/ Güncel / KAMERANIN ÖNÜ GÜZEL YA ARKASI? | Demet Koca

KAMERANIN ÖNÜ GÜZEL YA ARKASI? | Demet Koca

on 11 Ağustos 2017 - 13:51 Kategori: Güncel, Kültür-Sanat
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

O izlediğimiz güzel filmler,her hafta birilerini ekrana kilitleyen diziler,reklamlar, tv programları…Hepsi de nasıl bizi etkisi altına almış bir şeyler seyretmeden duramadığımız dönemdeyiz. TV’de denk gelemediklerimizi de internetten açıp rahatlıkla seyrediyoruz.

Üstelik dünyada en çok TV izleyen, izlenilen kanalların artık doğrudan havuz medyasına dönüştüğü bir dönemdeyiz. İdeolojik propaganda dizi ve filmlerinin vasatlığı ile de göz doldururken açlık sınırının altındaki maaşlarla yaşayan milyonlar için günün yorgunluğunu atmak için TV vazgeçilmez bir araca dönüştürülmüş durumda.

Hiçbir sanat alanında bir iddiası, yaratıcılığı kalmamış;sanatın ruhuna fatihalar okunan bir ülkede dizilerin böylesine patlamasının temel nedeni de tamamen para. Piyasacı dönemde her şey sınırsızca tüketmeye odaklı. Bir film çekersen yetmez: tuttuğu anda 2,3,4… tüketene kadar devamını çekerler. Her hafta seyirciyi garantileyen dizi formatı da televizyonların devasa reklam bütçelerinin dönmesi için bulunmaz nimet!

İçinde bulunduğumuz ağır piyasacı koşullarda, dizi ve filmleri izleyen halkı 12 saat çalıştırıp suyunu çıkarıyorken kamera arkasında durumun çok farklı olması beklenemez. Dünyada hiç olmadığı şekilde saatler süren diziler, kanalların akılların sınırını zorlayan rekabet projeleri ile set- tv- sinema emekçilerinin yaşamlarını gerçek anlamda tüketmekte.

Peki hangi koşullarda çekiliyor o diziler filmler? Neler yaşıyor set çalışanları? Her şey bizim ekranda gördüğümüz güzellikte mi? Setlerde güvenceli ve insanca çalışma koşulları var mı gerçekten?

SEKTÖR PARA BASIYOR!

 Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nün verilerine göre Türkiye’deki yapım şirketleri her yıl 100’ün üzerinde yeni yapım üretiyor. Ortalama 15 civarında yapım ise Türkiye’yle birlikte yurtdışında da seyirci bulabiliyor. Ortadoğu, Balkanlar ve Latin Amerika ülkeleri başta olmak üzere 75 ülkede 70’in üzerindeki Türk dizisini 400 milyon kişi ilgiyle izliyor. Örneğin, Muhteşem Yüzyıl dünyada 250 milyon seyirci tarafından izlendi. Özellikle Çin ve Rusya gibi ülkelere girdikten sonra Türk dizi sektörü daha hızlı bir büyüme yakaladı.

2015’te Cannes’da gerçekleştirilen dünyanın en büyük televizyon programları festivalinde Türkiye’nin dizi ihracatında Amerika’dan sonra ikinciliğe yükseldiği açıklanmıştı. Türkiye geçen yıl dizi ihracatında yüzde 25’lik bir büyüme yakaladı ve 250 milyon dolarlık bir hacme yaklaştı. 2016’nın sonunda ise bu hacmin 350 milyon dolar seviyesine ulaşması bekleniyor. (1)

NE KADAR UZUN, O KADAR KÂR!

Televizyonların temel geliri reklamlar. Dizilerin “prime time” denilen , TV’nin en çok izlendiği saatlerde yayınlanması, izleyici kitlesini muazzam arttırdığı için çok karlı. Dizi aralarında verilen reklamların saniyesi için binlerce lira ödeniyor. Dolayısıyla aşırı kar hırsı dizilerin sürelerini uzatıyor. Ortaya, artık içi boşalmış, senaristlerin zamanı uzatmak için kastırdığı, giderek anlamsız sahneler çıkıyor. Uzun bakışmalar, “neden böyle bir sahne var şimdi” dedirten gereksiz sahneler…. Yeter ki birileri izlesin. Ne gam!Para hırsı her şeyi alt üst ettiği gibi kaliteli dizi izlemenin önünde çok büyük engel.

Türkiye’de senaristlerin bir kısmı bu gidişattan oldukça rahatısz. SenDer üyesi 98 aktif senarist, bir bildiri yayınlayarak 60 dakikalık bölümler yazmak üzere örgütlendikleri deklare etti. Uzun zamandır #YerliDiziYersizUzun sloganı ile yürüyen kampanyaya yazarlar da katıldı.

