/ Çağın Erdinç / “Geliyorum” Diyen Katliamlar Ve Katliamları “Buyur Eden” Devlet! (Çağın Erdinç)

“Geliyorum” Diyen Katliamlar Ve Katliamları “Buyur Eden” Devlet! (Çağın Erdinç)

on 22 Ekim 2015 - 18:41 Kategori: Çağın Erdinç, Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Ankara katliamında 102 kişi hayatını kaybederken çok sayıda kişi yaralandı. Bazı yaralıların uzuvları iyileşmeyecek şekilde hasar gördü. Cânilerin bombalarından saçılan şarapnel parçaları ve bilyeler, henüz 9 yaşındaki Veysel Atılgan’ın ölümüne neden oldu.

Bombalar patladıktan sonraki şok atlatıldığında, katliamda devletin ne ölçüde “sorumsuzluğunun” bulunduğu konusunda insanlar fikir yürütmeye başladı. Zira devletin katliamcı yüzünü Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan tanıyorduk. AKP iktidarının yakın tarihte “yaşattığı” Reyhanlı, Diyarbakır, Suruç katliamlarının acıları henüz sıcakken Ankara katliamında da, önceki katliamlarda olduğu gibi “ihmal zincirlerinin” ortaya çıkacağı, muktedirlerin hep bir ağızdan katilleri kınayacağı, katillerden hesap sorulacağının garantisini veren demeçlerin yandaş basında çarşaf çarşaf yer alacağı çok açıktı.

Reyhanlıyı Esad’a “ihale” edenlerin, Suruç’taki bombalı saldırıdan sonra hiç utanmadan Kürt ulusal hareketine, sendikalara, sosyalist sol siyasetlere yönelik operasyon başlatanların, Ankara katliamı sonrasında bombaları göstere göstere patlatanlardan hesap sormasını beklemek saflık olacaktı. Sonuç olarak yine aynı şeyi yaptılar! MGK toplantısından “terörle mücadelede kararlılık” vurgusu çıktı. İktidarın vurguladığı “kararlılığı” uygulayan polis, Dilek Doğan’ı sırtından vurdu! Dilek Doğan şimdi ölümle pençeleşiyor. İktidar önceki katliamlarda oynadığı tiyatroyu, fark olmaksızın yine oynuyor: IŞİD katliam yapıyor; polis tarafından tutuklananlar, katledilenler yine sosyalistler oluyor!

Oysa Diyarbakır’dan Suruç’a; Reyhanlı’dan Ankara’ya kadar her katliamda “bilinçli bir ihmal” olduğu çok açık. Şimdi gelin, yakın dönemde yaşanan katliamlarda devletin açık “ihmallerine” bir bakalım.

Reyhanlı Katliamı

11 Mayıs 2013’te gerçekleştirilen katliamda 52 kişi öldü. Saldırıdan önce, “ne hikmetse” 73 mobese kamerasının arızalandığı basına yansıdı. Reyhanlı Emniyeti’ne gönderilen “gizli” başlıklı dosyada, saldırıyı gerçekleştirmesi muhtemel aracın plakasının yer aldığı açıklandı. Ancak Reyhanlı Emniyeti’nin bu dosyayı patlamadan 9 saat 41 dakika sonra dikkate aldığı anlaşıldı.

Tüm bunların dışında 22 Mayıs’ta Redhack, Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı’nın Reyhanlı katliamıyla ilgili gizli belgeleri ele geçirdiğini duyurdu. Twitter üzerinden yayınlanan belgelerde, El Kaide yanlısı gruplara ulaştırılmak üzere hazırlandığı iddia edilen bomba yüklü araçlara ilişkin detaylar yer aldı: Suriye yönetimi bu araçları arıyordu ve söz konusu planlar, 25 Nisan tarihinde elde edilmişti. Buna göre El Kaide bağlantılı El Nusra, üç araca Türkiye’ye yönelik bir eylemde kullanmak üzere bomba düzeneği yerleştirmişti. Bu bilgilerden sonra devlet yine şaşırtmadı ve belgeleri sızdırdığı iddia edilen Utku Kalı isimli askeri tutukladı! Saldırı da Esad’a “ihale” edildi!

Suruç Katliamı

Katliam Kobanê’ye oyuncak ve yardım malzemesi götürmek için yola çıkan SGDF’li devrimci gençlerin, IŞİD teröristinin patlattığı bomba sonucu hayatını kaybetmesiyle başladı. Patlayan bomba sonucunda 32 kişi ölürken 8 kişi ağır yaralandı ve yaklaşık 100 kişi çeşitli yerlerinden yara aldı.

Katliamdan sonra Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu IŞİD’i “yarım ağız” kınayan açıklamalar yaptı. Söz konusu açıklamaların yapıldığı günlerde şu soruları sormuştuk: “Musul’a yönelik saldırıların arttığı dönemde konsolosluğun boşaltılmaması talimatı bizzat Türkiye’den gelmişti. IŞİD’in konsolosluktakileri rehin olarak tutmasından sonra rehineler hangi vaat karşılığında bırakıldı? Tayyip Erdoğan’ın “pazarlık olabilir” söyleminin arka planında ne vardı? Hatay’ın ve güney sınırlarının önemli bir bölümünün cihatçı otobanına dönüşmesi sonrasında IŞİD’in sınırdan kolaylıkla geçiş yapabildiği bilindiği halde bunu engellemek için neden adım atılmadı ? YPG’nin ölü ele geçirdiği Nusra militanlarının internette yayınlanan görüntülerinde üzerlerinden çıkan ve Türkiye damgası taşıyan kimlik ve geçiş kartları nasıl açıklanabilir? Reyhanlı katliamından saatler sonra Esad’ı suçlayan AKP’li muktedirler IŞİD saldırısını gizleyerek neyi amaçladı? Devrimcilerin standlarına saldırmak için fırsat kollayan polis Fatih’te IŞİD adına stand açan “öfkeyle bir araya gelmiş” topluluğa neden müdahale etmedi? Sarsarin’de ve Hacıpaşa’da Rakka’dan gelen petrol hatlarına neden geç müdahale edildi? (basına sızmasaydı belki hâlâ müdahale edilmemiş olacaktı) CHP Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, IŞİD’in Türkiye’de 800 milyon dolarlık petrol sattığı iddiasına neden cevap verilmedi? Urfa valisi IŞİD’i soran gazetecileri neden gözaltına aldırdı?”

Şimdi, asıl noktaya, devletin her katliamda alışageldiği “ihmaller zincirlerine” gelelim. Öncelikle şu nokta çok ilginç: IŞİD bombacısı üç gün önce olay yerine geliyor, keşif yapıyor, keşif yaptıktan üç gün sonra elini kolunu sallaya sallaya Amara Kültür Merkezi’ne gelip bombayı patlatıyor. Amara Kültür Merkezi’nde bombacıyı üç ayrı açıdan gören mobese kameraları var. Ama yine ne hikmetse (!) bazılarının görüntüsü alınamıyor. Hatta bombacı o kadar rahat ki, 2 Haziran’da annesini arayıp 9 dakikalık konuşma yapıyor; fakat konuşması da dinlemeye takılmıyor!
Bombacının bombayı patlattığı günün ardından daha ilginç bir detay yayıldı ajanslara. Bombacının bedeni paramparça; fakat kimliği  sapasağlamdı! Teröristin bombayı patlatmadan önce kimliğini alanın dışına bırakmış olabileceği ifade edildi ancak bu iddia doğrulanamadı.

Ankara Katliamı

Ankara katliamında da benzer “ihmal zincirleri” yaşandı. Katliamdan önce emniyet brimlerine şu belgeyazının gönderildiği ortaya çıktı: “DEAŞ’ın (IŞİD) ülkemize yönelik uluslararası ses getirecek çapta büyük bir eylem yapma kararı aldığı, bu eylemle ilgili olarak seçtiği grubu Suriye/Deyr-ez Zor’da bulunan bir kampta özel eğitime tabi tutmaya başladığı, planlanan eylemin uçak/gemi kaçırma ya da miting/kalabalık yerde aynı anda çok sayıda canlı bomba patlatma şeklinde kompleks bir eylem olabileceği…” 

Tanıdık geldi mi? Benzer bir uyarı yazısı Reyhanlı katliamından önce de ilgili emniyet brimine gönderilmişti. Ankara katliamında öne çıkan bir başka detay, canlı bombalardan Yunus Emre Alagöz’ün polis tarafından, telefon görüşmelerinden dolayı “şüpheli” sıfatıyla ifadesi alınması ve serbest bırakılması. Yunus Emre Alagöz, basında yer alan telefon görüşmelerinde kardeşine açıkça büyük bir eylem yapacağını söylüyor ve söz konusu görüşmenin son görüşmeleri olabileceğini ifade ediyor; ancak polis yeterli delil görememiş olacak ki (!) canlı bombayı ifadesini aldıktan sonra serbest bırakıyor.

Ankara katliamına dair çok önemli bir başka detay daha var. Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan haberdeki bazı bilgiler “pes” dedirtiyor. Söz konusu haberde yer alan önemli detaylar şöyle: “Halil İbrahim Durgun’un (canlı bombaları taşıyan şahıs) kullandığı Ford Focus marka araç, 3 canlı bombayla birlikte Şahin’in (Durgun’un aracına rehberlik eden şahıs) ardından 20 dakika kadar bekledikten sonra Ankara’ya yola çıktı. Hiç mola vermeyen Ankara’ya doğru önden yola çıkan Yakup Şahin’in kullandığı araç; Adana Pozantı yolunda yapılan rutin kontrol kapsamında trafik polisleri tarafından durduruldu. Yapılan GBT sorgusu ve aramanın ardından trafik polisleri aracı bırakırken, Yakup Şahin, Halil İbrahim Durgun’a cep telefonu üzerinden ‘yolda polisin arama yaptığı’ bilgisini şifreli bir şekilde ‘Aşkım ben bekliyorum’ ifadesini kullanarak iletti. Şifreli mesaja Durgun’dan yanıt gelmemesi üzerine Şahin, canlı bombaları taşıyan aracın polis aramasına takılmasını engellemek için geri döndü.

Edinilen bilgiye göre, Halil İbrahim Durgun’dan “Aşkım ben geçtim” şifresiyle polis aramasından geçtiği mesajı gelmesi üzerine Yakup Şahin, geri dönerek tekrar Ankara güzergâhına doğru yola çıktı. Şahin’in kullandığı araç trafik polisleri tarafından aynı yoldan ikinci kez geçmesi nedeniyle şüpheli görülerek ikinci kez durduruldu. Tekrar durdurulan araçta yapılan GBT ve aramanın ardından aracın temiz olduğu gerekçesiyle gitmesine ikinci kez izin verildi. Savcılık ifadesine göre, rehberlik yapan Yakup Şahin, canlı bombaları taşıyan Durgun’un ‘camları filmli Focus marka araçla yapılan sıkı aramadan nasıl geçtiğini anlamadığını‘ belirtti.”

Ne diyelim ki? Artık katiller bile bu kadar rahat katliam yapabiliyor olmalarına şaşırıyor!

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

bolsevik.org | Sosyalizm Kazanacak!