/ Güncel / AKP’nin Ortadoğu Yanılgısı – Çağın Erdinç

AKP’nin Ortadoğu Yanılgısı – Çağın Erdinç

on 6 Aralık 2013 - 00:11 Kategori: Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
6 Aralık, 2013

 

 

Ortadoğu hiç kuşkusuz Dünya’daki en önemli bölgelerden biri. Ortadoğu, yeryüzündeki enerji ihtiyacının çoğunu karşılayabilecek potansiyele sahip. Birçok dinin doğduğu yer olarak kabul edilen Kudüs, bu coğrafyada bulunuyor.

 

Ortadoğu’ya stratejik önemini veren bu özellikler ilk bakışta bölge halkının refahını arttırmak için olumlu araçlarmış gibi gözükse de, emperyal hedefleri olan hükümetler, Ortadoğu’nun bu özelliklerine sahip olabilmek adına bu coğrafyayı yıllardır satranç tahtası; bölge halkını da piyon gibi görmeye devam ediyor ve yıllardır Ortadoğu’dan savaş eksik olmuyor.

 

Ortadoğu’yu satranç tahtası gibi gören ve bölgeyle dilediği gibi oynayacağını zanneden AKP de, bölge halkının bugün yaşadığı acıların çoğunda pay sahibi; fakat Osmanlı’nın mirasçısı yeni Türkiye’nin Ortadoğu’nun lideri olması gerektiğini savunan AKP zihniyetinin çarpıklığı bugün bölge halkları tarafından sorgulanıyor ve ciddiye alınmıyor. Özellikle de Suriye halkı tarafından…

 

2012 yılının Haziran ayında Türk jetinin Suriye tarafından düşürülmesi, AKP tarafından sineye çekilmek zorunda kalmıştı. Bu gelişme, Suriye’de ”ağır abilik taslayan” AKP için çok büyük bir yara oldu. Suriye politikasını her şeye rağmen değiştirmeyen AKP, Suriye muhalefetinin heterojen yapısına rağmen, izlediği politikayı terk etmeyerek kendi açmazlarını artırmaya devam etti.

 

Suriye’deki muhalefeti oluşturan unsurların tamamının bir biriyle çatışmaya başlamasıyla beraber AKP’nin dış politika yapıcıları, söylem değiştirmek yerine söylemlerinin sertliğini ayarlamak zorunda kaldı. Zira bugün, destekledikleri muhalefet cephesinden söz etmek imkansız. Başından beri El Nusra, El Kaide gibi aşırı dinci selefi örgütleri değil, Özgür Suriye Ordusu gibi ‘ılımlı’ gurupları desteklediklerini dile getiriyordu Tayyip Erdoğan; ama AKP’nin bu selefi terör örgütlerine verdiği destek herkes tarafından bilinen bir gerçek halini aldı. Mesela, Güney’deki otellerde barınan El-Nusra militanlarının görüntüleri basına sızdı. Kürdistan Stratejik Araştırmalar Derneği’nin internet sitesinde, Muammer Güler’in imzasıyla Hatay Valiliği’ne gönderilen belgede PYD’ye karşı El-Nusra’nın desteklenmesi gerektiğini ifade eden bir belge yayınlandı. Tayyip Erdoğan, Reyhanlı saldırısının Esad’a bağlı güçler tarafından gerçekleştirildiğini söylemesine rağmen, Red-Hack Reyhanlı’daki bombalı saldırının El Nusra tarafından yapıldığını belgeleriyle ilan etti; ancak AKP’nin yargısı, suçluluk psikolojisiyle zeytinyağı misali üste çıkarak belgeleri sızdırdığı iddia edilen Utku Kalı’yı cezaevine gönderdi. Örnekleri çoğaltabiliriz.

 

Tüm bunlara rağmen, Tayyip Erdoğan, Selefi terör örgütlerine hiçbir şekilde destek vermedikleri yalanını söylemeye devam etti. Ve destek verdikleri unsurların yalnızca Suriye muhalefeti olduğunu, ÖSO’nun da Suriye muhalefetini temsil ettiğini açıkça her fırsatta ifade etti.
Fakat Tayyip Erdoğan, radikal islamcı örgütlere verdiği desteğin görünürlüğünü azaltmak adına kısmen ılımlı olan ve Suriye muhalefeti dediği ÖSO’ya verdiği destekten bugün bahsedemiyor. Çünkü Özgür Suriye Ordusu’nun varlığından artık söz etmek çok zor. ÖSO, özellikle El Kaide bağlantılı El Nusra örgütüyle girdiği çatışmalar sonucunda çok ağır kayıplar verdi. Daha öncesinde, PYD’yle girdikleri çatışmalarda da yüzlerce militanlarını yitirdiklerini biliyoruz. Zaten ÖSO’nun eski komutanı Hacı Hasan, dengelerin Mart 2011’den itibaren değişmeye başladığını ve gücün artık El Kaide’ye geçtiğini açıkça ifade etmişti. Hatta savaş öyle bir hal aldı ki, ÖSO’nun kurmay şefi Selim İdris’in ”ittifaklar değişiyor. Suriye iç savaşında radikal islamcı örgütler kontrolü ele geçiriyor. Rejimin saflarına katılabiliriz” açıklaması İngiltere’deki Indenpendent gazetesinden duyuruldu.

 

ÖSO’nun Suriye’de erimesi, AKP’nin söylem değiştirmese de, geçmişte söyledikleriyle çelişmemek adına önceki dönemlerdeki kadar aktif destekten bahsedememesine neden oldu. Bugüne kadar radikal islamcı guruplara hiçbir maddi destekte bulunmadığı yalanını defalarca söyleyen AKP’nin Suriye konusunda kısmen edilgenleşmiş görüntüsü bu nedenledir. Bugün ”Suriye muhalefetini destekliyoruz” açıklaması , ”El Nusra ve El Kaide gibi selefi örgütlere destek veriyoruz” anlamına gelecektir. Önceden ÖSO’nun kuvvetini Türkiye halklarını kandırmak için paravan olarak kullanan AKP’nin, artık böyle bir yalanı söyleyebileceği zemin Suriye’de ortadan kalkmıştır.

 

Fakat yine de Tayyip Erdoğan ‘Suriye rüyasından’ tam anlamıyla vazgeçmiş değil. En azından bunu söylemlerinde bir süre daha göremeyeceğiz. AKP, Türkiye halklarına bu kirli savaşın iç yüzünü göstermemek adına iletişim araçlarını aktif olarak kullanmaya devam ediyor. Mesela hala, ‘Esed güçleri’ dedikleri unsurların bombalama görüntülerini TRT’nin abartılı ajitatör muhabirlerinden izliyoruz. Elbette bu görüntülerin doğruluğu konusunda şüphelerimiz var. Daha önce başka coğrafyalardaki savaş görüntülerini ”Esed’in katliam görüntüleri” adı altında servis eden TRT, güvenilirliğini halk nezdinde giderek tüketti.

 

AKP’nin Suriye konusunda devre dışı kalmasının diğer önemli nedeni de Batı, Suriye’ye müdahale hazırlığı içerisindeyken özellikle Rusya ve Suriye’nin beklenmedik bir hamle yaparak müdahale seçeneğini ortadan kaldırması oldu. Böylece 2. Cenevre Konferansı’na giden sürecin önü açıldı ve AKP’nin savaş çığırtkanlığı karşılığını bulmadı. Tüm bu gelişmelerden önce söylemiştik, şimdi de söyleyelim: AKP Suriye bataklığında boğuluyor, boğulmaya da devam edecektir.

 

AKP’nin tek sorunu Suriye’yle değil. Darbe sonrasında Mısır’la yaşadığı sorunlara son günlerde bir sorun daha ekledi: Mısır tarafından Türkiye’nin büyükelçisinin istenmeyen adam ilan edilip ülkeden gönderilmesinden sonra, Türkiye de aynı şekilde davranarak Mısır büyükelçisini ”persona non grata” ilan etti ve Mısır’la ilişkiler tamamıyla koptu.

 

AKP’nin Irak hükümetiyle de sorunları var. Son seçimlerde AKP, İngiliz vatandaşı olan ve CIA ile yakın ilişkisi olduğu bilinen İyad Allavi’yi desteklemiş fakat Maliki seçimleri kazanmıştı. 2010’dan beri devam eden gerginlik Irak Kürdistanı’nda Barzani’yle imzalanması tasarlanan petrol anlaşmasıyla daha da arttı. Barzani’yle yapılacak bir petrol anlaşmasına kesin bir dille karşı çıkan Irak hükümeti hava sahasını, tam da Taner Yıldız’ın Irak’ı ziyareti öncesinde kapattı. ABD’nin Türkiye büyükelçisi Ricciardone de Irak hükümetinin onayının alınmadan Irak Kürdistanı’yla anlaşma yapılmasını kabul etmeyeceklerini diplomatik bir dille ifade etti ve AKP’ye aba altında sopa göstererek AKP’den Ortadoğu politikalarında daha temkinli olmasını istedi.

 

AKP’nin Ortadoğu’ya müdahil olmakta en çok kullandığı Filistin sorununda da AKP politika üretememeye başladı. Ortadoğu’da en çok Filistinliler tarafından sevilen, posterleri dükkanları süsleyen Tayyip Erdoğan, 16 Mayıs 2013’teki Amerika ziyaretinde Filistin’e gideceğini açıklamış fakat Obama bunun kısa vadede yapılmaması gerektiğini söylemişti. Obama’nın bu uyarısından sonra Tayyip Erdoğan sözünü tutamadı ve Filistin’e gidemedi.

 

Kısacası, ‘Ortadoğu’nun lideri’ olma iddiasıyla yola çıkan AKP, Ortadoğu’da bugün hiçbir aktör tarafından ciddiye alınmayan unsur haline geldi. Sıfır sorun politikasıyla yola çıkıp bu kadar yalnızlaşmak, AKP’nin Ortadoğu’daki politikalarından kaynaklandı. Ortadoğu halklarının isteklerini kendi çıkarları doğrultusunda hiçe sayan AKP, başta Suriye halkı olmak üzere, tüm Ortadoğulu halkların tepkisini çekti.

 

AKP’nin Ortadoğu’da azalan popülaritesini rakamlar da destekliyor. Türkiye Ekonomik Ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) tarafından hazırlanan ”Ortadoğu’da Türkiye Algısı 2013” raporunda on altı Ortadoğu ülkesinde yapılan anketlerde ortaya çıkan durum şu: 2011’de Ortadoğu halklarının %76’sı Türkiye’ye olumlu bakarken 2013’te bu oran %59’a geriledi. 2011’de Mısır halkının %76’sı Türkiye’nin politikalarını desteklerken 2013’te Mısır halkının sadece %38’i Türkiye hakkında olumlu görüş bildirdi. Suriye’de ise AKP’nin politikaları 2011’de halkın %44’ü tarafından desteklenirken 2013’te bu oran %22’ye kadar geriledi.

 

AKP sadece bölgesel dış politikada değil, içeride de ciddi bir şekilde meşruiyet sorunu yaşamaktadır. Bu noktada insanlar AKP’nin alternatifinin kim olduğunu soruyorlar ve mevcut düzen partilerinin iktidarı yönetmeye muktedir olamayacağından dert yanıyorlar.

 

Evet! Mevcut düzende, özellikle AKP’nin tek alternatifi olduğunu dile getiren CHP, ezilenlerin sorunlarına hiçbir şekilde derman olamaz. Son dönemde, CHP’nin Beşiktaş’ta Beltaş işçilerini işten çıkarttığını ve işçilere karşı AKP’nin katil polisinden medet umduğunu gördük. Ve yine seçimler yaklaşırken Kemal Kılıçdaroğlu’nun ABD’ye gidip kendisini ve politikalarını beğendirmeye çalıştığına, burada cemaatle de görüşeceğine tanık olduk.

 

Sonuç olarak, AKP er ya da geç gidecektir. Önemli olan AKP gibi kan emici düzen partilerini yaratan ve onları besleyen sistemin ortadan kaldırılmasıdır. Bu da ancak, işçi sınıfının mücadelesiyle mümkün olabilir. Gezi sürecinde yaşanan önderlik eksikliği ve emeğin mücadeleye eklemlenememesi sorunları bizim için önemli bir ders olmalıdır.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!