/ Güncel / Erdoğan’ın Savaş Suçları Kabarıyor!

Erdoğan’ın Savaş Suçları Kabarıyor!

on 7 Nisan 2014 - 22:32 Kategori: Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
7 Nisan, 2014

AKP’nin Suriye politikasında bir delik daha açıldı. Bir kez daha yenilir yutulur cinsten olmayan ve muhtemelen AKP açısından alarm seviyesini kırmızıya çıkarması gereken yeni bir iddia ortaya açıldı. London Review of Books’tan Amerikalı Gazeteci Seymour Hersh’in haberine göre geçtiğimiz Ağustos ayında Suriye’de binlerce kişinin ölümüne neden olan Guta Katliamı Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde cihatçı El Nusra Cephesi tarafından gerçekleştirildi.

Sarin gazıyla gerçekleştirilen katliamın ardından, ABD öncülüğünde Batılı emperyalistler ve özellikle Türkiye gibi Suriye’ye yönelik askeri müdahaleyi kışkırtmaya çalışan Ortadoğu ülkeleri tarafından yoğun bir savaş kampanyası yürütülmüştü. Erdoğan’da ABD’yi belirledikleri kırmızı çizginin aşıldığı ve Suriye’ye müdahale edilmesi gerektiği konusunda ikna etmeye çabalamıştı. Ancak önce İngiltere’de Başbakan David Cameron Avam Kamarası’nda müdahalenin reddedilmesiyle kenrara çekilmiş, ardından Obama müdahale planını Kongre’ye götüreceğini açıklamış ve kongrede müdahale reddedilmişti. Aslında o dönem dikkat edildiğinde Batı’da katliamdan sorumlu tutulan Esad rejimine Kongre’ye götüreceğini açıklamış ve kongrede müdahale reddedilmişti. Aslında o dönem dikkat edildiğinde Batı’da katliamdan sorumlu tutulan Esad rejimine yükselen tepkilere karşın müdahale uygulama aşamasına geldiğinde özellikle ABD’nin bu konuda çok da istekli olmadığı gözlemlenmişti. Oysaki Hersh’in makalesinde bahsettiği şekilde daha birkaç yıl öncesinde NATO Libya’ya müdahale ederken Obama konuyu kongreye taşıma gerekliliği görmemişti.

Bunun tek bir açıklaması vardı: ABD emperyalizmi Suriye gibi ciddi emperyalist denklemlerin şekillendiği; Rusya ve İran gibi Ortadoğu üzerinde nüfuzu olan ülkelerle karşı karşıya geleceği ve bugünkü koşulları itibariyle Afganistan’ı aratmayan ikinci bir bataklığa saplanmak istememişti. Zaten saldırıdan kısa bir süre sonra Rusya’nın Suriye rejiminin elinde bulunan kimyasal silahların bağımsız denetime açılması ve imha edilmesi önerisine çöl ortasında vaha bulmuş gibi sarılmıştı. Bu durum ABD’nin savaş karşıtlığından veya Esad rejimine karşı ılımlı yaklaşmasından ziyade emperyalist rekabette eskisi kadar özgüvenli hareket edememesinden kaynaklanmıştı.

Bu sürecin esas kaybedeni Türkiye oldu. AKP iktidarı ve Tayyip Erdoğan başından beri Suriye konusundaki bütün stratejisini Esad’ın kısa süre içerisinde gitmesi ve Suriye’nin yeniden şekillendirilmesinde önemli bir oyuncu olarak öne atılma üzerine kurmuştu. Ne Esad gitti ne de Erdoğan oyun kurucu olabildi! Aksine uyguladığı strateji onu Ortadoğu’da savaş kışkırtmak adına her türlü çılgınlığı göze alabilecek, son ortaya çıkan gerçeklerde görüldüğü üzere kendi halkına bile katliam uygulayabilecek kadar yoldan çıkmasına neden oldu.

Hersh’in Aktardığı Gerçekler

Hersh makalesinde Erdoğan’ın Obama’yı savaşa zorlama amacını şu şekilde aktarıyor:

“Türkiye hükümetinde bazılarının, Suriye içinde bir kimyasal saldırıyla Obama’yı kırmızı çizgi vaadini yerine getirmeye zorlayacağına inandığını biliyorduk.”

Ancak Obama bugüne kadar Erdoğan’ın bu talebinin yanına bile yaklaşmadı; aksine Erdoğan’ın beslediği cihatçı çetelere silah göndermeyi kesti, Mayıs ayında Erdoğan’ın Washington ziyaretinde pazarlanan şaşaaya rağmen Suriye konusunda Erdoğan’ı kendi kaderine terk etti. Hersh’in askeri istihbarat kaynaklarına dayandırdığı iddialara göre Erdoğan Obama’nın bu tavrına sinirlenerek, Suriye’de kendisine bağımlı bir devlet kurulması konusunda hayallerinin yok olmasında Obama yönetiminin rol oynadığını düşünmeye başlamış. Yetkililere göre Erdoğan’ın korkusunun altında , Erdoğan şunu biliyordu ki, Suriye savaşı kazandığında isyancılar onu hedef alabilirdi. Başka nereye gidebilirlerdi ki? Arka bahçesinde binlerce radikal vardı sözleriyle ifade edilen tehdit yatıyordu.

Hersh’in bir başka iddiasına göre ise AKP iktidarı cihatçı çetelere kimyasal silah geliştirebilmeleri için açık bir destek sundu: Amerikan istihbaratı Türkiye hükümetinin MİT ve Jandarma aracılığıyla, kimyasal silah becerileri geliştirebilmeleri için doğrudan El Nusra ve müttefikleriyle birlikte çalıştığını öğrendi’. Bu iddianın dayanabileceği somut deliller de bulunuyor: Mayıs ayında El Kaide’ye yönelik düzenlenen bir operasyonda 2 kg sarin gazı ele geçirilmişti. Ancak kısa bir süre sonra hem gözaltına alınan 12 cihatçıdan 11’i serbest bırakılarak Suriye’ye geçmeleri sağlanmış hem de sarin gazı ele geçirildiğine dair bütün kayıtlar ortadan kaldırılmıştı.

Geçtiğimiz Aralık ayında yayınlanan Pentagon raporunda da Gutha’da kullanılan sarin gazının Türkiye üzerinden gitmiş olabileceği iddia ediliyordu. Bu raporda Suriye’deki savaşta içli dışlı çalışan istihbarat örgütlerinin Adana’da kaybolan sarin gazı konusunda ortak bir malumata sahip oldukları şüphesini doğurmaktadır.

Türkiye’nin Provokasyonları Savaşa Yetmiyor

Türkiye bugüne kadar Suriye’yi savaş potasına sokabilmek için birçok provokasyona imza attı ve atmaya devam ediyor. Hersh’in aktarımlarına göre “2013 baharında, Türkiye’nin rolünü artırmak sorunların çözümü için kilit önemde görülüyordu. Erdoğan, cihatçılara desteğine son verirse her şeyin biteceğini biliyordu. Suudiler lojistik sebeplerden ötürü savaşa destek veremiyordu. Erdoğan, ABD’nin kırmızı çizgiyi geçmesine yol açacak bir olay kundaklamayı umuyordu. Fakat Obama Mart ve Nisan’daki saldırılara yanıt vermedi.”.

Askeri istihbarat yetkililerine göre Erdoğan provokasyon için en uygun zaman olarak BM denetmenlerinin Şam’da bulunduğu zamanı belirlemiş: “Bunun, Obama’nın kırmızı çizgisinin aşılması için Erdoğan’ın adamlarınca planlanan gizli bir eylem olduğunu artık biliyoruz. (Bu adamlar) BM yetkilileri daha önceki gaz kullanımlarını araştırmak için 18 Ağustos’ta Şam’a gittiğinde, kentte ya da dışında bir gaz saldırısı düzenlemek için gerilimi tırmandırmak zorundaydı.

Erdoğan’ın ve adamlarının saldırının ardından oldukça keyifli olduklarına dair istihbarat aktarımlarının yapılmış olması ise oldukça ilginç. Zira Erdoğan’ın geçtiğimiz süreçte adı NSA tarafından dinlenen liderler arasında geçiyordu ve bu konuda Amerikan istihbaratının elinde derin bir arşiv olduğu anlaşılabilir. Bugüne kadar açığa çıkan tapelerin kaynağı konusunda da kesin bir fikir edinmiş olabiliriz. Hersh Türk tarafının keyfini şu sözlerle aktarıyor: Öncelikli kanıtlar, Türklerin saldırıdan sonra çeşitli dinlemelerdeki keyifli ve sırt sıvazlar gibi görünen hallerinden edinildi. Operasyonlar planlama aşamasında her zaman son derece gizli tutulur fakat böbürlenme noktasına gelindiğinde, operasyonu düzenleyenler başarıdan pay kazanabilmek için kendilerini tutamaz

Hersh’e göre Amerikalı yetkililer saldırıdaki Türkiye parmağını Ortadoğu müttefiklerini yanlarında tutbilmak amacıyla sakladılar. Bir istihbarat yetkilisine göre Erdoğan’ın saldırıdaki sorumluluğunun açığa çıkması durumunda bu bir felaket olabilir endişesi ABD’nin kulağının üstüne yatmasına neden oldu.

Hikâyenin sonunda kazanan da kaybeden de oldukça açık: Böyle bir analizin yayınlanmış olması Erdoğan için hiç de iç açıcı bir işaret değil. İlerleyen süreçte Erdoğan’ı en çok zorlayacak konuların başında Suriye’de yediği naneler gelebilir. Zira Erdoğan markası yakın bir gelecekte uluslararası alanda “Kimyasal Tayyip” olarak tescillenebilir. Hersh’in büyük oranda Batılı istihbarat kaynaklarına dayanarak derlenmiş analizi, Batı’nın Erdoğan hakkında epey bir suç dosyası oluşturduğunu ve bunları zamanı gelince yayınlanmak üzere bir kenarda tuttuğunu gösteriyor.

Peki, Erdoğan böyle bir durumda yolsuzluk iddiaları karşısında dikildiği kadar güçlü durabilir mi? “Sağlam irade”si böylesine insanlık suçları karşısında ayakta kalabilir mi? İşte bunu emperyalist kapitalist sistemin kendisine ne kadar ihtiyaç duyup duymadığı belirleyebilir.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı