/ Devrimci Perspektif / Yunanistan’da Yeni Dönem: Nasıl Olacak? (Güneş Gümüş)

Yunanistan’da Yeni Dönem: Nasıl Olacak? (Güneş Gümüş)

on 26 Ocak 2015 - 23:07 Kategori: Devrimci Perspektif, Dünyadan, Güneş Gümüş, Yunanistan Dosyası
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Büyük bir merak ve heyecanla beklenen 25 Ocak Yunanistan genel seçimlerini geride bıraktık. Seçime yaklaştıkça Syriza’nın birinci parti olacağı netlik kazanmış; ancak tek başına hükümet kurup kuramayacağı netleşmemişti. Dün geceyarısı itibariyle manzara daha da açık hale geldi. Dünkü seçimlerin ardından Yunanistan’ın yanı sıra Avrupa solunu bir heyecan dalgası sarmış durumda. Türkiye’de bile sabahtan beri Tsipras (Çipras diye okunuyor), Syriza rüzgarı esiyor. Dün gece Atina’nın merkezinde kurulan Syriza çadırında seçim zaferini kutlayanların arasında Avrupa solunun dikkate değer varlığı bunun bir göstergesi.

Syriza, seçimlerden birinci parti olarak çıkmayı başardı, ancak hükümet kurmak için gerekli 151 sandalyeye ulaşamadı. Bu sorun da sabah itibariyle artık çözülmüştü: Syriza, kemer sıkma paketlerine karşı bir söylem geliştiren Bağımsız Yunanlılar adlı merkez sağ oluşumla hükümeti birlikte kuracaklarını açıkladı. (Bağımsız Yunanlılar, kiliseye yakınlık içinde olan, yasadışı göçmenlerle mücadele konusunda daha kararlı bir tutum takınılmasını isteyen bir örgütlenme. Seçim kampanyaları sırasında üstü kapalı şekilde Syriza’nın ülkeyi raydan çıkarmasına karşı “Biz ülkenin güvenlik vanası olacağız” söylemiyle propaganda yürüten Bağımsız Yunanlılar ile Syriza’nın koalisyonunun içsel çelişkileri de az değil.)

10 milyona yakın seçmen olan Yunanistan’da parlamento 300 milletvekilinden oluşuyor; birinci çıkan parti 50 milletvekilini doğrudan alıyor. Geri kalan vekillikler yüzde 3 seçim barajını geçen partiler arasında paylaştırılıyor.
25 Ocak’ta gerçekleşen seçimlerin kesin olmayan resmi sonuçlarına göre 7 parti seçim barajını geçerek meclise girmeyi başardı:
SYRIZA – % 36,3 (149 sandalye)
Yeni Demokrasi Partisi (ND) – % 27,8 (76 sandalye)
Faşist Hrisi Avgi (Altın Şafak) – % 6,28 (17 sandalye)
Nehir Partisi (POTAMI) – % 6,05 (17 sandalye)
Yunanistan Komünist Partisi (KKE) – % 5,47 (15 sandalye)
Bağımsız Yunanlılar (ANEL) – % 4,75 (13 sandalye) (Yeni Demokrasi’den ayrılma)
PASOK – % 4,68 (13 sandalye)

Herkese “umut” sloganıyla seçim kampanyasını yürüten Syriza, 2008 krizinden Avrupa’nın en derinden etkilenen ülkesinde yükselen sınıf mücadelesinin sonucunda bu başarıyı elde etmiş durumda. Ekonomik krizle sarsılan ülkede defalarca genel grev, ayaklanma yaşandı; bu birikim üzerinden sol ve emek cephesi adına yakalanan bu tarihsel bir fırsat, sadece Yunanistan değil, Avrupa emek ve sosyalist hareketi üzerinde belirleyici olacak. Bu deneyim ya işçi sınıfının Avrupa Troykasının hizmetkarlığını yaptığı sermaye sınıflarını defterini dürmesine yol açacak ya da bu güçler işçi sınıfına tekrar toparlanmasının zor olacağı bir yenilgi yaşatacaklar. Sonuç ne olursa olsun gelecekte 2015 Yunanistan seçimleri yeni bir dönemin başlangıcı olarak hatırlanacak.

Kitlelerin Seçim Mesajı: Kemer Sıkma Politikalarına “Artık Yeter”

Bu genel seçimlerin en açık mesajı Yunanistan’da kitlelerin “kemer sıkma politikalarına artık yeter” demesiydi. Parlamentoda kemer sıkma politikalarına hayır diyen partilerin sandalyelerinin toplamı 177 (%46,5).

2008 krizinden derinden etkilenen ve çöküşün eşiğine gelen Yunanistan 2010’dan itibaren kendisini Avrupa Troykasına teslim etmiş durumda. Ayakta kalabilmek için ağır borç yüküne (240 milyar euro) giren Yunanistan, bu borçları Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası ve IMF tarafından dayatılan sert neo-liberal önlemler ve kesinti paketlerini uygulamayı kabul etmesi karşılığında alabildi. İstenilen kamu harcamalarının azaltılması, onbinlerce kamu çalışanının işten çıkarılması, özelleştirmeler, çalışan ve emekli maaşlarının düşürülmesi vb. yaptırımlardı. Bu politikalar 6 yıla yakın bir zamandır uygulanıyor ama durum artık Yunanistan ekonomisi için daha da kötü; emekçi halkın durumundan bahsetmeye bile gerek yok.

Tüm ücretli çalışanların maaşlarında üçte bir oranında bir kayıp yaşandı. Özel sektörde çalışanların maaşlarını almakta zorlandığı ülkede çalışan nüfus bile sağlık, beslenme, barınma giderlerini karşılamakta zorlanıyor. Kamu harcamalarının %40, özel sektör harcamalarının % 70 düştüğü Yunanistan’da şu an ortalama maaş aylık 600 euro civarında. Oysa ki asgari ücret eskiden 751 euro idi. İşsizlik düzeyi yüzde 25’leri aşmış durumda; gençler açısından durum daha da vahim: yaklaşık %50 -ki çok sayıda genç çareyi çalışmak için başka Avrupa ülkelerine gitmekte buluyor. Kriz sonrasında ülke ekonomisi %25 daralmış durumda; sanayi üretiminin %35 gerilediği ülkede bütün kemer sıkmalar sonrasında ekonomi daha da kötüye gitmiş durumda. İşsizlik artıyor; ülkenin borcunun gayri safi milli hasılaya oranı arttı (şu an %175).

Sermayenin krizi ağır biçimde sırtına yüklenen emekçi halk, 2015 seçimlerinde güçlü bir “artık yeter” demiş durumda. Kemer sıkma politikaları, Yunanistan’ın en köklü iki partisinden PASOK’un başını 2010’ların başında yemişti; şimdilerde PASOK neredeyse meclise girebildiği için teselli bulur halde. Diğer köklü parti olan Yeni Demokrasi ise 3 yıl boyunca uyguladığı kesinti programı sonucunu 2015 seçimlerinde aldı. Avrupa Troykasının sermaye için emekçilere dayattığı kemer sıkmalara karşı ilk güçlü çığlık Yunanistan’dan yükseltilse de devamı Avrupa’nın bu politikalardan en çok etkilenen periferisinin diğer ülkelerinden gelebilir. Gidişatın ne olacağını Syriza hükümetinin politikaları belirleyecek. Yunanistan’ın Troyka ile anlaşması Şubat sonunda bitiyor; 7.2 milyar euroluk yeni kredi dilimi için müzakere de gerekiyor. Dolayısıyla süreç çok hızla gelişecek; kısa sürede olacakları hep birlikte göreceğiz.

Syriza İktidarı Ne Vaadediyor?

Syriza, seçim sürecinde kemer sıkma politikalarına açık bir muhalefet sayesinde bu başarıyı elde edebildi. Syriza, neoliberal kesinti politikalarına karşı güçlü bir işçi sınıfı ve gençlik hareketinin yaşandığı 2010 ile 2012 arası dönemin sonucunda 2012 seçimlerinde de birinci parti olmanın köşesinden dönmüş; o dönemde borçların ödenmesini reddeden (“Anlaşmayı tanımayacağız; borçları ödemeyeceğiz; Avro’dan da çıkmayacağız” söylemiyle AB’de kalma yanlısı tavrı o zamanda mevcuttu) daha radikal söylemi nedeniyle Avrupa Birliği ve Yunanistan egemen sınıfının güçlü bir karşı propagandasıyla karşı karşıya kalmıştı.

Radikal Sol Koalisyon anlamına gelen Syriza, bir dizi sol grubun birliğinden oluşan bir parti.2001’de bazı sol gruplar arasında oluşturulan Solun Birliği ve Ortak Eylemi İçin Alan adlı koalisyona dayanmakta olan Syriza, aslen 2004 seçimlerine girerken bir sol ittifak kurulmasıyla ortaya çıkmıştı. Synaspismos (Sol Hareketler ve Çevre Koalisyonu), AKOA (Yenilenen Komünist Çevreci Sol), DEA (Enternasyonal İşçilerin Solu), KEDA (Eylemci Solda Birlik Hareketi), Energoi Polites (Etkin Vatandaşlar), Yunanistan Ekososyalistler, DIKKI (Demokratik Sosyal Hareket), Kokkino, Xekinima ve Rosa gibi gruplar tarafından ilk olarak 2004 seçimlerine girişte bir koalisyon olarak biçimlenen Syriza, özellikle 2009 sonrasında ekonomik krizin etkilerine karşı sınıf hareketinin yükseldiği dönemde ciddi bir çıkış yakaladı.
2004 seçimlerinde % 3.3 oy oranına ulaşarak 6 vekille meclise giren Syriza, 2007 genel seçimlerinde % 5 (14 koltuk), 2009 genel seçiminde % 4,6 (13 vekil); Mayıs 2012 seçimlerinde % 16.8 (52 milletvekili), Haziran 2012 seçimlerinde ise yaklaşık % 27 oy (71 sandalye) oranına ulaştı. 2013’de bir parti halini alan Syriza Mayıs 2014’teki Avrupa Parlamentosu seçimlerinden de % 26 oy oranıyla birinci parti olarak çıktı.
Syriza çeşitli siyasi öznelerin birliğinden oluştuğundan parti içinde daha radikal sol tavır yanlısı ciddiye alınır bir eğilim olduğunu da belirtmek gerekir. Syriza yönetimi bu radikal kanadı tasfiye etmeyi denese de bu konuda başarılı olamamıştı.

Bu seçimlerde Syriza söylemini yumuşatarak borçları reddetmeyi bir kenara bıraksa da 240 milyar euroluk kurtarma paketi için yeniden müzakere yapılması ve Almanya’nın II. Dünya Savaşı sonrası krediler ile Hitler dönemi ve öncesinden kalan borçların affının görüşüldüğü 1953 Londra Borç Konferansı’na atıfla borçların yarısının silinmesi üzerine propaganda yaptı.

Özel sektör borçlarının ödeneceğine, ancak devlet alacakları için AB içinde yaşanılır ve kabul edilir bir program için pazarlık yapacaklarına vurgu yapan Tsipras önderliğindeki Syriza, Yunanistan ve Avrupa’nın krizine çözüm olarak Keynesyen politikaları öneriyor. Tsipras, 15 Eylül 2014 tarihinde Selanik’te iktidara gelirse uygulayacakları ekonomik politikaları açıklamıştı. Bu program aslen refah devletini yeniden inşa etmek; devlet kaynaklarını kullanarak üretimi artırmak, böylece istihdam sağlamak ve piyasadaki talebi artırarak ekonomiyi canlandırmak üzerine kurulu. Bu çerçevede kamu yatırımlarını artırmak, tüketimi artırmak için çalışan ve emeklilerin maaşlarının tekrar artırılması, küçük ve orta ölçekli işletmelerde istihdamı artıracak teşvikler, ücretsiz elektrik, gıda desteği programı, konut güvencesi programı, emeklilere Noel ikramiyesine tekrar başlanması, sigortasızlaraücretsiz tıbbi yardım ve ilaç yardımı, asgari ücretin yeniden 751 euro yapılması, belli bir gelir düzeyinin altındakilere ücretsiz ulaşım hakkı, ısınma giderleri üzerindeki özel tüketim vergisi düzenlemesinin iptali, vatandaşların ödenemeyen banka borçlarının silinmesi gibi uygulamaları Syriza önüne koymuş durumda. Bir yandan da zenginlerin vergilendirilmesi; bazı yeni vergileri ve gelir vergisi alt sınırının 5 bin Euro’dan 12 bin Euro’ya çıkarılması planlanıyor.

Syriza, bu politikalarla AB içinde kalarak, hatta borçlarını da ödeyerek Avrupa egemenlerinin nefretini çekmemeyi hedefliyor. Bu bağlamda seçimler öncesinden Avrupa egemenleriyle görüşmeye başlamış; Tsipras, seçimden kısa bir süre önce sermaye gruplarının yüreğine su serpmek ve neden Syriza’ya ihtiyaçları olduğunu anlatmak için Financial Times’da yayınlanan bir yazı kaleme almıştı. 20 Ocak 2015 tarihli bu yazının (“Korku Yunan Demokrasisini Öldürmeden Önce Kemer Sıkmayı Bitirin”) başlığında da anlaşılabileceği gibi Tsipras, kemer sıkma politikalarının aşırı sağı yükselteceği, böylece Yunanistan’da demokrasinin sona erebileceği üzerinden bir propaganda ile sermaye gruplarını kendine şans vermeye ikna etmeye çalışıyordu: “Partim Syriza, politik istikrar ve ekonomik güvenlik için yeni bir toplumsal sözleşmeyi garanti ediyor. Kemer sıkma paketlerini sonlandıran, toplumsal uyumu, demokrasiyi geliştiren ve orta sınıfların kendi ayakları üstünde durmasını sağlayacak politikalar öneriyoruz. Bu, Eurozone’u güçlendirecek ve Avrupa projesini kıta üzerindeki tüm yurttaşlar için çekici kılacak tek yoldur... Korkunun demokrasimizi öldürmemesi için, kemer sıkma politikalarını sonlandırmak zorundayız. İlerici ve demokrasi güçleri Avrupa’yı değiştiremezse, Marine Le Pen ve onun aşırı sağ ittifakları bizim için onu değiştirecekler.”

Aynı çizgi, seçimler sonrasında da sürmekte. Seçim sonuçlarının belli olmasından sonra yaptığı konuşmada Tsipras, “AB ile ne çatışmaya gireceğiz ne de boyun eğeceğiz” diye özetledi parti olarak tavırlarını. Var mı öyle bir dünya?

Seçim sonuçları belli olur olmaz, Euro’nun son 11 yılın en düşük değerine (1.1 dolar düzeyine) gerilemesinden Avrupa sermayesinin Syriza’nın Keynesyen politikalarına ne kadar açık olduğunu siz düşünün. Normal koşullar altında (işçi sınıfı mücadelesinin doğrudan bir etkisi olmaksızın) uzlaşma Syriza’nın Avrupa egemenlerinin dümen suyuna yaklaşması ile ancak sağlanabilir; aksi koşullarda Syriza hükümetinin ömrü çok uzun olmayacaktır. Ancak tekrar belirtelim; emekçi sınıflar sokağa kanalize edilmediği koşullarda…

Devrimci Sol Nasıl Bir Çizgi İzlemeli?

Peki ne yapmak lazım? Burun kıvırmak, Syriza’nın sınırlarını müjdeleyip kenara çekilip beklemek mi? Kalsın. Bu devrimcilerin değil, uslanmaz mızmızların tavrı olur. Devrimci müdahalecidir; değiştirmek için müdahale eder ki emekçi halkın sermaye sınıflarının politikalarına karşı tepkisinin bir ifadesi olan seçim sonuçları karşısında sessizce bekleyip söylenmekle yetinmek mümkün değildir. Sonuçta Yunanistan’da tarihsel bir dönemeç yaşanmakta.

Başından belli olduğu üzere Syriza’nın programı devrimci değil diyerek geçip gitme şansına sahip değil devrimciler. Emekçi halkın umutlarını bağladığı, radikal sol olarak kabul gören Syriza’nın Avrupa egemenlerini zora sokacak adımlar atmak konusunda zorlamak gerekiyor. Bu çerçevede tabandan basınç yaratmak hem kitleleri politika sahnesinin özneleri haline getirmeyi hem de devrimci güçlerle kitleler arasındaki bağların güçlenmesini sağlayacaktır. Bu noktada Syriza, ileri gitmesi için yapılan basınçlarla hem sermaye sınıfının neoliberal programı delinecek hem de Syriza liderliğinin düzenden kopamaması deşifre edilerek emekçi kitlelerin devrimci çözüme kazanılması konusunda yol alınacaktır. Devrimci öncünün görevi, Lenin’in bize öğrettiği üzere kapitalist sistemin her açığından yararlanmak, onu krize sokma potansiyellerini kullanarak devrimi mümkün kılmak adına düzeni zayıflatmaktır.

  • Öncelikle Yunanistan devrimcileri, kemer sıkma politikalarına karşı Syriza’nın her adımının arkasında duracaklarını, Avrupa egemenlerinin baskılarına karşı birlikte mücadele edeceklerini ilan etmelidir. Ancak bir yandan bunun yapılabilmesi için patronlar birliği AB’den kopuş gerektiğini, Avrupa emekçilerinin cephesini inşa etmenin zorunlu olduğu vurgulanmalıdır.
  • Syriza üzerinde kitle kontrolünü artırmanın araçları üretilmesi yönünde propaganda yapılmalıdır: genel grevler, sokak gösterileri, Syriza’nın karar mekanizmalarının emekçi kitlelere açılması (şeffaflık) gibi.
  • Devrimci sol, Syriza’nın kesinti politikalarına karşı sınırlı çözüm önerilerini gerçekleştirirken Avrupalı ve Yunan egemenler cephesinden karşılaşacağı ataklar karşısında emekçi halkın tepkisini örgütlemesi gerekir (Örneğin bankalar, ödenemeyen borçların silinmesi gibi bir uygulamayı yüksek mahkemeye götürebilirler).
  • Bu dönemi Avrupa çapında sermayenin ipini çekmek için fırsata dönüştürmek devrimci bir görevdir. Örneğin yeni müzakere süreci Şubat sonunda yaşanacaktır. Avrupa çapında (özellikle Fransa ve Almanya’da) Syriza üzerindeki baskılara karşı eylemler örgütlenmesi bu dalganın yayılmasını sağlayacaktır.
  • Syriza politikasının radikalleşmesi yönünde taban basıncı (“Ödemiyoruz”, “Bu borç bizim değil”) yaratılmalıdır. 2012’de iktidara doğru ilerleyişinin potansiyelleri görüldüğünden beri Syriza üzerinde egemen sınıfların basıncı var; tersten basıncı örgütlemek devrimcilerin görevidir. Başarılı olunmasından daha önemlisi Syriza’nın olası yalpalamalarında devrimci seçeneği kitleler için alternatif hale getirmektir. Yani devrimci görev kitlelere şu söyleme kazanmaktır (sade propagandayla değil, aslen burjuva politikayı altüst etme hedefindeki devrimci bir pratikle): “Burjuva düzenin sınırları içinde hayatı bizim için cehenneme çeviren politikaları ortadan kaldırmak mümkün değil, işte gördünüz. Biz Syriza’nın bu yönde adımlarına destek verdik. Mücadele ettik. Ama Avrupalı sermayedarlar boğamıza sarılmak için fırsat kolluyor. Biz onların boğazına sarılmadan çıkış yok”
  • Syriza’nın sol kanadını oluşturan oluşumların Syriza üzerinde basınç kurmaya çalışmakla birlikte, olası (ki büyük oranda olacak olan bu) bir yamulma durumunda Syriza’dan ayrılmaya da hazır olmaları gerekir. Bu ayrılma kitlelerden kendini izole edecek gerçekleşmemeli; Syriza karşısında onun içinde yer almayan Antarsya gibi radikal sol yapılarla birlikte hareket olanakları yaratma çabasını beraberinde getirmelidir.
  • Yunanistan’ın tekrar krize girmesi bile Avrupa çapında yeni bir dönemin kapısını aralar; “Biz de ödemeyeceğiz” diyen sesler daha güçlü çıkmaya başlar. Bakınız İspanya’ya. Dünya egemenleri de en çok bundan korkmaktadır. Financial Times, “Syriza, Avrupa’daki benzer partilere ilham verebilir” diye uyarmaktadır: “Syriza’nın tutucu finansal yönetime ve siyasi birliğe meydan okuması, İspanya’daki Podemos partisi gibi kendisine benzer hareketlere ilham verecektir. Podemos lideri Pablo Iglesias, seçimlerde Tsipras’ın kampanyasına destek vermek için Yunanistan’a uçmuştu.”

Bir Yanda da Tetikte Bekleyen Tehlike: Altın Şafak

Olağanüstü dönemler olağanüstü politikaların var olmasına kapı aralar. Bunun anlamı sosyalistlerin güçlenmesi kadar karşı kutupta faşist hareketin de etkisini artırması olarak kendini gösterir. Yunanistan’da yaşanan da budur. 2015 seçimlerinden faşist Altın Şafak örgütlenmesi oldukça güçlenerek çıkmıştır. İlk defa 2012 seçimlerinde 18 vekil kazanarak meclise girmeyi başaran Altın Şafak, 2010-12 döneminde yükselen sınıf hareketine karşı Yunan egemen sınıfları tarafından el altında tutulacak bir karşı-devrimci güç olarak beslenmişti. Sınıf ve sol hareketin gerilemesiyle artık eskisi kadar ihtiyaç hissedilmeyen ve bir yandan da giderek saldırganlaşıp kontrolden çıkması nedeniyle tepkileri üzerine çeken (hatta bu gündem üzerinde kitle hareketini ) Altın Şafak’ın kitle basıncıyla egemen sınıfların çeşitli yaptırımlarıyla karşılaşmıştı. Anti-faşist rap şarkıcısı Pavlos Fissas’ın 2013’te Atina’da bir Altın Şafak sempatizanı tarafından öldürülmesi sonrasında partinin genel başkanı ve yardımcısının yer aldığı 35 isim suç örgütüne mensup olmak, cinayet, saldırı ve kara para aklama suçlarında tutuklanmıştı. Ancak egemen sınıflar tehlikenin kokusunu aldıklarından Altın Şafak kozunu elden çıkarmadılar ve bütün yaşananlara rağmen bu partiye seçimlere katılma hakkı verildi. 17 vekillik kazanan Altın Şafak, Yunanistan devrimcilerinin savaşması gereken birinci tehditlerden biri.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!