/ Devrimci Perspektif / İsmail Saymaz’a Cevap

İsmail Saymaz’a Cevap

on 20 Nisan 2016 - 16:59 Kategori: Devrimci Perspektif, Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Gazeteci İsmail Saymaz, 15 Nisan günü, Sosyalist Emekçiler Partisi’nin ilan edilmesi ve “sosyalist” partilerres 1in sayısının artması üzerine Tweet’ler attı. Saymaz “Sosyalist Emekçiler Partisi adlı yeni bir sosyalist parti daha kuruldu. Böylece memleketteki sosyalist parti sayısı 20’ye yaklaştı”, “İlginç olan şu ki seçime girme yeterliliği olan sosyalist parti sayısı yalnızca beş. Bunların da hepsi girmiyor”, “Sosyalistler azalırken; sosyalist partilerin sayısı artıyor” açıklamalarında bulundu.

İsmail Saymaz’ın bu yüzeysel eleştirilerine karşı bir cevap vermenin ve Sosyalist Emekçiler Partisi’ne neden ihtiyaç olduğunu yeniden anlatmanın yararlı olacağı kanısındayız.

Eleştirinin Yüzeyselliği

Öncelikle atılan Tweet’lerin meseleyi son derece yüzeysel ele aldığını belirtmemiz gerekiyor. İsminde “sosyalist” ve benzeri kelimeler bulunan bütün partileri aynı kefeye koyarak bu partilerin ideolojik ve pratik benzerlik ve farklılıklarını yok sayan Saymaz, küçük bir matematik hesabıyla bu listeyi ele almış. Sosyalist partilerin sayısının artmasından yakınmış, var olan sosyalist partilerden sadece beşinin seçimlere girme yeterliliğine sahip olduğunu belirtmiş. Toplumun ideolojik ve politik birikimi olmayan ortalama bireylerinin ağzından düşmeyen birkaç cümleyi yinelerken, işin temeline inmeye yanaşmamış.

Toplumsal mücadelelerde geniş bir çevreyi gözlemleme şansına sahip olduğunu düşündüğümüz Saymaz’dan daha nitelikli eleştiriler beklerdik zira bu “eleştirileri” ortalama bir solcunun ağzından duymadan geçmek mümkün değildir. Mücadele içerisinde özellikle de örgütsüz olan ancak sömürüye, baskılara ya da iktidara karşı bir şeyler yapma ihtiyacı hisseden pek çok insan, sosyalistlerin neden bölünüp durduğunu merak eder ve birleşme isteklerini ifade ederler. Bu söylemlerin her ne kadar samimi bir içeriği söz konusu olsa da, ne yazık ki altı boştur. Birleşme istekleri, bütün sol partilerin anında kendi bayraklarını bırakıp aynı-ortak bir bayrak altında toplanmasını içerir. Kimisi bunu sosyalistleri kapsama alarak yaparken kimisi de çemberi MHP’ye kadar genişletir.

İsmail Saymaz’ın yazdıkları da, sık sık duyduğumuz bu söylemlerin bir tekrarından ibarettir. Yazdıklarının altında “hepsi sosyalist değil mi, ne çok ayrı parti kuruyorlar” düşüncesi yatmaktadır. Şayet Saymaz birazcık işin temeline inmeye çalışsaydı, SEP’in başta onca Stalinist örgütün karşısında Troçkizmi – devrimci Marksist geleneği temsil ettiğini görecekti. Yıllardır ideolojik-politik birikim açısından arayış ve gelişim peşinde olanların dikkatini çeken Sürekli Devrim Hareketi kadroları, yola Stalinist soldaki kısırlığı sona erdirmek için çıkmışlardı. Geçmişin derslerini yarına ışık tutacak şekilde ele alan ve eski kuşakların yapmış olduğu hatalardan olumluya varmak üzere beslenen SEP’in kurucu kadroları, solda var olan Stalinist hegemonyayı kırmayı hedeflerine oturtmuştu. Başlı başına bu durum bile SEP’in sosyalist soldaki diğer partilerle aynı kefeye konulamayacağını göstermektedir.

Sosyalist partileri seçime girebilme hakkına sahip olmasına ya da seçimlere girmesine göre değerlendirmek de, Saymaz’ın bir diğer sığ bakış açısını göstermektedir. Sosyalistlerin seçimlere burjuva partilerden çok başka anlamlar yüklemesi bir yana, mevcut yasal düzenlemelerin getirdiği kısıtlamalar da sosyalist partilerin önünü bu konuda büyük ölçüde tıkamakta. Seçime girebilmek için en az 41 il örgütünün var olması zorunluluğu, parti olarak seçime girebilenlerin ise olağan dönemlerde meclise girebilmesinin önünü tamamen kapatan %10 barajı gibi yasal engeller ile güçlü bir seçim kampanyası için gereken ve sosyalist grupların tamamına yakınını zorlayan ağır maddi külfetler gibi nedenlerden ötürü, sosyalist partilerin seçime girebilmeleri üzerinden yapılacak bir değerlendirme gerçekliğin hakkını vermemek olacaktır.

Saymaz’ın Haklılığı: Sosyalistlerin Sayısı Azalıyor!

Saymaz attığı Tweet’lerde sosyalistlerin sayısının azalması ile sosyalist partilerin sayısının artmasını birlikte ele alıyor. Burası önemli çünkü bu karşılaştırma ile aslında Saymaz’ın kapıldığı yüzeysellikten kurtulması gerekirdi.

Evet, ülkede sosyalistlerin sayısı azalıyor! İsminde sosyalist, devrimci, komünist vb. sıfatlar olan pek çok örgüt koşar adım sosyalizmden uzaklaşıyor! Kimileri emek siyasetinin yerine kimlik siyasetlerini ikame ediyor. Başkaları burjuva çizgide bir siyasi hat belirliyor kendisine. Sosyalizm iddiasındaki örgütlerin pek çoğu, bu iddialarını unutmuşa benziyor. Emek hareketine sahip çıkan, onun sesi soluğu olan ya da ona yön veren bir sosyalist örgütlenme, ne yazık ki bulunmuyor. Sosyalist soldaki örgütler şayet emek eksenli bir mücadele örgütlemek peşinde koşmuş olsaydı, bugün başka şeyler konuşuyor olacaktık. Geçtiğimiz sene binlerce metal işçisinin harekete geçtiği eylemler, ülke gündemini bırakın, seçim öncesi olması nedeniyle kimi “sosyalist” grupların bile gündemi olamamıştı.

İşte Sosyalist Emekçiler Partisi Girişimi tam da böyle bir ortamda sosyalizm iddiasında ısrarlı olmak emek siyaseti yürütmek ve soldaki ideolojik-politik dönüşümü gerçekleştirmek üzere yola çıkıyor. SEP-G Kurultayı’nın çağrı metni şu cümlelerle başlıyordu: “Türkiye’nin kimlik ve yaşam tarzı kutuplaşmasını kenara itecek emek eksenli bir siyasete şiddetle ihtiyacı var. Türkiye’de yoksulluk ve eşitsizlik had safhada ve aslında emek mücadelesi de zayıf değil, ama emek siyasetinin sahibi yok! Örneğin dünya çapında endüstriyel bir sınıf hareketi olan Metal Fırtına, ülkedeki bütün emekçileri ve yoksulları birinci derecede ilgilendiren büyük bir mücadele değilmiş gibi Türkiye gündemine ancak ikinci sınıf bir olay olarak, o da kısa bir süreliğine, gelebiliyor. Yani toplumsal eşitlik kavgasını duyuracak, işçinin-emekçinin sesinin yükseltecek bir megafona ihtiyaç var.”

Böylesine kritik bir boşluğu doldurmak üzere
harekete geçen SEP’in kurulmasını, sosyalizmden kaçış furyasının yardımıyla eleştirmek, olsa olsa Sosyalist Emekçiler Partisi’nin hem teorisine hem de pratiğine gözlerini-kulaklarını kapatmanın bir sonucudur. Bu ihtiyaçların tespiti üzerinden faaliyetlerini başlatan SEP-G, ne mutlu ki “sosyalistlerin azalması” meselesinden sorumlu tutulamaz. Sosyalist Emekçiler Partisi, tam da İsmail Saymaz’ın belirttiği “sosyalistlerin azalması” durumunu tersine çevirmek amacındadır. SEP bu görevi başarıyla yerine getirdiği ölçüde, böylesi yüzeysel eleştiriler de ya sona erecektir, ya da basit kara çalmalara dönüşecektir.

bolsevik.org

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!