/ Güncel / Bir Bisikletçinin Mektupları | Ankara’da Bisiklet Sürmek ve Belediyecilik – Ahmet Yeşil

Bir Bisikletçinin Mektupları | Ankara’da Bisiklet Sürmek ve Belediyecilik – Ahmet Yeşil

on 14 Şubat 2017 - 10:24 Kategori: Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Ahmet Yeşil

Yıllardır Ankara’da bisiklet süren, işine, arkadaşlarıyla buluşmaya bisikletle gidip gelen biri olarak Ankara’da bisiklet sürmek üzerine birkaç şey yazmak isterim.

Öncelikle başkentimiz Ankara’nın dünyada bisiklet yolu olmayan tek başkent olduğunu söyleyerek yazıma başlarsam sanıyorum ki Ankara’da bisiklet sürmenin ne kadar zor olduğunu tek cümleyle anlatmış olurum. Evet şaka değil. Dört milyonun üzerinde nüfusu olan bir başkentte bir metre uzunluğunda bile bisiklet yolu yoktur.

Bisiklet için yol yapmayan belediye tüm mali seferberliğini şehri otomobillerin pisti haline getiren projelere ayırmıştır.

Ankara’da uzun yıllar yaşayan bir kişi, bir şehrin nasıl sosyal bir kent sıfatından uzaklaşıp, insanların evden işe, işten AVM’lere gitmeye yarayan dev otoban ağına dönüştüğünü görecektir.

Ankara’da yaşayan ortalama bir insan için belediyeler ulaşım hizmeti vermez. Veriyor gözükür ama vermez. Pek de az olmayan bir bilet ücreti karşılığında tamamen kalitesiz, havasız, pis ve kalabalık araçlarla şehrin az sayıda noktasına hareket edebilirsiniz. Çoğu zaman istediğiniz semte gitmek için birkaç vasıta değiştirmeniz gerekir. Eğer toplu taşıma araçlarını seçerseniz karşılaşacağınız sıkıntılar bunlardır. Oysa ki otomobiliniz varsa sekiz şeritli yollarda son sürat hızla istediğiniz yere ulaşırsınız. Adeta belediye sizi otomobil almaya teşvik eder.

Ya otomobil alırsınız; alırken de fahiş vergiler öder, kullanırken en pahalı akaryakıtı satın alır, sigorta yaptırırken yine devleti beslersiniz ya da daha ucuz ulaşım adına sağlıksız bir şekilde toplu taşıma araçlarına mahkûm olursunuz.

Aynı belediyecilik anlayışı yıllar içerisinde kaldırımları, parkları, sosyal alanları yok ederek insanları AVM’lerde vakit geçirmeye muhtaç bırakmıştır. Otoyollar ve alışveriş merkezleriyle kaplanan şehir adeta insansız kalmıştır.

Peki Neydi Sosyal Belediyecilik?

Elbette emekti, sevgiydi! Toplumun tüm kesimlerinin sorun, ihtiyaç ve taleplerine cevap veren, eğitim,
kültür, sağlık ve ulaşımı herkes için nitelikli ve yaygın hale getirmek için çabalayan, bunu yaparken de insanı düşünen bir yapıyı anlayabiliriz.

Peki Ankara’da bu anlamda bir sosyal belediyecilikten söz edilebilir mi?

Elbette hayır!

2003 yılında Kızılay Meydanı’nı araçların trafiğe takılmaması için yayalara kapatan bir zihniyetin insan odaklı bir belediyecilik anlayışına sahip olduğu düşünülebilir mi? Peki ya gelişmeyen, bitirilmeyen metro inşaatlarına ne demeli? Engelliler için kaldırımları düzenlemeyen, araç trafiğini aksatmamak adına insanları yaya üst geçitlerine çıkmaya zorunlu tutan, parası olmayanı kalabalık, sağlıksız ve yavaş toplu taşıma araçlarına mahkûm eden belediyeciler sosyal devlet anlayışını temsil ediyor olabilir mi?

Bu kadar medeniyetten uzak kurumların bisiklet için hareket etmesi elbette beklenemez. Hatta böyle bir şehirde bisiklet konuşmak bile fazlaca lüks kabul edilebilir.

Olsun yine de konuşalım.

Yukarıda şehrin bir otoyol çöplüğüne döndüğünden bahsettim. Bol şeritli otoyolların kenarları bariyerle kaplanmıştır. Böylesi güzergâhlarda bisiklet sürücüsü olarak emniyet şeridinin olmadığı yoldan son hızla geçen araçlarla bariyer arasında adeta sıkışırsınız. Her ne kadar yollar geniş olsa da asfaltı kalitesizdir. Asfalt, kenardan içe doğru çukurlaşır ve siz yol kenarında bisikletinizin lastiğini dikine kesen çukurlarda kendinizi bir anda yerde bulabilirsiniz. Yine asfalt üzerine yerleştirilen ızgaralar yanlamasına değil dikine konmuştur ki bu da bisikletçi için büyük tehlike arz eder.

Otoparkı olmadan yapılaşmaya izin verilen sokaklarda otomobiller kaldırımları işgal eder. Yürümenin bile zor olduğu kaldırımlarda kimseye rahatsızlık vermeden yavaşça bisiklet sürelim desek bu da mümkün değildir.

Yine fazlasıyla kalabalık olan toplu taşıma araçlarına bisiklet sokmak imkânsızdır.

Giderek yüzölçümü büyüyen şehirde bir yerden bir yere bisikletle gitmek zorlu bir mücadele becerisini, yüksek form düzeyini ve çelik gibi bir sinir sistemini gerekli kılıyor.

Peki Ne Yapmalı?

Tüm yaşamı kapitalist üretim biçimine dayalı oluşturan anlayışın tam tersi refaha ulaşamadığı görülüyor. Otomobil alımını özendirip maddi getiri sağlamayı amaç edinen bizimki gibi ülkeler uzun vadede cari açık ve bunun getirisi olan fakirleşmeyle baş başa kalıyor. Hareketsiz yaşam hastalıkların artmasına sebep oluyor. İnsan mutluluğunu değil maddiyatı önemseyen devlet kurumları maddi hedeflerine kısa vadede ulaşmış gibi gözükse de ileriki zamanlarda borçlu, sağlıksız ve mutsuz nüfusun sorunları ile baş etmek zorunda kalıyor.

Yaşanan süreç 1950’lerdeki Hollanda ile aynı görünüyor. İlk önce otomobilin teşvik edilmesi, ardından yolların yapılması için şehirlerin bozulması ve otoparklar için şehir parklarının işgal edilmesi… Enerjide dışa bağımlılığın artması ve artan trafik kazalarında yaygın ölümler.

Peki, sonrasında ne oluyor?

“Stop de kindermood ” (çocuk ölümlerini durdurun) hareketi başlıyor. Özellikle bisikletçilerin öncülük ettiği  bu hareket yol işgalleri yapıyor, çevreci kurumlar destekleniyor, belediyeleri bisikletli yaşam için adım atmaya zorluyor. Devamında bisiklet yolları yapılıyor, şehir merkezlerine otomobil girişleri kısıtlanıyor, hatta haftanın belli günlerinde şehir merkezlerine otomobil girişi tamamen yasaklanıyor. Bugün Hollanda insanların işe bisikletle gidip geldiği, bunu yaparken spor yaptığı, huzur bulduğu, çevreci ve gürültüsüz bir ülke.

Bizler de yapabiliriz.

Öncelikle insanların hakları olduğunu, belediyelerin bu hakları insanlara vermekle yükümlü olduğunu anlatarak işe başlayabiliriz.

Bisikletlerin sadece parklarda gezinmek için var olmadığını; ulaşım için en sağlıklı, en ekonomik, en mutluluk verici araç olduğunu anlatıp kişileri bisiklet edinmeye özendirmeliyiz.

Belediyeleri bisikletli ulaşımı teşvik etmek için altyapı hazırlıklarına zorlamalı bunun için sosyal medyada örgütlenmeliyiz.

Kafe, lokanta, okul, kültür-sanat merkezi vb yerlerin yetkililerine bisiklet parkı yapmaları için istekte bulunup bisiklet dostu işletmelerin tanıtımını yapmalıyız.

Ankara’da yaşayan insanlar bisikleti seviyor. Bir gün Ankara’nın bir bisiklet şehri olması mümkün.

Yeter ki örgütlü bir şekilde örnek olalım.

 

Ahmet Yeşil

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı