/ Güncel / Bizim Büyük Geleceksizliğimiz- Caner Fayza

Bizim Büyük Geleceksizliğimiz- Caner Fayza

on 27 Mart 2017 - 13:18 Kategori: Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

İŞSİZ SAYISI REKOR KIRDI
Türkiye’de resmi işsiz sayısı 2016 Kasım ayında Cumhuriyet dönemi rekorunu kırarak 3 milyon 715 bine ulaştı. Hızla gerçekleşen artışın sonucunda TÜİK’in (Türkiye İstatistik Kurumu) açıkladığı rakamlara göre işsizlik oranı ise %12.1. Fakat yine TÜİK verilerinin göz önüne aldığımızda Kasım 2016 itibariyle işsiz sayısı 3 milyon 715 bin kişi olmasının yanı sıra 2 milyon 286 bin kişi iş aramadığı için işsizlik istatistiklerine dahil edilmiyor. Bu durumda işsiz sayısı 6 milyona, gerçek işsizlik oranı ise %18.1’e yükseliyor! Hükümetin -bir zamanlar dilinden düşürmediği 2001 krizi yaşanırken işsizlik oranı 2001’de %8.4, 2002’de ise %10.4 idi (Kaynak: Dünya Bankası).

GENÇ İŞSİZLİK KOŞAR ADIM YÜKSELİYOR
Bu istatistikleri takip eden bir korkunç rakam daha var ki o da genç işsizlik oranı. Genç işsizlik oldukça yüksek bir hızla artarak Kasım 2015’teki %19.1 oranından Kasım 2016’da %22,6 ‘ya fırladı. Yani neredeyse her dört gençten birisi işsiz! Hiçbir plana dayanmadan sadece bölge esnafının cebini doldurmak için taşraya açılan üniversitelerde istihdam edilebileceği bir alan olmadan eğitim alıp mezun olan gençler, 22-23 yaşına geldiğinde işsizliğin pençesine atılıyor. Birçoğu mezun olduktan sonra vasıfsız işgücü olarak değerlendirilebilecek alanlarda, oldukça düşük ücretlerde çalışmaya zorlanıyor. 15 yılın eseri olarak yetişen yeni kuşak, OECD araştırmalarının ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2016 faaliyet raporunda da ortaya serdiği üzere her sene daha da kötüye giden bir eğitim sisteminin eseri olarak mezun olup işsizler ordusuna katılıyor!

İŞ CİNAYETLERİNDE CAN VEREN ÖĞRENCİLER
Madalyonun yine aynı yüzünde üniversite eğitimine ulaşabilmek için bile eski adıyla dershanelere şimdi ise temel liselere dünyanın parasını döken aileler, üniversitede ise harçlığını çıkarabilmek için inşaatlarda ve fabrikalarda çalışırken genç yaşında can veren öğrenciler var. Örneğin; sömestr tatilinde para kazanmak için İstanbul’a gelerek Esenyurt’ta bir inşaatta çalışmaya başlayan tıp fakültesi 4. sınıf öğrencisi Remzi Ersu, 2 Şubat günü üzerine vinç tarafından taşınan beton bloğun düşmesi üzerine hayatını kaybetti. Remzi ne ilk oldu ne de son olacak gibi duruyor zira kendileri saraylarda yaşayanların, yaşamdan kopartılmış, geleceğin doktoru olmaya aday bir genci umursaması zaten beklenemez. Hali hazırda, kapitalist düzenin üniversitelerin özelleştirilmesi, sermayeye peşkeş çekilmesi sürecini hızlandırdığı günlerden geçiyoruz. Halkın bağrından gelen emekçi çocukları için eğitimin sürdürülmesi ancak böylesi zorluklarla mücadele edilerek olanaklı olabiliyor.

PEKİ YA HİÇ OKUYAMAYANLAR?
Bir başka değinilmesi gereken konu da eğitim sürecinin dışında bırakılmış olan çocuk işçiler. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü, DİSK-AR’ın 2015’te yaptığı araştırmaya göre 1999-2006 yılları arasında istihdam edilen çocuk sayısındaki azalma eğiliminin 2006-2012 döneminde durduğu ve ardından yeniden yükselişe geçtiğini gösteriyor. DİSK-AR Koordinatörü Aziz Çelik, yaptığı açıklamada, 12 yıllık zorunlu eğitimin ve 90’lı yıllar sonunda atılan adımlarla özellikle çocuk işçiliğinin kötü biçimlerinin sona erdirilmesi konusundaki kampanyaların çocuk işçiliğinde düşüşü beraberinde getirdiğini,  
ancak eğitimde 4+4+4 sistemine geçilmesiyle yeniden yükseliş yaşandığını belirtiyor. Çelik, bunun sonucunda ilk dört yıllık eğitim sonrasında çocukların tekrar çırak, stajyer ya da aile içi ücretsiz işçi olarak çalışmasının önünün açıldığını kaydetti. Çocuk işçiliği konusunda çalışmalar yapan kuruluşlar için en önemli eksikliklerden biri de bu konuda güncel resmi verilerin bulunmaması. 2011 yılından itibaren Türkiye’ye sığınan Suriyeli ailelerin çocukları ile ilgili veriye ulaşmak daha da zor. Türkiye’de yaşayan yaklaşık 3 milyon
Suriyeli’nin yaklaşık yarısının çocuk olduğu tahmin ediliyor. Çocuk işçilik piyasa için, özellikle de artık Çin ile yarışır derecede insan emeğinin ucuzlaştığı Türkiye’de; maliyeti daha da düşük olan iş gücü anlamına geliyor.

“EĞİTİM” ALMAYI BAŞARDINIZ DİYELİM
Velev ki AKP Türkiyesi’nin günden güne vasıfsızlaşan eğitiminden “yararlandınız” ve mezun oldunuz. Önünüze iki seçenek çıkıyor; özel sektör veya Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS)! KPSS için her şeye sil baştan başlıyorsunuz, yeniden dershanelere para veriyor, test kitapları alıyor ve gece gündüz çözmeye başlıyorsunuz. İyi çalıştınız ise ve şansınıza “birileri” soruları çalmadıysa memur olabiliyordunuz yakın zamana kadar. Fakat kamuda Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan büyük tasfyelerden sonra, sanki FETO’cuları kendileri özellikle seçip oraya doldurmamış gibi, artık alımlarda daha “seçici” olacağı sinyali verildi ve kamuya personel alımında mülakat dönemi başlatıldı. Referansınız mı yok, yandaş değil misin, hatta muhalif düşüncelere zihninizde yer mi ayırıyorsunuz? Öyleyse üzgünüz, şansınızı özel sektörde deneyin. Zaten üzülmeyin artık memurlukta iş güvencesi bir KHK’ya  atılma seviyesine indirildi, meşhur 657 sayılı devlet memurları kanununu değiştirip kamudaki iş güvencesini tamamıyla ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Zira Başbakan Binali Yıldırım 2017’nin büyük bir “tasarruf yılı” olacağını belirtirken Osmangazi Köprüsü’nü işleten irkete, devlet, günlük 40 bin geçiş garantisi verip köprüyü kullananların sayısı 5-6 binlerde kalınca günde 4,5 milyon liranın halkın cebinden yandaş sermayeye aktırılmasından bahsetmiyor herhalde.

Kamuda şansınıza küsüp özel sektöre yöneldiğinizde OECD’nin raporlarının gösterdiği üzere emekçilerin %43’nün haftada 50 saatten fazla çalıştığı ucuz emek cennetinde istihdam edilmek için sıraya gireceksiniz. Bu
arada atlamayalım OECD’ye göre Türkiye’de temel mesleklerde ortalama çalışma saati 48.7 saat ile zirve noktası. Peki ya uzun saatlerde, açlık sınırında gezinen maaşlarla, güvencesiz bir çalışmaya ya da işsizliğe mahkum musunuz gençler? Hayır değilsiniz! Mücadelenin olmadığı yerde, bizleri yalnızca karanlık ve
belirsiz bir gelecek bekliyor. 

İSTİHDAM SEFERBERLİĞİ
Hükümetin her sorunun üzerini “dış güçler” heyulasıyla örtme çabasının yeni örneği de giderek şiddetlenen işsizlik sorununun üstesinden gelmek için ortaya attığı “İstihdam Seferberliği”. İşverenlerden ülkerine karşı oynanan “büyük oyunu” bozmaları için işçi alımı yapmaları isteniyor. Türkiye İş Kurumu’nun (İŞKUR) iddiası o ki 2 Milyon kişi istihdam edilecekmiş. 2 Milyon kişi 365 gün içindeki bir hedef olsa dahi, günde 5,500 kişi işe alınmalı demektir. İşgücünün hiç artmadığını varsaysak bile bu hayale göre işsiz sayısı 1 milyon 715 bine, işsizlik de %5,57’ye gerileyecek. 15 yıldır birkaç dönem haricinde işsizliği %10’un bile altına çekememiş olan iktidar, birçok küçük üreticinin 2016 yılsonunda kapattığı makineleri açamadığı bir dönemde
“vatan, millet, sakarya” diyerek çağrı yapıldı ya da Erdoğan çıkıp konuştu diye işsizliğin düşeceğini gerçekten düşünüyor mu? Yoksa yeni işe alımlarda 1404 lira olan asgari ücretin 733 lirasını ödeyerek referandum öncesi en azından işsizliğin artış hızını kesip başarı diye mi yutturma peşindeler? Tabi göstergeler bu hayallerin çok rahatlıkla boşa çıkacağı yönünde ilerliyor.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!