/ Güncel / Einstein ve Kütleçekim Dalgaları (Gökçe Şentürk)

Einstein ve Kütleçekim Dalgaları (Gökçe Şentürk)

on 24 Mart 2016 - 17:50 Kategori: Güncel, Kültür-Sanat
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Evren sadece dünyadan ibaretmiş gibi gösterilip, dünya da sadece kapitalist sistemin açmazları; savaş, açlık, sömürü üzerinden her gün tekrar tekrar gündemlerimize otururken, evrenin işleyişine dair elde edilen ana resimbilgiler, buluşlar, çıkarsamalar doğal olarak ikinci ya da üçüncü planda kalmaktan kurtulamıyor. Bilim tarihinde geçtiğimiz günlerde yapılan bir gözlem neticesinde çok önemli bir eşiğin daha atlandığını rahatlıkla söyleyebiliriz; 1916 yılında Einstein’ın “Genel Görelilik Kuramı” çerçevesinde ortaya koyduğu, uzay-zamanı büken “Kütleçekim Dalgaları” yapılan gözlem neticesinde kanıtlandı.

Neredeyse bütün haber kaynaklarının üstünkörü ya da detaylı şekillerde ele aldığı bu gelişme aslında ne anlama geliyor? Sistemin zerk ettiği; bilim tarihinin ve bilimsel gelişmelerin yalnızca o konuda uzman olanlarca anlaşılabileceği yanılsamasının tersine, evrenin işleyişine dair önemli bir adım olan bu gelişmeyi daha anlaşılabilir kılmak için incelemekte fayda var.

Genel Görelilik Kuramının Ortaya Çıkışı:

Kütleçekim Dalgaları gözlemlendiğinden beri popülist bir dille haklılığı medya tarafından onanan Einstein, Genel Görelilik Kuramı’nı, Newton’un 17. yüzyılda ortaya koyduğu Kütleçekim Yasasını, bilgiyi iletmenin yolu olan,  dolayısıyla evrendeki en hızlı madde ve sonlu, limitli, bir hıza sahip olan ışık çerçevesinde ele alarak geliştiriyor. Newton’un evrensel kütleçekim yasasına göre evrendeki maddeler/kütleler birbirlerini aralarındaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olarak çeker ve bu kuvvet aynı zamanda gezegenleri yörüngelerinde tutar. Buraya kadar çoğumuzun erken yaşlarda öğrendiği,  hala işlerliğini koruyan bu formülasyonda bir sıkıntı yok gibi görünüyor.  Oysa ki Einstein’in sorduğu soru onu, bugünlerde kanıtlanan, “haklılığına” götüren yolu açıyor: Bir çekim kuvveti olduğu aşikar, peki öyleyse kütleler birbirlerini neden ve nasıl çekerler?  Yıllardır sahip olduğumuz bu bilgi sağduyumuza öylesine uygun ki, bu soru çoğumuzun aklına gelmemiştir. Bir çekim kuvvetinin olması, kütleye sahip herhangi bir varlığın, neden bu çekim kuvvetini açığa çıkardığını açıklamaya yetmiyor.  İşte “kütleçekim dalgaları” tam da bu noktada devreye giriyor.

Newton’dan Einstein’e Işık:

Kütleçekim dalgalarını biraz daha açımlamadan önce Newton’dan Einstein’a bilim tarihinde ufak bir seyir yapalım. Bugün elde ettiklerimiz, evrene dair daha bilmediğimiz pek çok şey olduğunun farkına varmamızı sağlıyor olsa da bilim tarihinin pek çok noktasında bilinen evrene dair gerekli tüm bilgilere artık sahip olunduğu düşüncesiyle karşılaşırız. İki bin yıl önce, Öklid geometrisinin evrenin yasalarını bütünüyle kapsadığı düşünülürdü. Newton’un ölümünden epey sonra, bilimciler onun doğa yasaları hakkında son sözü söylemiş olduğunu düşünüyorlardı. Laplace, yalnızca bir evrenin bulunduğundan ve onun da tüm yasalarını keşfetme bahtiyarlığına Newton’un eriştiğinden yakınıyordu. Newton’a ait ışığın parçacık teorisi, iki yüz yıl boyunca, Hollandalı fizikçi Huygens’in ışığın bir dalga olduğunu savunan teorisi karşısında genel kabul gördü. Daha sonra parçacık teorisi, J. B. L. Foucault’nun sonradan deneysel olarak doğrulayacağı bir dalga teorisi ortaya atan Fransız A. J. Fresnel tarafından yadsındı. Bununla birlikte dalga teorisinin büyük atılımı 19. yüzyılın ikinci yarısında  İskoç bilimci James Clerk Maxwell tarafından gerçekleştirildi. Maxwell ilkin kendisini Michael Faraday’ın deneysel çalışmalarına dayandırdı. Faraday, elektromanyetik indüksiyonu keşfetmiş ve dünyanın uçlarına kadar uzanan görülmez kuvvetler barındıran iki kutbuyla, yani kuzey ve güney kutuplarıyla mıknatısın özeliklerini incelemişti. Maxwell bu deneysel keşifleri matematiğe aktararak onlara evrensel bir biçim verdi. (akt. Alan Woods- Ted Grant Aklın İsyanı) Çalışmaları, daha sonraları Einstein’ın kendi genel görelilik kuramını dayandıracağı alan kavramının keşfedilmesine yol açtı. Bilim tarihinin pek çok noktasında ulaşılan bir sonraki adım, kendinden öncekini içererek aşar. Yani kendinden önceki birikimleri hem kullanır, hem de belli noktalarda onu yadsır ve geçersiz kılar. Einstein’ın hayatı boyunca yapmak istediği de tam olarak buydu; Newton’un Klasik Mekaniği ile Elektromanyetik Teoriyi birleştirmek ve bu birleşmeden doğan etkileşimlerin yarattığı ölçüde de her ikisini aşmak.

Einstein, Newton’un evrensel kütle çekim yasasını geometri ile açıkladı. Ona göre kütle, 4 boyutlu uzay-zamanı büküyordu. Newton’un bahsettiği çekim “kuvveti” ise aslında bir kuvvet değil, uzay-zamanın bükülmesinin bir etkisiydi. Gezegenler de bu bükülmüş uzay-zaman nedeniyle yörüngelere giriyorlardı. Kütleçekim dalgalarını daha iyi anlamak için bir analoji kuracak olsak, dört tarafından bağlanan bir çarşaf üzerine atılan kimi büyük, kimi küçük küresel birtakım cisimleri kullanmamız uygun olacaktır. Çarşaf üzerine koyduğumuz ilk cisim çarşafın bükülmesine dolayısıyla onun etkisiyle daha sonra konacak olan cisimlerin de bu bükülmenin etkisiyle hareketlenmesine neden olacaktır. İşte çarşaf üzerinde cisimlerin sahip olduğu, kütlelerinden kaynaklı olarak ortaya çıkan bu hareketlenmeler “kütleçekim dalgalarını” temsil ediyor.

 (bkz: https://www.youtube.com/watch?v=MTY1Kje0yLg)

Genel Görelilik Kuramı bize ışığın, yıldız gibi büyük kütleli cisimlerin yakınından geçerken, uzay zamandaki bükülmeden dolayı eğri bir yol izlemesi gerektiğini söyler. Bunu test etmek için Eddington 1919’daki tam Güneş tutulması sırasında Güneşin yanında görünen yıldızların fotoğrafını çekti. Daha sonra bu fotoğrafı yine aynı yıldızların gece çekilmiş bir fotoğrafıyla karşılaştırdı. Sonuç olarak yıldızların Güneş tutulması sırasında konumlarının daha farklı göründüğünü ortaya koydu. Yani uzay-zaman gerçekten bükülüyordu. Aynı zamanda Einstein, Newton’un evren tahayyülünü bir soyutlama, daha çok bir felaket senaryosu üzerinden çürütüp, kütleçekim dalgalarını gezegenlerin hareketlerini anlamak için mecbur kılmıştır. Galaksimizde güneşin birdenbire yok olduğunu farz edelim. Newton’a göre Güneş’in çekim etkisinden kurtulan Dünya’nın anında yörüngeden çıkıp evrenin diğer bölgelerine doğru harekete geçmesi beklenir. Oysa Einstein Güneş’in yok olduğu bilgisini dünyaya iletecek olan şeyin sonlu bir hıza sahip olan ışık olduğunu bildiğinden yörüngeden kopmanın birkaç dakika içerisinde gerçekleşeceğini ve bu iletimin de kütleçekim dalgaları neticesinde gerçekleşeceğini önermiştir.

 

Tüm bu göstergelere rağmen “ kütleçekim dalgaları” şimdiye kadar gözlenememişti. 12 Şubat’ta ABD Bilim Vakfı, Einstein’ın Kütle Çekim Teorisi’nde bahsettiği dalgaları tespit ettiklerini açıkladı. Fizikçiler milyonlarca ışık yılı uzaklıkta iki kara deliğin çarpışmasının sesini duyduklarını ve kaydettiklerini duyurdu.

Ulusal Bilim Vakfı, LIGO’nun birkaç yıl önce başlattığı proje çerçevesinde ABD’nin Louisiana ve Washington eyaletlerine iki dev lazer dedektörü kuruldu. Bilim insanları bu aygıtlarla Dünya’ya 1,3 milyar ışık yılı uzaklıktaki iki kara deliği mercek altına aldı.

Yaklaşık 30 güneş kütlesi büyüklüğünde iki kara deliğin 1,3 milyar ışık yılı uzaklıkta çarpıştığının tespit edilmesi ikili kara delik sistemlerinin var olabileceğini de kanıtlamış oldu.

Ayrıca bu yolla gözlemlenen “kütleçekim dalgalarının” sesi de yapılan basın toplantısıyla duyuruldu.

(http://webtv.hurriyet.com.tr/haber/kutle-cekim-dalgalarinin-sesi-ilk-kez-kaydedildi_127085 )

Evrene dair bilgilerimizi belirli bir noktada yoğunlaştıran bu gözlem oldukça heyecan verici. Fakat bu gözlem yeni etkenleri, yeni etkileşimleri de açığa çıkarıyor, hem bilgimiz artıyor, hem de hesaba katmak zorunda olduğumuz yeni değişkenler gündeme geliyor. Diğer yandan şunu da vurgulamak gerekiyor ki; Einstein ve çalışmaları bir popüler bilim malzemesi olarak kullanılıyor. Bilimsel gelişmeler ve tarihi kişilikler piyasaya vadettikleri kadar değer görüyor ve destekleniyor. Bilim, toplumun yapısından ve sistemden azade bir konumdaymış gibi ayrıştırılıyor ve belli bir zümrenin ulaşabileceği ve “anlayabileceği” bir olgu olarak metalaştırılıyor. Her gün haberlere konu olan bilimsel gelişmeler ya anlaşılamayacağı kaygısıyla ya da hayata dokunmayan bir noktada olduğundan insanların çok büyük bir kısmı tarafından haklı olarak ilgisizlikle karşılanıyor.

bolsevik.org

Marksist Bakış

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!