/ Devrimci Perspektif / Bu Meydan Kanlı Meydan: İki Katliam Tek Ağıt | Derya Koca

Bu Meydan Kanlı Meydan: İki Katliam Tek Ağıt | Derya Koca

on 13 Ekim 2015 - 17:44 Kategori: Devrimci Perspektif, Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

“bu meydan kanlı meydanfot 1
ok fırladı çıktı yaydan
kalkın ayağa kalkın
biz şehirden siz köyden”

Ruhi Su “Ellerinde Pankartlar”ı yazdığı zaman yıl 1977 idi.Şarkı, 1969 yılında gerçekleşen Kanlı Pazar için yazılmıştı.Denizlerin emperyalizmle yönelik öfkesinin eyleme döküldüğü 6. Filo protestolarında dönemin faşist ve İslamcı unsurlarının ortak düşmanı sol ve içi sınıfına karşı birlikte örgütlendiği Milli Türk Talebe Birliğ ve Komünizmle Mücadele Derneğinin saldırmıştı veKanlı Pazar yaşanmıştı. Tarih 16 Şubat’tı.

Türkiye devrimci geleneği, katliamlarda kaybettiklerini, onlara yakılan türküleri ve meydanlarını unutmayan: kanla yoğrulan bir gelenektir. 10 Ekim Cumartesi günü de o marşlar söyleniyordu.Ruhi Su’nun eseri olan “Ellerinde Pankartlar”ı söyleyerek halay çekildiği sırada  cumartesi, Kanlı Cumartesi olarak tarihe geçti. Resmi rakama göre 97 insanımız, yoldaşımız katledildi. 100’ün üzerinde ağır yaralı var. Henüz eylemi üstlenene bir örgüt çıkmasa da IŞİD ihtimali çok yüksek.Fail yine sınıf düşmanı, komünizm düşmanı aşırı sağcı bir unsurdu. İktidarda ise MTTB’nin ocağında pişmiş, Kanlı Pazar’da bizzat katliamcı güruhun içinde bulunmuş AKP vardı. (Abdullah Gül, Mehmet Ali Şahin, Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç, Beşir Atalay, Ömer Dinçer, Taner Yıldız, Abdülkadir Aksu, Hüseyin Çelik ve Bahattin Yıldız gibi birçok isim esasen MTTB kökenlidir.*) Devletin, egemen sınıfın halkların kardeşliğine ve devrimci mücadeleye yönelik katliamcı geleneği o günden bu yana değişmedi. Aynı yöntemler, aynı kan, aynı zulüm…Pazarlarımızı defalarca kez kana bulayanlar bu kez  bir cumartesi sabahı sosyalistlerin, ileri işçilerin, Kürt halkının hedef alındığı bir kanlı saldırı ile geleneklerini devam ettirdiler. Gençlerin “ellerindeki pankartlar” yoldaşlarına sedye, ölü bedenlerine örtü oldu…. Meydan kana bulandı. 

Katliam Adım Adım

Brezilyalı çizer Carlos Latuff

Katliam AKP’nin seçim sonrası açtığı sürecin bir parçasıdır. Savaş, katliamlar ve ırkçı saldırılar körüklenerek halka adeta “AKP tek başına iktidar olsaydı istikrar olurdu”  sözünü söyletmek için devreye sokuldu.  Erdoğan kantarın topuzunu artık iyice kaçırdı ve seçimleri her türlü oldu bittiyle kasım ayına erteletti. Bir kez daha denemek istediği tek başına iktidar yolunu ölüm kalım meselesi olarak görüyordu.” Ya başkanlık ya demir parmaklıklar” ikilemi Suriye’de işlediği savaş suçları başta olmak üzere  yolsuzluk, katliam ve cinayetlerden yargılanmak  korkusunu doğuruyor. Bunun kurtuluşunu ise Erdoğan, başkanlık rejiminin tesisinde görüyor. Giderek azalan destek gerçeğine toslayan Erdoğan’ın emrindeki MİT kanlı planlar ile Kasım’a kadar elinden geleni ardına koymamak için and içmiş durumda.

Ne var ki Erdoğan’ın yolları dikensiz, taşsız değil. Olmayacak da. Olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasaklarına direnen Kürt halkına yönelik devam eden katliamlar AKP’ye güç kaybettirmeye devam etti. Haziran seçimlerinden bu yana 700’e yakın yurttaş saldırı ve katliamlarda hayatını kaybetti. Bu, artık kan ve göz yaşı barajı çok yüksek olan Ortadoğu coğrafyası için sıradan bir istatistiki veri haline geldi. Tam anlamıyla bir katliam denizinin ortasında yaşıyoruz.AKP’nin tek başına iktidarı artık bir hayal. Erdoğan’ın mantığı artık her yolu mübah görüyor.Mübah görünen yollardan birisi de açık açık sempati duyduğu IŞİD sürüsünün Kürt hareketine ve sosyalist harekete yönelik devam edeceğini bildiği eylemlerdi. Öyle de oldu.  

  IŞİD’in Türkiye devletini “tağut” ilan etmesinin peşi sıra Suruç’ta yapılan katliam IŞİD’in Türkiye’deki varlığının bir adım öteye taşındığını göstermişti. Hali hazırda  bir süredir IŞİD başta olmak üzere selefi örgütlerin Türkiye’de AKP’nin verdiği açık destek neticesinde hareketliliği artmıştı. .Yıllardır Türkiye’de yiyip içiyorlar,tedavi oluyorlar, hatta tatil yapıyorlar. Suruç katliamından sonra göstermelik göz altına alınanlar derhal serbest bırakıldılar. Sınırlardan devlet gözetiminde geçerek teçhizatlarla donatılarak geçirildiler. Sonuçta da IŞİD’e karşı büyük savaş verenlere karşı bombalar patlamaya başladı.ABD ile işbirliği içinde eğitildiler, donatıldılar.Suriye’ye gönderildiler…

Suruç ve Diyarbakır’da bombalar patladı.10 Ekim’de ise hedef Ankara idi. Katliam, AKP için bir taşla iki kuş vurmak anlamına geliyordu: ilki  koltuğunu tehlikeye sokan HDP’nin ve Kürt halkının katledilmesi, ikincisi kitlelerin izinli mitinglere dahi gitmek istemeyecek şekilde korkutulması ve sindirilmesi.Katliamın istihbaratını elinde tutan AKP için oldukça “işlevli” olan bu katliamın göz göre göre önünü açıldı. AB ülkelerinin büyük elçiliklerine istihbarat ulaşmıştı. Duvarları yükseltilmişti. Suruç katliamı sonrası yayınlanan listede onlarca intihar bombacısından bahsediliyordu anca hepsi açıkça kaçması için kayırıldı. Sonuçta bugün 100’e yakın insanımız katledildi. Bombayı iki canlı bomba patlatsa da katliamın sorumluluğu AKP hükümetindedir.  Erdoğandadır. Yerde can çekişen yüzlerce insanın üzerine akrep ve çevik kuvvet gönderen, hastanelerde kan ihtiyacı olmadığını iddia eden, devletin kusuru bulunmadığı yalanına inanmamızı bekleyen bir iktidarın altında failler apaçık ortadadır. 

Suriye’den Dönen Bumerang

res 2

AKP, Rusya’nın selefi örgütlere yönelik gerçekleştirdiği saldırıdan oldukça rahatsız. Hatta Erdoğan Putin’e kendince blöf yapmaya çalışıyor.Ne var ki artık AKP Ortadoğu’da hükmü geçmez bir fiyasko.Beş yıldır devam eden Suriye savaşının “stratejik derinlik” adı altında cihadcılara kol kanat germe politikasının mimarı Davutoğlu ve Erdoğan’ın  fanatik Esat karşıtlığı Suriye savaşında cihadcılarla işbirliğini pekiştirdi.Şimdi ise atılan bumerang hızını alarak geri dönüyor. Tecrübe, eğitim ve silahlarıyla.

 

ankara-katliaminda-kaybettiklerimiz-sonsuzluga-ugurlaniyor-a22b9c71

Sosyalistlerin IŞİD ve benzeri çetelerin ülkedeki varlığını artık kabul ederek (gerek güvenlik önemleri gerekse de mücadele stratejileri açısından) yoluna devam etmesi gerekiyor. Bu saldırıların ne yazık ki devamı gelecektir. Hazırlıklı ve dayanıklı olmak; coğrafyanın giderek sertleşen mücadele koşullarına uyum sağlamak gereklidir. Çünkü devlet ve polis terörüne Gezi’den alışkın olan kitlelerin bu yeni travmayı atlatması ve büyük mitinglerin yeniden gerçekleştirilmesi zaman alabilir. Kitlelerin böylesine zor dönemlerin içinden güçlü çıkması, sınıf mücadelesini de keskin ve güçlü kılacaktır.Diğer yandan kitlelerin karşında bulunan bir katliam makinesinin varlığı örgütlü olmanın gereklerini tekrar tekrar anlatmayı da görev olarak önümüze koymaktadır.Sınıfın içinde bulunduğu örgütsüzlük onu savunmasız ve siyasi anlamda çok güçsüz kılmaktadır. Fakat tablo her şeye rağmen umut verici.Halkın bu büyük katliama rağmen sokağa ve greve çıkma iradesini göstermesi… Cenazelerde açığa çıkan büyük öfke ve kararlılık… Ülkenin dört bir yanında lise ve üniversitelerde örgütlenen boykotlar, kitlesel yürüyüşler… Bu duruş, AKP’nin istediği şeyi yapma konusunda o kadar da başarılı olmadığının kanıtıdır. Bu toprakların mücadele geleneği  bize bu imkanı sunmuştur.

Konuşarak Batmak  

Erdoğan, katliamın ardından kuru bir baş sağlığı mesajı verip köşesine çekildi. Ortalığa HDP’yi ve mitingi tertipleyen
örgütleri suçlayan kalemşörlerine saldı. Sesi soluğu kesildi. Belli ki gördüğü tepki hayallerini suya düşürmüştü. Nihayet bugün konuştu ve üç gün önce  çok büyük bir  katliam yaşamış Ankara’nın marka bir şehir olmasından duyduğu gururdan bahsetti.

Paris’teki Carlie Hebdo saldırısından sonra muhatap alınmamasına rağmen koşa koşa Paris’e anmaya giden Davutoğlu ise bugün koruma ordusu ile basın dahi olmadan gizlice Gar önüne karanfil bırakmaya gitti. bir gün evvelinde yapıtığı açıklamada ise Selefilere adeta müjde verdi:

 “Biliyorsunuz bu, bir eylem hazırlığı içinde ama bunu gerçek bir eyleme dönüştürmedikçe veya elinizde o eylemin olabileceğine dair bir veri olmadıkça tutuklayamazsınız. Türkiye, demokratik bir hukuk devleti. Dese ki savcı, ‘Elinde ne delil var’. Bir saat sonra da serbest bırakılabiliyor. Bunda kimse hukuku da suçlayamaz çünkü Türkiye sebepsiz yere insanların tutuklanabileceği bir ülke değil”  

AKP ne mahareti varsa saray için kullanıyor. Bu süreç AKP için sıradan bir geri çekiliş olmayacak. Düşerken tırmalayacak, kıracak, dökecek, katledecek.

13 yılda AKP, iflah olmaz bir katliam makinesi olduğunu kanıtladı dolayısıyla vereceği hesaptan korkuyor. Hakkı da var. Sevdiklerini toprağa verirken bile direniş türküleri söyleyen bir halk karşısında şansları olmadığı çok aşikar. Bu yüzden en tepedekinden en satılmış kalemine kadar hep bir ağızdan çırpınıyorlar. Nafile!

 

*http://bolsevik.org/tarih-2/turkiye-saginin-okulu-milli-turk-talebe-birligi-serkan-ustun.html
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı