/ Devrimci Perspektif / FIRAT KALKANI “KAPIYA” DAYANDI! (Çağın Erdinç)

FIRAT KALKANI “KAPIYA” DAYANDI! (Çağın Erdinç)

on 1 Aralık 2016 - 11:22 Kategori: Devrimci Perspektif, Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

90115

Fırat Kalkanı operasyonu 4. ayında. AKP destekli cihatçılar bu 4 ayda El Bab’ın (Bab, arapça kapı anlamına geliyor) dayandı. Bab’ın yaklaşık 2 km kuzeyindeki bekleyişlerine devam ediyorlar. Yazımızda Fırat Kalkanı’nın geldiği noktayı ve  bundan sonra olabilecekleri bölgesel ve uluslararası bağlamına oturtarak değerlendirmeye çalışacağız.

2 KIRILMA ANI VAR

Operasyonda çeşitli kırılma süreçleri vardı. Bunlardan birincisi, Suriye’nin, Türkiye’ye hava sahasını kapatması oldu. Esad açıkça “girerseniz uçaklarınızı vururuz” dedi. Suriye’nin çeşitli bölgelerinde konuşlu S-300 ve S-400’ler varken; üstelik arada Rusya varken AKP “reste rest” diyemezdi. Bu süreçte, hava desteğinden yoksun cihatçılar çok zorlandı. Deyim yerindeyse adım atamadılar.

Bu süreçte “Fırat Kalkanı fiyaskoya mı dönüşüyor?” derken bu defa ilk gelişmenin tam tersi bir kırılma anı yaşandı. Mevlüt Çavuşoğlu çıktı kameraların karşısına. Suriye’deki muhataplardan gerekli izinlerin alındığını, Türk uçaklarının Suriye semalarında uçacağını söyledi. Kim bu muhataplar? Elbette bunlardan birincisi Rusya, diğeri Esad. Daha düne kadar esip gürledikleri, tanımadıkları “Esed’den” izin aldıklarını utangaç bir dille söylediler. Bu noktadan sonra AKP destekli cihatçılar çok hızlı bir şekilde ilerlediler. Yazıyı kaleme aldığımız sırada Bab’ın
hemen kuzeyindeki bekleyiş devam ediyordu.

Buradaki 2 kırılma anını iyi irdelemek lazım. Birincisi, Rusya, Suriye hava sahasını Türkiye’ye neden kapattı? Ve ne oldu da açtı? İlk sorunun yanıtı çok açık. Rusya AKP’nin operasyonuna zaten sınırlı destek veriyordu. Çünkü Bab, Halep’in hemen kuzeyinde. Rusya, AKP destekli cihatçıların Bab’ı aldıktan sonra Halep’i zorlayacaklarının farkında. Bu yüzden, Rusya AKP’ye “Cihatçılar Bab üzerinden Halep’teki kuşatmayı zorlama niyetindelerse, bunu aklınızdan bile geçirmeyin” mesajını her fırsatta verdi. Hava sahasının Türkiye’ye kapanmasının birinci nedeni bu. İkincisi, Rusya, AKP destekli cihatçıların Kürtlerle savaşmasını istemiyordu. Cihatçılar güneye indikçe karşılarında  Kürt kalkanını” buldu. Çatışma kaçınılmazdı ve ciddi çatışmalar yaşandı. Rusya’nın hava sahasını kapatmasının ikinci nedeni bu. Kürtleri ABD ekseninden kendi yanına çekmeye çalışan Rusya, AKP’ye ciddi bir mesaj vermiş oldu.

Peki ama sonra ne oldu da Rusya-Esad tekrar hava sahasını Türkiye’ye açtı? İşin bu noktası karışık. Gazeteci yazar Fehim Taştekin 14 Kasım Pazartesi günü Halk Tv’ye konuk oldu. Bu programda Rusya’yla  AKP’nin Bab konusunda anlaştığını, en azından bir süre Bab operasyonunun yapılmayabileceğini söyledi.

Fehim Taştekin’in tezinin doğruluğu önümüzdeki günlerde test edilecektir; fakat şunu net bir şekilde söylemek lazım: AKP, Bab’ın kapısına dayanmışken bu operasyonu belirsiz bir tarihe  ertelemez. AKP ile Rusya arasında bir anlaşma olduysa, bu anlaşmanın temelinde muhtemelen “Halep güvencesi” vardır. Yani El Bab, AKP destekli cihatçıların eline geçtiğinde, Halep’te Rusya’nın mütteiklerine yönelik bir fiilli tehdidin olmayacağına dair güvence verildikten sonra Putin ve Esad, Türk savaş uçaklarının kısmî bombardımanına göz yummuş gibi görünüyor; fakat bu bombardıman IŞİD mevzileri dışına taşarsa yasak yeniden gelebilir. Ve yasak geldiğinde AKP, destekledikleri grupların bir adım bile ilerleyemediğini gördüğü için bu konuda temkinli adımlar
atmak zorunda kalacaktır.
Rusya kendisine güveniyor; AKP’nin sınırlarını biliyor.

El-Bab-askeri-konseyi

BAB KİMİN İÇİN KIRMIZI ÇİZGİ?

Suriye’de sürekli “kırmızı çizgilerden” bahsediliyor. AKP en az 10 defa bir bölgeyi kırmızı çizgi ilan etmiştir! AKP’nin çizgileri bitmez. O çizgi aşıldığı anda renk değiştirir. “Fırat’ın batısı bizim için kırmızı çizgi” dediler; o çizgiyi Kürt hareketi ve ABD bir çırpıda silip attı.

Şimdi de Bab için aynı şeyi söylüyorlar. Lâfı uzatmayalım. Suriye’nin kuzeyinde bir kırmızı çizgi varsa, bu çizgi mevcut süreçte Bab’dan geçiyor ve çizginin gerçek sahibi Kürt hareketi. Neden mi? Bab, AKP destekli cihatçılar tarafından alınırsa Membic-Afrin hattının can damarı kesilmiş olacak. Böylece kantonların birleşmesi ihtimali iyiden iyiye zorlaşacak. Bab, IŞİD’in elinde olduğu sürece Kürt hareketinin Membic-Afrin hattını birleştirerek kantonları biraraya getirme ihtimali daha kolay. Zira YPG’nin başını çektiği  Suriye Demokratik Güçleri’nin IŞİD’e karşı (ABD’nin onayıyla) gerçekleştirdiği operasyonlarda eli her zaman çok güçlü. Her şeyden önce IŞİD’e karşı operasyonlarda koalisyonun hava desteği işleri kolaylaştırıyor. Operasyonlarda hava desteğinin ne  kadar önemli olduğunu Suriye’deki birçok cephede gördük. Eğer Bab, AKP destekli cihatçıların
eline geçer ve Kürt hareketi bölgeye operasyon yapmayı düşünürse işi çok daha zor olur. Her şeyden önce, Bab, AKP destekli cihatçıların eline geçerse, ABD Kürt hareketinin Bab’a  yönelik operasyonuna onay vermeyecektir.

Velev ki YPG gemileri yakıp Bab’a saldırırsa bunu hava desteğinden mahrum olarak yapmak zorunda kalır. Ayrıca AKP, Kürt hareketinin bu bölgelere saldırması durumunda yaygarayı
kopartacak ve Kürt hareketinin işi iyice zorlaşacaktır.
İşte bu yüzden Bab’daki gelişmeler Kürt hareketinin Suriye’deki kaderini etkileyecek. 

Bu nedenle, Kürt hareketi tarihî bir sınav veriyor. Bu “sınav” Bab’ın kapısına kadar geldi. İçeri girerse her şey daha kötüye gidecek. Bu bir ABD tercihi. Bunu unutmamak lazım. ABD, Suriye’de Kürt hareketini avuçlarının içine almak için her yolu deniyor ve maalesef bunu başarıyor. Örneğin Bab elden gidiyorken; Rojava’da hayatî bir savaş varken ABD, YPG’nin başını çektiği SDG’yi Rakka’ya yönlendiriyor. Kürt gençler Rakka yolunda sonu belli olmayan bir savaş uğruna hayatını
kaybediyor. Rakka yolunda savaşan insanların psikolojisini anlamak zor olmasa gerek. Orada
olmaktansa tarihî fırsatın peşinde koşmayı, kantonların birleşmesi adına mücadele etmeyi tercih ederlerdi; ancak bu ABD’nin tercihi olmadığı için, Bab yolunda değil, Rakka yolunda çarpışıyorlar.

Rakka’nın Kürt hareketi açısından çok ciddi zaafları var. Bir defa çok büyük bir Arap nüfus
var. Şehirde yaşayan yaklaşık 250.000 nüfusun çoğu Arap. SDG adına söylersek; Rakka’yı ele geçirebilirsiniz; ancak elde tutamazsınız. YPG de bunun farkında. YPG Genel Komutanı Sipan Hemo, Al Monitor’a yaptığı açıklamada 
“Kenti kuşatacağız; fakat sıra Rakka’ya girmeye geldiğinde bunu Rakka Askeri Meclisi yapacak” dedi. Rakka Askeri Meclisi tamamen Rakkalılardan oluşan bir tümen. Peki bunda Kürt hareketinin çıkarı ne olacak? Muhakkak ABD ile belirli pazarlıklar yapılmıştır ama şunu unutmamak lazım: ABD’nin ipiyle kuyuya inen, o kuyunun karanlığından kolay kolay çıkamaz. ABD demişken, malum ABD’de başkan da değişti. Ne olacağı meçhul. Trump Suriye’de ne işimiz var” minvalinde atıp tutuyor. Fakat ABD’nin genel politikaları bir kişiye bağlı
değildir. Trump “Suriye’den elimizi çekiyoruz” dese bile bu ha deyince olmaz. Çünkü başkanı sınırlayan fren mekanizmaları var. Uzun lâfın kısası Kürt hareketiyle ABD’nin Rakka konusundaki pazarlığı her neyse, buzdolabında unutulabilir. Kaldı ki şu an için kantonların birleşmesi dışında hangi pazarlık Kürt hareketi için daha önemli olabilir?

trump-hands-head

TRUMP’IN POLİTİKALARI FIRAT KALKANI’NI NASIL ETKİLER?


Biraz önce söylediğimiz gibi Trump Suriye’ye enerji harcamanın anlamsız olduğunu düşünüyor. Tüccar kafasıyla “o kadar şey veriyoruz; peki karşılığında ne alıyoruz?” diyor. Bu söylemler eyleme döner mi bilinmez ama adını Şam’ın Fethi Cephesi olarak değiştiren Nusra ve Suudiler şimdiden
tutuştu. Suudiler Trump’a, ABD’nin mevcut politikasını değiştirmemesi için telkinde bulunuyorlar. Örneğin Suudilerin eski istihbarat şei Faysal Türki, “The Arab Gulf States Institute in Washington” isimli düşünce kuruluşunda yaptığı açıklamalarda Trump’ın Suudileri desteklemek zorunda olduğunu ifade etti. Türki’ye göre Suudi Arabistan’daki ABD yatırımları ve Suudilerin BM’ye yaptığı mali yardım çok önemliymiş! Bu yüzden ABD, Suriye’deki “muhalileri” desteklemeye devam etmeliymiş!

Görüldüğü gibi Trump’ın Müslüman karşıtı açıklamaları bu pek Müslüman ülkenin pek Müslüman bürokratlarının umrunda değil. Varsa yoksa dolar; varsa yoksa cihatçılara yardım! Suudiler ve Körfez ülkeleri Trump’ı sıkıştırıyor çünkü biliyorlar ki ABD’nin Suriye politikası değişirse her şey biter. Kafa kesen psikopat cihatçılar ABD’nin desteği ile ayakta duruyor.

Trump ise her şeye rağmen ısrarlı. 13 Kasım’da yaptığı açıklamada “Kim oldukları konusunda
hiçbir ikrimiz olmadan Suriye’ye karşı muhalileri destekliyoruz” diyerek Obama yönetiminin Suriye politikasını eleştirdi. Eğer Trump’ın gelişiyle ABD’nin politikalarında 180 derece değişim olursa her şey çok kısa zamanda Esad-İran-Rusya bloğunun lehine sonuçlanır. Ancak tekrar vurgulamakta
fayda var: ABD’nin dış politikası ha deyince değişmez. Trump da diğer başkanlar gibi biraz olsun
“ehlileştirilecektir.”

Şimdi alt başlıktaki soruya yanıt verelim: Trump eğer söylediklerini sahaya uygularsa AKP zora düşecektir; zira her ne kadar Esad takıntısından vazgeçmiş gibi görünseler de Tayyip’in Şam’da namaz kılma hayali bâki. ABD ipleri Rusya’nın eline bırakırsa AKP’nin Suriye’deki seçenekleri daralır. Uzun lâfın kısası AKP, Suriye özelinde Clinton’u tercih ederdi. Fakat bunları öngörmek için henüz çok erken. Trump, ne yapacağı belli olmayan bir manyak. Bekleyip göreceğiz.

DÜĞÜMÜ RUSYA ÇÖZECEK

Rusya’nın tutumu oldukça önemli. Zira Suriye’de AKP’nin hareket alanı, Rusya’nın izin verdiği bölgeyle sınırlı. Ayrıca Rusya, sorunu kökünden çözmek için adımlar atmaya devam ediyor. ABD’deki başkanlık seçimi sonuçlarından memnunlar. Bu boşluktan faydalanıp “atı alan Üsküdar’ı geçti” sonucuna ulaşmak için 15 Kasım’da çok önemli operasyonlara başladılar. Doğu Halep’i uzun
süredir vurmuyorlardı. 15 Kasım’da ciddi hava saldırıları oldu.
Amiral Kuznetsov gemisi Akdeniz’den ilk defa operasyonlara katıldı. Gemiden havalanan uçaklar İdlib ve Humus’taki cihatçıları vurdular. Halep’in doğusu kısa sürede temizlenirse, cihatçılar için alan iyice daralacak. Zira Suriye iç savaşının kaderi, Halep’in doğusuna sıkışmış durumda.

“BAŞKANIN” FFETİH SEFERLERİ

Tayyip’in başkanlık kurguları Irak ve Suriye’den bağımsız değil. Dışarıdaki “fetihler” hiç de istediği gibi gitmiyor. Şimdilik Fırat Kalkanı’nda işler yolunda görünüyor; ancak Irak’ta kelimenin tam anlamıyla dayak yediler. Musul operasyonuna dahil olacağız diye bas bas bağırdılar; şimdi Musul
operasyonunu paşa paşa izliyorlar. Sahi A, B ve C planları vardı. Ne oldu onlar?

Her şeye rağmen AKP başarısızlıktan “başarı öyküsü” çıkartmaya çalışıyor. Tayyip, gerçekliği olmayan “Kasımpaşalı” çıkışlarıyla esiyor, gürlüyor. Sonunda yenilse de bunlardan bir iç politika malzemesi çıkartıyor. Öyle bir üslup kullanıyor ki… Örneğin Irak başbakanı Abadi’ye “Benim kalitemde değilsin, sus” diyor. AB parlamentosu başkanına “Senin her tarafın yaptırım olsa ne olur?” çıkışını yapıyor. Dış politikadan gelen pasları, içeride boş kaleye yuvarlıyor.

SONUÇ

Bu yüzden politikamız net olmalı. Bizim devrimci Marksistler olarak görevimiz, AKP’nin Suriye macerasında başarısız olmasını istemek olmalıdır. İfadelerimiz net olmalı. Örneğin kendilerine sosyalist diyen bazıları yeni yeni idrak etse de Suriye’de cihatçıların kaybetmesine odaklı söylem ve
politikaları canlı tutmamız gerekir. Bir emekçi, çğrenci, sokaktaki herhangi biri Halep savaşını
sorduğunda, yarım ağız, orta yolcu ifadeler kullanmak yerine net olmak lazım. “Halep’te cihatçılar yenilmelidir!”, “Suriye’de cihatçılar  kaybetmelidir!” vurgusunu net bir şekilde yapmak lazım. Zira Suriye’de devrim falan yok.  Mezhep savaşlarını kışkırtan emperyalizmin ve alt emperyalistlerin (örneğin Türkiye) çıkar savaşı var. Bu işin içinde petrol var; Körfez ülkelerinin yatırımı var; bölgesel aktörlerin mezhepsel takıntıları var… 

Hâl böyleyken Suriye ve Irak’taki süreçleri Mısır ve Tunus’taki süreçlerle aynı yere koyup Suriye’yi değerlendirmeye çalışanlar yanlışa düşer. Tunus’ta Muhammed Buazizi kendisini neden yaktı? “Ben Sünni’yim Alevi’leri istemiyorum” mesajını vermek için mi bedenini ateşe verdi? Hayır! O ateş, sınıfsal bir mesaj içeriyordu. Yoksulluğa öfke duyduğu için bedenini ateşe verdi. Aynı
zamanda çok önemli dersler verdi. O yanan ateş Tunus’ta; Sünni’sini, Şii’sini, Hristiyanı’nı biraraya getirdi. Hiçbir zaman değişmeyen kaideyi hep akılda tutmak lazım: Sınıf savaşı ve enternasyonalizm birleştirir; sınıflar arası barış ise mezhepsel, dinsel, etnik düşmanlığı ve kanlı boğazlaşmaları körükler

 

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!