/ Devrimci Perspektif / Yunanistan’da Süreç İlerliyor – Çıkarılması Gereken Dersler

Yunanistan’da Süreç İlerliyor – Çıkarılması Gereken Dersler

on 2 Ağustos 2012 - 13:07 Kategori: Devrimci Perspektif
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

    (02.08.2012)

Kim Kimdir?
               ND: Yeni Demokrasi Partisi. Yunanistan sağının ana partisi.
               Syriza: Radikal Sol Koalisyon. Koalisyonun merkezindeki en güçlü örgüt olan Synaspismos ÖDP’nin kardeş örgütü. Eurokomünist, Leninizme karşı, çoğulcu, sivil toplumcu. Koalisyonun daha küçük bileşenleri ise daha sol çeşitli merkezci örgütlerden oluşuyor.
                PASOK: Yunan kapitalizminin sosyal demokrat partisi.
                Bağımsız Yunanlılar: Kemer sıkma paketlerine karşı çıktıkları için ND’den atılanların kurduğu sağcı popülist parti.
               Altın Şafak: Amblemi gamalı haça benzeyen, liderine führer denen, zaman zaman Nazi selamı veren Neonazi örgüt.
               Dimar: Syriza’nın PASOK’a muhalefetini fazla sert bulanların Syriza’dan  ayrılarak kurduğu sağa doğru bölünme. Synaspismos kökenli .
               KKE: Yunanistan Komünist Partisi. Yunanistan’ın en köklü partisi. KKE yönetimi iç savaş sırasında Stalin’in direktifleriyle yüz binlerce partizanı ihanete uğratmıştı. Ortodoks Stalinist. Sendikal bürokrasi içinde güçlü. Milliyetçi. Yaygın örgütlülüğe sahip.
               Antarsya: Antikapitalist Sol Cephe. Syriza’nın solundaki daha radikal programa sahip örgütlerin birliği. Proleter devrimcilikten sivil toplumculuğa salınan merkezci bir çizgisi bulunuyor.

 

17 Haziran 2012. Tekrarlanan genel seçimler: ND %29.8, Syriza %26.9, PASOK %12.1, Bağımsız Yunanlılar %7.2, Altın Şafak %6.9, Demokratik Sol (Dimar) %6.1, Yunanistan Komünist Partisi (KKE) %4.5. Başta AB olmak üzere emperyalist kapitalist sistemin kurum ve temsilcileri ile Yunan burjuvazisinin olası bir Syriza zaferini önlemek için sürdürdüğü korkutma ve şantaj stratejisi sonuç alır ve sağcı patron partisi Yeni Demokrasi (ND) Syriza’yı az farkla geride bırakır. Üç gün sonra ise ND-PASOK-Dimar hükümetinin kurulduğu ilan edilir. Piyasalar biraz da olsa rahatlar, dünya kapitalizmi buruk da olsa bir sevinç yaşamaktadır. Burukturlar, zira yeni hükümet pek uzun ömürlü gözükmemektedir. Ondan sonrasıysa burjuvalar için hayli ürkütücü ve karanlıktır.
Ekim 2009. Ekonomik krizin ilk etkilerinin Yunanistan’ı iyiden iyiye sarsmaya başladığı sıralar. O sırada iktidarda olan Yeni Demokrasi (ND) kaybedeceğini bile bile erken seçim kararı alır. Böylece yaklaşan büyük fırtınada dümeni PASOK’a devreder. Bu devir akıllı bir hamleydi, ne de olsa dönem emekçilerin haklarına saldırı dönemiydi. Bunu da PASOK’un yapması en akıllıcasıydı, zira PASOK sendikal bürokrasinin önemli bir parçasıydı, bu açıdan emekçilerin acı reçeteler karşısında teskin edilmesi için PASOK iktidarı ND iktidarından çok daha uygun bir alternatifti. Neticede Ekim 2009’da %44 oyla başbakan olan hayli polüler PASOK lideri Papandereu, iki yıl sonra kasım 2011’de bitik bir burjuva politikacısı olarak istifa edecekti. Burjuvazinin iki temel partisinden birisi böylece devre dışı kalırken elde sadece daha az yıpranmış ND kalıyordu. 2009’da ND’li Karamanlis siyasi kariyerini sonlandırma pahasına erken seçime giderek kısa vadede partisinin geleceğini korumuştu. PASOK’lu Papandereu ise iki yıl içinde dibi boylayacaktı. Şimdi burjuvazinin “olağan metotlar” çerçevesindeki son kozu olan ND’li Samaras başbakan. Gerçekçi hiçbir yorum Samaras’tan Papandereu gibi iki yıl dayanmasını beklemiyor.
Nisan 2012. Emekli aylığı kesilen 77 yaşındaki Yunanlı emekli Dimitris Hristulas Atina’nın göbeği Sintagma Meydanı’nda başına kurşun sıkarak yaşamına son verir. Hristulas  kriz karşısında Yunan emekçilerinin durumunu anlatan bir sembole dönüşür. Yunanistan’da intiharlar artarken aşevleri önündeki yemek kuyrukları uzadıkça uzuyor. Yunanistan’daki kriz emekçi sınıflar açısından tam bir buhrana dönüşmüş durumda. Yüz binlerce devlet memuru halihazırda işini kaybetmekte. Buna yüz binlerce özel sektör çalışanı eklendi. İşsizlik 2009’daki %9 oranından %22.6’lara çıktı. Sadece 2012’nin ilk çeyreğinde 400 bin kişi işini kaybetti. Sene sonu işsizlik tahmini %25 seviyesinde. Buna karşılık işsizlik yardımı bir yıl ile sınırlandırıldı ve de büyük ölçüde kırpıldı. Asgari ücret de dahil Yunanistan genelinde ücretler %30-40’lara varan oranlarında aşağı çekildi. Emekli aylıklarının önemli bir kısmı iptal edililirken geri kalanı da büyük oranlarda aşağı çekildi. Toplu sözleşme sistemini devre dışı bırakacak düzenlemeler yapıldı. 200 bin kamu kurum, kuruluş ve birimin kapatılması ve bazı kamu kurumlarının özelleştirilmesi kararı alındı. Netice işsizliğin, yoksulluğun, evsizliğin ve açlığın patlaması oldu…  Bu toplumsal buhran önümüzdeki süreçte daha da ağırlaşacak. ND önderliğindeki yeni hükümetin IMF-AB’nin kuklası olarak yapabileceği pek bir şey yok. Üstelik küresel kapitalizm AB eliyle daha fazla kemer sıkma paketi istiyor. ND’nin umabildiği sadece ve sadece bu paketlerin biraz daha insaflı olması. Bu manzara karşısında burjuvazinin 17 Haziran seçim başarısının aslında Pirus zaferinden başka bir şey olmadığını uzun uzun açıklamaya pek de gerek yok. Sintigma Meydanı’nda kendini vuran Hristulas’ın intihar notunda yazanlar Yunanistan’ın durumunu oldukça iyi anlatıyor: “Bana şahsen dinamik cevap verme yeteneği vermeyen yaşımdan dolayı (Eline bir Kalaşnikof alan ilk Yunanlı olsaydı, benim ikinci olacağımı tabii ki göz ardı etmiyorum), çöplerden yiyecek arama durumuna gelmeden önce iyi bir son dışında başka çözüm bulamıyorum. Geleceksiz bırakılan genç insanların bir gün silahlarını ellerine alacağına ve İtalyanların 1945’te Piazza Poreto of Milan’da Mussolini’ye yaptıkları gibi ulusal hainleri Anayasa Meydanı’nda alaşağı ederek asacağına inanıyorum.”
Mayıs 2012. Syriza lideri Alexis Tsipras, Avrupa turuna çıkar. Amaç, Haziran seçimleri öncesinde Syriza’nın Avrupa’ya bağlı olduğunu göstermek ve böylelikle kapitalist propaganda ile tedirgin edilen Yunan orta sınıflarını ve diğer tereddütlü kesimleri yatıştırmaktır. Zaten, Syriza AB ve Euro’dan çıkılmasına kesinlikle karşı olduğunu her fırsatta vurguluyordu. Syriza Avrupa’ya bağlıydı, ama bu Avrupa kapitalist Avrupa’ydı, kriz de kapitalizmin krizi. Syriza Yunanistan’da uygulanan acı reçeteleri yırtıp atacağını iddia ederken aynı zamanda bu reçetenin mimarı AB’ye de sıkı sıkıya bağlı olduğunu yineleyip durdu. Bu koca tutarsızlık, Syriza’nın karakterini ortaya koyduğu gibi (Syriza emekçilerden yoğun destek aldığı sürece) bir yandan diğer alternatiflerin zayıflığını diğer yandan da kitlesel muhalefetin olgunlaşma anlamında daha kat etmesi gereken önemli bir yol olduğunu da gösteriyor. Syriza, 17 Haziran seçimlerinde ikinci oldu ve muhalefette kaldı. Böylece bünyesindeki onulmaz çelişkilerin Syriza’yı ve bu arada sınıf mücadelesini nereye sürükleyeceği sorusunun cevaplanması ileriki bir zamana ötelendi. Ama Syriza’nın Avrupa’da görüştüğü kardeş partileri herkese bir fikir vermeli: Almanya’da Sol Parti iktidarda olduğu eyalet yönetimlerinde özelleştirmeler dahil neoliberal ajandaya sadık kalmış bir parti. Yine Syriza’nın Fransa’da sarmaş dolaş olduğu Fransız Komünist Partisi ve Sol Parti’nin sicili de, bunlar üstelik merkezi iktidarda hükümet ortağı olmuşlardı, neoliberalizme adapte olmak konusunda bir hayli kabarık. Bir diğer ipucu da Syriza’nın kemer sıkma politikaları karşısındaki söyleminin çoğu yerde ve özellikle seçimler iyice yaklaştıkça yırtıp atmaktan yeniden müzakere etmeye doğru kaymasıdır. Alexis Tsipras, bu yeniden müzakere etme meselesi kapsamında İspanya’nın imzaladığı paketin çok daha elverişli olduğunu dile getirip durdu. Ama bunun anlamı Yunan emekçilere ölümü gösterip sıtmaya razı etmek değil midir? O zaman sormazlar mı “öyleyse İspanyol emekçiler şimdi neden ayakta” diye?
Aralık 2008: Yunanistan’ta kriz sancılarının henüz yoğunlaşmadığı günler. Atina, 15 yaşındaki anarşist bir gencin polis kurşunuyla öldürülmesinin ardından ayağa kalkar. Çatışmalar haftalarca sürer, barikatlar kurulur… Bu patlama adeta gelecekteki büyük mücadelelerin habercisidir. Hareketi hemen her kesim desteklemektedir. Ama bir istisna var ki gözlerden kaçacak gibi değildir. KKE, eylemler uzayınca kendisini tutamamış ve eylemcilere “çapulcular” diye hitap etmiştir. KKE hızını alamayıp Syriza’yı “provokatörlere sahip çıkmakla” itham eder. Hükümetteki sağcı ND’nin bakanı KKE’yi sorumlu tavrından dolayı tebrik edecektir!.. Aradan 3,5 yıl geçer. 6 Mayıs seçimlerinde KKE oylarını %7.5’ten ancak %8.5’e çıkarabilirken (işçi bölgelerinde oy düşüşleri söz konusudur), Syriza %4.5 civarlarından ilk önce %17’e bir ay sonraki seçimlerde de %27’e tırmanır. KKE oyları ise yarı yarıya azalarak %4.5’e düşecektir. Anarşist gencin vurulmasından sonra başlayan harekete karşı KKE’nin takındığı tavır durumu izah eden iyi bir göstergedir. Krizin tam ortasında facebook’tan örgütlenen sıradan Yunanlılar’ın başlattığı Öfkeliler Hareketi KKE’ye göre apolitiktir, yani değersizdir. Kasım 2011’de iki günlük genel grev sırasında, kesinti paketi mecliste oylanırken Parlamento’yu basmaya kalkışan sol grupları KKE durdurmuştur. Kasklı, beyzbol sopalı adamlarıyla, kurduğu arama noktalarıyla, adeta ikinci bir polis gücü gibi. KKE’nin bu tarz marifetlerini uzatmak mümkündür. Sadece kendi eylemlerine gelen, kitlesini ortak eylemlerden köşe bucak kaçıran ve diğer sol örgütlere karşı her daim düşmanca bir tavır alan KKE’yi Yunanlı emekçilerin tercih etmemesinde şaşılacak bir durum yoktur. Krizin faturasını emekçilere ödetmeye çalışan PASOK’un çökmesinin ardından ibre ya KKE ya da Syriza’ya dönecekti. KKE’nin alt sınıf radikalizmi karşısında gösterdiği, ki çoğu durumda saklamaya gerek duymadıkları düşmanlık yüzünden KKE kapitalist krizin ortasında büyük bir destek kaybı yaşayarak %4.5’lere geriledi. Kitle hareketi yükseldiğinde kapitalist sistem krize girerken KKE de krize giriyor. Kitleler haklı olarak KKE’ye güvenmiyor, samimi bulmuyor. Syriza ise devrimci olduğundan değil her sosyal harekete şöyle veya böyle destek olduğundan kitlelere sempatik geliyor.
Mayıs 2012: Syriza, seçimlerden önce KKE ve Antarsya’ya ittifak çağrısı yapmıştı. Asıl savaşını adeta Syriza’ya karşı veren KKE bu teklifi zaten keskin bir şekilde reddederken, Syriza 6 Mayıs seçimlerinde %1.2 oy alan Antarsya’ya ittifak teklifini yineledi. Antarsya’nın nasıl cevap vereceği radikal sol şekillenmenin geleceği açısından belirleyici olacaktı. Yunanistan’da durum 6 Mayıs sonuçları etrafında yeniden şekillenmişti. ND ve Syriza etrafında büyük bir kutuplaşma yaşanıyordu. Bir tarafta kesinti paketlerine karşı olduğunu ilan eden Syriza, diğer tarafta bunlardan yana olan ND. Son iki yılki mücadelelerde sola kayan emekçi kitlelerin Syriza’ya yöneldikleri ortadaydı. Bu şartlar altında Antarsya seçimlere bağımsız katılma kararı alarak büyük bir hata işledi. Antarsya, Syriza’nın çağrısına “şartlı destek” şeklinde cevap vermeliydi. “Seçimlerde destek veririz ama iktidar olduğunuzda şu şu konularda garanti isteriz. Ancak bu garantileri veriyorsanız sizleri destekleriz demeleri” gerekirdi. Emekçi kitlelerde yankısını bulacak mesaj şuydu “madem Syriza sosyal yıkım paketlerini yırtmaktan bahsediyor, o zaman emperyalist kapitalist sistemin baskıları karşısında Syriza’nın arkasında dururuz, ama bu konuda yan çizerse Syriza’yı ilk deşifre edenler de biz olacağız.” Tüm gözlerin sadece Yunanistan’da değil, tüm dünyada Antarsya’nın vereceği karara çevrildiği sırada böyle bir tavır Antarsya’yı sınıf mücadelesinin belirleyici bir gücü haline getirirdi. Köklerini 3.Enternasyonal’in ilk dört kongre kararlarından alan, daha sonra Troçki’nin geliştirdiği birleşik işçi cephesi taktiği sola kayan bir işçi tabanına sahip reformist ve merkezci partilere komünistlerin ittifak teklifiyle gitmesine dayanır. Reformist liderlik eğer bu teklifi redderse emekçi kitlelerin gözünde birleşik işçi cephesini engelleyerek sağın zaferini kolaylaştıran sekter bozguncu konumuna düşecektir. Eğer reformist liderlik bu teklifi kabul ederse komünistler hala bu partilere inanan emekçileri omuz omuza aynı cephede savaşırken kendi saflarına kazanma fırsatı bulacaktır, zira reformist liderliğin kaypaklığı en iyi mücadele sırasında görülecektir. Antarsya akıllı bir taktikle Syriza’ya inanan geniş kitleleri saflarına katma fırsatına sahip olabilirdi ne de olsa Syriza’nın iktidarda yan çizeceği çok muhtemeldi. Ama mesele kitlelerin bu seçeneği deneyimlemeleri ve sonucu kendilerinin görmesiydi. Devrimciler bu süreçte kitlelerin yanında olmalıdırlar. Syriza’nın yaratacağı hayal kırıklığının mücadeleyi baltalamaması ve kitlelerin sola kayışının durmaması için Antarsya’nın mücadelenin başarısı için elini taşın altına sokan samimi bir görüntü çizmesi gerekir. Asla kitlelerde ilüzyonlar yaratmadan, asla Syriza’nın yaptıklarının vebalini üstlenecek ortaklıklara girmeden, asla Syriza’nın kuracağı burjuva hükümete katılmadan… İşçi sınıfı ve gençliğin Syriza’yı test ettiği süreçte onların yanı başında, sınıf mücadelesini ileri taşımaya, kapitalist saldırıları geri püskürtmeye çalışan bir politik odak belirmek hayati önem taşıyacaktır. Diğer taraftan uzaktan atıp tutan, sorumluluk almayan, belirleyici kavgalardan sözde steril ilkesellik iddialarıyla uzak duran bir sol unsur emekçi kitlelere hiç de sempatik gelmeyecektir. Antarsya, Syriza’nın teklifini geri çevirerek kendisini izole etmiştir. Üstelik öncesinde rahatlıkla öngörülebileceği üzere seçimlerde büyük bir hezimete uğramıştır. Alınan topu topu 20 bin oy Antarsya’nın kendi yakın taraftarlarının bile desteğini alamadığını göstermektedir. Seçim sonucunun Antarsya’nın kadro ve sempatizanlarında örgüte dair demoralizasyon yaratacağı muhakkaktır. Bu da Yunanistan’ın bir devrimci duruma sürüklendiği bir ortamda hiç olmaması gereken bir durumdur. Böyle bir süreçte moral üstünlüğün elde tutulması adeta bir barometredir. Bunun kaybı işlerin ciddi anlamda olumsuz seyrettiği şeklinde yorumlanmalıdır.
Haziran 2012: Seçimlere az bir zaman kala canlı yayınlanan bir TV programında Altın Şafak milletvekili Ilias Kasiriadis tartıştığı KKE ve Syriza’lı kadın milletvekillerini döver. 6 Mayıs’taki seçim başarısının ardından projektörlerin üzerine çevrildiği Altın Şafak’ın ne menem insan tozlarından oluştuğu aslında ayyuka çıkmıştı. Canlı yayındaki bu saldırı da fazla söze gerek bırakmayacak cinstendi. Bu durumda beklenti 6 Mayıstaki bir takım tepki oylarının Altın Şafak’ı terk edeceği yolundaydı. Ama 17 Haziran seçim sonuçları Altın Şafak’ın başarısının hiç de tesadüfi olmadığını ispatlamıştır. Daha düne kadar bir avuç kriminal fanatikten oluşan bu çete şimdi her şeye rağmen %7 oy oranını tutturmaktadır. Bundan gittikçe ağırlaşan kriz koşullarında uçurumun kenarına gelen küçük burjuvazinin bir bölümünün çaresizlik içine düştüğü ve öfkeyi günah keçileri haline gelen göçmenler ve tabi ki sol üzerindeki bir demir yumruğa dönüştürmeyi vaad eden faşizme kaydığı anlaşılıyor. Faşizmin bu denli ciddi bir güç haline gelmesinde şimdiye kadar ki dev sosyal kesinti paketlerinin işçi hareketince engellenememiş olmasının payı muhakkak ki büyüktür. Sendikalar tam 17 genel grevi sadece tabanda biriken gazı almak için düzenlediklerinden küçük burjuvazinin öfkesi önce umutsuzluğa sonra da çılgınlığa doğru kaymaktadır. Bu durumdan sendikal bürokrasinin tepesine çöreklenen en başta PASOK ve KKE ile bunlardan sonra gelmek üzere Syriza sorumludur. Artık işin şakaya gelir yanının olmadığı açıktır. Eğer devrimciler tabandaki emekçi hareketiyle birlikte acil önlemler almazlarsa faşizm Yunan emekçi sınıfına felaket vaad etmektedir. En belirleyici konulardan birisi, kriz karşısında işçi hareketinin hayal kırıklığı yaratmaya devam etmemesidir. Yani işçi hareketi kesinti paketleri karşısında kazanımlar elde etmeli ve toplumsal enerjiyi kendisine çekerek umut haline gelmelidir. Aksi takdirde Altın Şafak adım adım güçlenmeye devam edecektir, ki şu sıralar bu çetenin oldukça faal olduğu, bir yandan Yunan yoksullarına şirin gözükmek için kampanyalar yaptığı bir yandan da göçmenlere saldırıları yoğunlaştırdıkları bilgisi gelmektedir. Unutulmaması gerekir ki faşizmin ilacı sınıf savaşıdır. Sınıf savaşının yükseltilmesi için de işçi hareketinin önündeki en büyük engellerden birisi olan sendikal bürokrasiye karşı taban inisiyatifinin yükseltilmesi gereklidir. Bir diğer ihtimal de olası bir Syriza iktidarının kitlelerde hayal kırıklığı yaratması durumunda ibrenin tümden aşırı sağa dönecek olmasıdır. Syriza’nın dışındaki sol aktörlerin antikapitalist bir devindirici odak haline gelmesi şu koşullarda zor görünmektedir. KKE, hem sendikal bürokrasideki gücü, hem de kendi örgütsel varlığıyla sınıf hareketinin önündeki bir engelden başka bir şey değildir. Bunu bilen kitlelerin KKE’ye şans tanımadığı ortadadır. Zaten halihazırdaki dev güçleriyle KKE’nin ne yaptığı ya da yapabildiği de ortadadır. Diğer taraftan Antarsya, kriz süresince gerekli güç birikimini yakalayamamış, dağınık görüntüsünden kurtulamamış, bir yandan da atılması gereken taktik hamleleri atamamıştır. Bu yüzden Syriza’nın olası ihaneti karşısında ortaya çıkacak boşluğu dolduracak gibi gözükmemektedir. Böyle bir durumda Altın Şafak’ın ilerlemesi sıçramalı olacaktır. Gelgelelim bir diğer seçenek daha bulunmaktadır. Bu da Syriza’nın solundaki güçlerin tabanını emekçi kitlelerlerde bulan bir antifaşist kuvvet oluşturmasıdır. Faşist hareket esasta bir sokak gücü olduğundan sokaklardan temizlendiğinde etkisini ve yeteneklerini tümden yitirmiş olacaktır. Bu nedenle böylesi antifaşist birliklerin örgütlenmesi durumunda Altın Şafak çetelerinin dağıtılması fazla zor olmayacaktır. Bu tarz antifaşist işçi birlikleri faşizmi ezdiğinde sınıf mücadelesi yeni bir merhaleye evrilmiş olacaktır. Bu tarz birliklerin oluşumuna öncülük eden sol güçler de Syriza’nın solunda bir alternatif olarak iyice belirginleşmiş olacaklardır. Bu da Syriza’nın solundaki başlıca güçlerin sınıf mücadelesine etki edebilecek güçlere erişmeyi başarması demek olacaktır.
Temmuz 2012:  Altın Şafak Yunanistan’daki yabancı esnaftan biran evvel ülkeyi terk etmelerini istedi, aksi takdirde dükkanlarının tahrip edileceğini duyurdu. Yunanistan’dan gelen raporlar göçmenlere yapılan saldırıların giderek yoğunlaştığını gösteriyor. Üstelik Yunan polisinin faşist çeteleri yakalamak şöyle dursun saldırıya maruz kalan, kendilerini savunan göçmenleri tutukladıkları bilgisi geliyor. Bütün bunlar faşist tehditin beklenilenden hızlı büyüdüğünün bir göstergesi. Bu da bir kez daha sosyalist solun acele etmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Syriza, seçimin hemen ardından duyurduğu “sorumlu muhalefet” duruşunun hakkını verircesine sessizliğini korurken, herhangi bir şekilde sınıf hareketinin yeniden yükseltilmesi çağrısından kaçınıyor. Bir yandan da Troika yeni kesintiler için ND-PASOK-Dimar hükümetine bastırıyor. Genel grev hareketinin bu kez sonuç almak üzere yeniden başlamamasının sonuçları gerçekten ağır olacaktır. Diğer taraftan işçi hareketinin maceracı olmayan, emekçilerden müteşekkil anti faşist kuvvetlerinin oluşturulmasının ve Altın Şafak çetelerinin sokaktan temizlenmesinin önemi de son saldırılar ertesinde tüm çıplaklığıyla ortaya serilmiştir.
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!