/ Devrimci Perspektif / Vietnam Ulusal Kurtuluş Mücadelesi II – Oğulcan Sönmez

Vietnam Ulusal Kurtuluş Mücadelesi II – Oğulcan Sönmez

on 10 Şubat 2014 - 13:24 Kategori: Devrimci Perspektif, Tarih
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
10 Şubat, 2014

Dünya sosyalist hareketinin kaderinin Moskova’nın ellerinde olduğu ve dünyanın dört bir yanında Stalinist bürokrasinin ihanetlerinin yaşandığı bir dönemde gerçekleşen Vietnam Devrimi, ardında birçok ders bırakarak kaybedilmiştir. Bugünkü Vietnam’a baktığımızda, adı resmi olarak “Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti” olarak geçse de bunun yalnızca “resmi dille” ifade edilen bir kelimeler zinciri olduğu ortadadır. Vietnam, gerek kapılarını açtığı yabancı sermayesiyle, gerek yönetim şekliyle, gerekse de üretim şekliyle dünya emperyalist-kapitalist sisteminin bir parçasıdır. Bir önceki yazıda bahsi geçen Vietnam’ın ilk bağımsızlık tecrübesiyle birlikte Ho Chi Minh’in izlediği yol bugüne gelen yol olacak ve kaybedilen bu devrimin mimarları Vieth Minh ve Komintern olacaktır. Elbette ki Vietnam emekçi halkı ağır bedeller ödemiş, yıllar boyunca kahramanca savaşmış ve emperyalizmi yenilgiye uğratmıştır. Fakat böylesine ağır bedelleri olan bir mücadele sonrası Vietnam’da ne değişmiştir? Bu sorunun olumlu bir cevabı olmasa da günümüz devrimcileri için önemli dersler içermektedir. Vietnam’da nelerin değişmediğini görmek, yalnızca kahramanlık hikâyeleriyle donatılmış efsanevi bir Vietnam anlatısının ne kadar sığ olduğunun da farkına varmak açısından önemlidir. İki serilik yazı dizisinin bu bölümünde Vietnam-ABD savaşının dünyadaki yankılarını ve savaş sonrası dönemde Vietnam’ın durumunu inceleyeceğiz.

Vietnam-ABD Savaşının Dünyadaki Yankıları

Vietnam emekçi halkının ABD’ye karşı verdiği kararlı mücadele tüm dünyada motivasyon ve umut kaynağı olmuştur. Özellikle 68 hareketinin çok önemli bir gündemi olan Vietnam, dönemin gençliği için öylesine gündemdeydi ki, savaş tek başına sokaklara inmek için bile bir sebep olmuştur. Başta ABD olmak üzere neredeyse bütün Avrupa ülkelerinde gösteriler düzenleniyor, hükümetler bu küresel hareket karşısında sarsılıyordu. Vietnam Savaşı devam ettikçe tarihte çok önemli bir yere sahip olan 68 hareketine büyük bir simge ve ilham kaynağı olmaya devam ediyordu. Nitekim 68 hareketi Vietnam Savaşı’ndan etkilendiği ölçüde, savaşın kaderine de etki etmiştir. 1972 yılında savaşın kısa bir aradan sonra yeniden başlamasıyla gelişen süreçte ABD, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir vahşilikle Kuzey Vietnam’ı bombalarken karşısında Vietkong’la birlikte Batı’da savaş karşıtı mücadeleyi de bulmuş ve bu baskılar karşısında dayanamamıştır. ABD’nin Vietnam’daki emperyalist hedeflerinin karşısında İngiltere hariç bütün Avrupa devletleri ve Amerika kıtasının birçok ülkesi durarak, savaşın derhal bitirilmesini istemiş; kendi ülkelerindeki ayaklanmaların seyrini de bu şekilde değiştirmek istemişlerdir. Nitekim savaşın bitimi; 68 hareketinin kitleselliğinin kaybolduğu bir döneme denk gelir. Başta Türkiye olmak üzere gençlik içerisindeki radikal unsurlar kendi yollarını çizerek kitlelerden uzaklaşacak ve sınıf perspektifi olmayan bir mücadele anlayışını benimseyeceklerdir. Bu gençliğin böylesine radikalleşmesi, ebette ki Vietnam savaşı ile doğrudan bağlantılıdır. Vietnam, emperyalizmin en kanlı yüzünü dünyaya göstermiş; bu vahşet karşısında dünya halkları ve devrimciler sokaklara dökülmüştür. 1969 yılında savaş henüz bitmemişken yüz binlerce Vietnamlının katili, stratejik köylerin, ABD’nin Vietnam planlarının kurucusu ve uygulayıcısı ‘Vietnam Kasabı’ Robert Commer ODTÜ’ye, dönemin rektörü Kemal Kurdaş ile görüşmeye gelmiş; bu esnada rektörlük önünde bulunan resmi plakalı otomobili devrimci öğrenciler tarafından yakılmıştır.

Dönem içerisinde dünya çapında yapılan eylemler özel olarak Ho Chi Minh’e de büyük bir popülarite sağlamıştır. Minh ismi sloganlaştırılırken, resimleri eylemlerin en ön saflarında Avrupalı gençler tarafından tutulacaktır. Minh’in popülerliği dünya sosyalist hareketinde artarken ABD her alanda sarsılmaya devam edecek ve artık Washington’a kadar yayılmış büyük savaş karşıtı gösteriler Beyaz Saray’ı endişelendirmeye başlayacaktır. ABD’deki savaş karşıtı gösteriler ve savaşa destek vermek amaçlı hükümetin propaganda araçları olarak kullandığı unsurlar bu şekilde ikiye ayrılır. Savaşı destekleyen ve devletin propaganda aracı (kısaca bir devlet projesi) olan kesim başkanı destekler ve Kuzey Vietnam’daki Viet Kong hükümetinin güneydeki halka yaptığı zulümlerden dem vurarak ABD’nin Güney Vietnam’a karşı büyük sorumluluğu olduğunu söyler! Elbette ki Soğuk Savaş döneminde yapılan anti-komünist propagandaya değinmeden geçemeyiz ki bu propaganda hükümete savaşı başlatacak gücü vermiş, belki savaşın 8 yıl boyunca sürebilmesinin temel meşrulaştırıcısı oluşturmuştur. O dönemde kendini sol olarak tanımlayan ve görece solda duran işçi örgütleri dahi Vietnam savaşına karşı tutum almamıştır. Hatta bunlardan bazıları savaşa karşı duran öğrencileri ve halkı vatan haini olarak suçlamaktan geri durmamış bunu da ilerleterek bir savaş karşıtı öğrenci yürüyüşüne saldıran inşaat işçilerini selamlamıştır. ABD’deki işçi örgütlerinin bürokratik oluşumu, savaştan sonra uzun yıllar daha hükümet tarafından kullanılacaktır. 1963 senesinde savaş, birkaç aydının ve barış örgütünün dışında kimseyi ilgilendirmezken 1964’e gelindiğinde üniversitelerde ilk kitlesel eylemler gerçekleşmeye başlamıştır. Bu kitlesellik, dönemin şartlarıyla birleşince savaş karşıtı barış örgütlerinin kendi renklerini yansıttığı bir hareket haline gelmiş ve bunun ötesine geçememiştir. Savaş döneminde fikirler biraz daha radikalleşmiş ve sloganlar kapitalizme karşı her geçen gün yükselmiş olsa da birleşen büyük kitleler içerisinde sistem karşıtı bu durumu devrimci bir harekete dönüştürecek unsurlar yok denecek kadar azdır veya etkileri yoktur. Bunun yerini Hippiler gibi savaş ve şiddet karşıtı unsurlar doldurmuş ve çok geçmeden hareketin karakteri bu yönde oturmuştur. Buna rağmen özellikle üniversite gençliği arasından radikal fikirlere ve duruşa sahip birkaç öğrenci grubu çıkmıştır. Fakat bunlarda sınıftan uzak ve maceracı fikirlerle birleştirdikleri mücadelelerini kitlelere tesir ettiremeyerek kısa vadede yok olmuşlardır.

Şu ana kadar ABD’nin politik savaş verdiği, kitlesel eylemlerle sarsılmış Avrupa ülkelerinin baskılarından, Vietkong’a karşı verilen askeri mücadeleden ve ülke içerisindeki büyük eylemlerden bahsettik. Belki de ABD’yi en çok zorlayan sorunlardan birisi olan cephedeki askerlerin isyanı, aralarındaki en önemli sorun olarak sayılabilir. Askerler bilmedikleri, hayatlarında daha önce yaşamadıkları bir coğrafyaya gönderilip kendilerinin olmayan bir savaşta savaşmaya zorlanıyordu. Bu durum başlı başına onları zorlarken salgın hastalıklar ve Vietkong’un başarılı gerilla savaşı, askerleri her geçen gün tüketmekteydi. Nitekim sonraki süreçte bazı bölgelerde subay cinayetleri başlamış ve kontrolsüz bir şekilde bu yayılmıştır. Cephedeki isyan ABD içerisindeki büyük eylemlerle doğrudan bağlantılıdır. Çünkü bu süreçte gaziler ve vicdani retçiler eylemlerde neredeyse yönlendirici bir rol oynayarak hikâyeleriyle kitleleri etkilemiş, onlarla birlikte yürümüşlerdir. Vietnam gazilerinin savaş karşıtı eylemlerde çok ciddi rolleri vardır. Bu rol kendisini bir eşitsizliğin ortasında, ölümle baş başa bırakılmış bir halde gösterecektir. Emekçi çocukları zorla askere alınıyor, burjuvazinin çocukları sakat raporlarıyla geçiştirilmektedir. Her emperyalist savaşta olduğu gibi savaşanlar yine emekçilerdi.e8f3cb30958354f532500f9a02776460

Kısacası bu dönemde ABD dört cephede savaş vermektedir: Vietkong’a; ülke içerisindeki kitlesel eylemlere; 68 hareketinin etkisiyle büyük kitlelerin baskısı altında sarsılan ülkelerin basıncına ve Vietnam’daki isyancı Amerikan askerlerine. Nitekim ABD bu dört cepheli savaşı ağır bir yenilgiyle kaybetti ve Vietnam’dan çekilmek zorunda kaldı.

Savaş Sonrası VietnamHo_Chi_Minh_Mao_Zedong_meeting

Vietkong’un ABD ile savaşı sekiz yıl boyunca çok büyük zorluklar içerisinde sürdürülmüştür. Özellikle yiyecek sıkıntısı gerillaları ve köylüleri çok ciddi yıpratırken; ABD’nin kimyasal silahları tarım arazilerini yok ediyor, bu sıkıntıyı iki katına çıkarıyordu. Bu dönemde Rusya ve Çin ile bağlantılı olan Vietkong aldığı yardımlarla varlığını ancak sürdürebiliyordu. Rusya’dan büyük trenler gıda yardımı yapıyor, Çin büyük miktarda pirinç veriyordu. Bunun yanı sıra her iki devlet de silah yardımı yapıyor, hatta Vietkong’un savaş stratejileri bizzat Çin’in verdiği eğitimlerle ilerliyordu. Nitekim savaş dönemi, bu iki devlette Vietnam’ın yanında yer almış olsa da savaştan sonra durum bu şekilde gelişmedi. SSCB ve Çin, aralarındaki rekabetten dolayı Vietnam’ı bir cephe olarak görerek Çinhindi Bölgesi’nin hâkimiyeti için mücadele veriyordu. Vietnam her iki devlet içinde çok önemliydi. Rekabetin farkındalığıyla hareket eden Vietnam bu yarış içerisinde tarafsız durmaya uzun yıllar boyunca özen göstermiştir. Çünkü iki taraflı yardım almak Vietnam’ın geleceği için bu rekabet yarışından daha fazla önem taşıyordu. Savaşın sonlarına doğru Nixon çekilme planları yaparken Çin hükümeti ile görüşmüş ve çekilmenin sorunsuz olacağına dair garanti almıştır. Savaş bittikten sonra yavaş yavaş Vietnam’a yapılan yardımlar kesilmiştir. İki devlette yardımlarına bir karşılık bekliyordu ki Çin hükümeti için durum çok daha farklıydı. Savaşın bitimine doğru Nixon ile yapılan görüşmeyi SSCB’ye karşı bir fırsat olarak değerlendiren Çin, ABD ile ittifakını sağlamlaştırmak adına Güney Vietnam’da ABD kuklası sözde bağımsız bir devlet kurulması için Vietkong’a baskı yapıyordu. Vietkong’un savaşı kazanıp ülkede iktidarı ele geçirmesi Çin aleyhine dengeleri değiştirmişti; çünkü onlar güney bölgesinde Rusya’nın müttefiki olacak bir devlet istemiyorlardı. Bu dönemde Vietnam hükümeti bir taraf seçmesi için zorlandı ancak, ülkede açlık baş gösterinceye kadar taraf olmamayı tercih ettiler. 1976’da Çin pirinç yardımını azalttı ve 1978’de tamamen durdurdu. Rusya ise yaptığı para yardımını artık borç olarak vereceğini söylüyordu. Bu durumdayken Vietnam açlıkla baş başa bırakıldı ve birkaç köylü isyanı yaşadı. Bu isyanlar Vietnam’ın bugünkü hale nasıl ve neden geldiğini anlamak açısından önemlidir.

Güney Vietnam bölgesindeki Mekong Deltası, ülkenin en verimli tarım bölgesiydi ve pirinçlerin büyük bir kısmı buradan çıkıyordu. Ancak özellikle Mekong Bölgesi’nde Saygon hükümetinin herhangi bir direktifi olmadan, köylüler ABD gittikten sonra toprakları kendi aralarında paylaşmıştı. Bunun sonucu olarak mevcut hükümete karşı herhangi bir bağlılık hissetmiyor ve ülkedeki açlığı gidermek için hükümetin pirinç yardımı çağrılarına cevap vermiyorlardı. Mekong Deltası Vietnam’ın bir yılda ürettiği toplam pirinç miktarının yüzde otuzunu karşılarken, Saygon (savaştan sonraki adıyla Ho Chi Minh)’da açlıktan ölen insanların sayısı doğru bir ürün paylaşımı yapılmadığı için her geçen gün artıyordu. Nitekim hükümet yeni bir politika izleyerek tarım kooperatifleri oluşturmaya karar verdi. Bu kooperatifler güney bölgesindeki tarım arazileri üzerine yapılıyor ve köylüler buralara yerleştirilerek üretim yapmaları için teşvik ediliyorlardı. Ancak, üretilen pirincin yüzde yetmişine el konulması ve kooperatiflerin şartlarının kötü olması bu projeyi başarıya götüremedi, hatta bazı bölgelerdeki kooperatifler köylüler tarafından yakıldı. Bu isyanlara kadar gelen süreçte gördüğümüz üzere, ABD savaşı öncesi sömürge Vietnam’daki ağalardan daha zalim bir iktidar ortaya çıkıyordu. Nitekim bu isyanlardan sonra hükümet, sosyalist bir perspektiften ne kadar uzak olduğunu iyice kanıtlayarak; gözünü, iki bloklu emperyalist dünyanın önemli bir parçası olan Rusya’ya dikti. Rusya ile karşılıklı savunma antlaşması imzalandı ve artık Vietnam Rusya-Çin rekabetinin bir parçasıydı. Bu tarihten sonra Çin Vietnam’a karşı saldırgan bir politika izlemiş ve bu olayları, iki ülkeyi savaşa kadar götüren bir süreç izlemiştir. Nitekim Kamboçya’da yapılan soykırım Çin hükümetinin Vietnam’a karşı kullandığı politikanın sonucudur. Kızıl Khemerler Kamboçya’da yaşayan Müslümanları ve Vietnamlıları akıl almaz bir vahşilikle katlederken Çin tarafından kışkırtılmışlardır. Bu katliam, bugün komünizmin katliamı olarak tarihte isim bulmuştur; fakat bunu yaptıranların veya yapanların komünizmle uzaktan yakından alakası olmadığını söylemek gerekir.

Bu katliam sonrası Vietnam Kamboçya’yı işgal etmiş ve işgal sonrası Çin ile savaşa girmiştir. Savaş konusunda uzun bir mazisi olan ve gerilla savaşında ustalaşmış Vietnam ordusu bu savaşlardan da zaferle ayrılmıştır. Sovyetler Birliği dağılana kadar olan süreçte Vietnam, Küba örneğinde de görebileceğimiz gibi SSCB’nin Güneydoğu Asya uydusu olmaktan uzağa gitmiş bir devlet değildir.

Ekim Devrimi’nin tarihin çöplüğüne gömdüğü her türlü geri düşüncenin (aşamalı devrim teorisi, tek ülkede sosyalizm) Stalinist Rusya ile Komintern’de vücut bulmasının bir sonucudur Vietnam. Daha öncede bahsettiğimiz üzere, Vietnam Devrimi ardında büyük yıkımlar ve ağır bedeller bırakarak kaybedilmiştir. Bugün, yabancı sermayeyi, kapitalist üretimi hayatın her alanında görmek Vietnam’ın doğalı haline gelmiştir.

Bu duruma ilişkin, bir asker anısını şöyle anlatmaktadır: “Yaşım geldiği gün beni askere almak istediler, muayene için evimin yakınlarındaki askeri hastaneye gittim. Gruplar halinde içeriye alıyorlardı ve biz sekiz kişiydik. Bizim grupta benim tam yanımda duran çocuk benimle aynı yaştaydı ve mahalledeki herkes onu tanırdı. Yıllardır tanıdığım bu adamı hiçbir sağlık problemi olmamasına rağmen askere almadılar ve beni aldılar. Babasının şehrin dışında birkaç fabrikası vardı. Sanırım bu yüzden askere alınmadı.”

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!