ukrayna’da süren eylemlerin şu an nereye evrileceği kestirilemiyor. Batı medyasında sıkça dile getirilen senaryolardan birisi iç savaş ihtimali ve bu durum hiç de imkânsız görünmüyor. Her ne gerçekleşirse gerçekleşsin kazananın Ukrayna’nın yıllardır büyük yoksulluk içerisinde yaşamaya zorlanmış emekçi sınıflarının olmayacağı kesindir.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!