31 Mart 2017’de yayınlanan bildiri, sektörün içine girdiği durumu çok çarpıcı ifade ediyor:

“Dünyanın hiçbir yerinde örneği olmayan, sadece hakkıyla üretme sürecini değil, izleme sürecini de imkansız kılan 120-150 dakikalık diziler yazmaktan dolayı şiddetli mutsuzluk içindeyiz…

140 dakika, çarpı 30 küsür hafta boyunca, hikâye anlatmaya çalışırken, dramanın gereği olan tüm temel ögelerden verdiğimiz tavizlerden ötürü, temposuz, akmayan, uzun bakışmalar, müzik-altılar ve flashbackerle şişirilmiş bölümler yazmaktan ötürü mutsuzuz.

Her hafta 140 dakikalık metin üretmek için, hayatımızda başka hiçbir şey yapmaya fırsat vermeyecek şekilde çalışmaya mecbur olmaktan ötürü mutsuzuz.

Mesleğimize olan aşkımız, tutkumuz mevcut durumu devam ettirme gücünü bize verirken, bu tempoya ayak uyduramadığı ya da uydurmak istemediği için mesleği bırakmış pek çok ustamız, meslektaşımız adına mutsuzuz.

Yazdığımız dizilerin her bir bölümünün, yurt dışına satılırken üçe bölünmesi ve çarpı 3 bölüm para kazandırması uğruna, sinema dilinden uzak, günlük hayat ritminde akan senaryolar yazdığımız için mutsuzuz.

Dünyanın hiçbir yerinde bu sürelerde dizi yazılmaz ve üretilmezken; yıllar önce 90 dakikaya hayır dediğimiz ‘Yerli Dizi, Yersiz Uzun!’ eyleminden bu yana yayın süreleri 150 dakikalara çıkmış olduğu için; mesleğimiz, işimize olan saygımız, hikaye ve senaryo üretirken sahip olduğumuz profesyonel görüşler ve insani şartlarda çalışma arzumuz yok sayıldığı için mutsuzuz.

Bu tempo yüzünden çok hızlı yıprandığımız, yıprandığımız için de, yapımcıların kolayca senarist değiştirebilme halinden ötürü mutsuzuz.

Süreler yüzünden hikayelerimizi hızlı tükettiğimiz, sonrasında top çevirerek kendi hikaye ve karakterlerimize ihanet eder duruma düştüğümüz için mutsuzuz…

Uzun süreler yüzünden hikayesini sezon finalinden önce tüketen, tükettiği için de sezon ortasında final yapan diziler ve işsiz kalan bütün dizi çalışanları adına mutsuzuz.

Yapım şirketlerinin, aynı saatte diğer kanalda yayınlanan diziden daha uzun süre yayında kalma hırsı uğruna, daha uzun bölüm talep etmesinden; hikâye süresini, hikayenin kendisinin belirlemesi gerekirken, bu rekabetin mevcut süreyi belirler duruma gelmesi saçmalığından ötürü külliyen mutsuzuz!

Dizi sürelerinin kısalmasının, Türkiye dizi sektöründe çalışan her birim ve her birey için, daha insani şartlarda yazmak, üretmek, çekmek, oynamak ve daha evrensel, daha kaliteli işler yapabilmek için hayati olduğunun altını çizerek,

Biz aşağıda ismi bulunan senaryo yazarları olarak 60 dakikadan uzun süren diziler yazmamak için bir araya geldiğimizi, güç birliği oluşturduğumuzu ve görmezden gelinemeyecek, gözden çıkarılamayacak bir çoğunluğa ulaşmak için çalıştığımızı sektöre ve kamuoyuna ilan etmek isteriz.

…”

Dünyanın en çok kazanan tv dünyası ABD’de bile işler böyle değil! Senaristler, oyuncular, emekçiler örgütlü. Öyle ki  Kasım 2007’de Amerikan Senaryo Yazarları Birliği (WGA) üyesi toplam 10 bin 500 yazar grev başlatmıştı. Üç ay süren grev sürecinde WGA ile sektör arasında anlaşmaya varılmış ve 13 Şubat 2008’de greve son verilmişti. Grev sürecinde ise sektörün en önemli ödül törenleri Oscar ve Golden Globe iptal edilmişti. Kazananlar bir basın toplantısıyla açıklanmıştı. İşte emekçinin gücü!

SETLERDE ÇALIŞMA KOŞULLARI ve İŞ GÜVENLİĞİ

Aslında hiç bir şey bizim televizyon karşısında rahatça seyrettiğimiz o güzellikte değil.

Neden mi? Çünkü ;

Set çalışanlarının iş güvencesi yok; tv dizilerinin tutup tutmayacağı garanti değil,eğer bir set çalışanı bir işe başladıysa ve iş tutmadıysa iş bitmek zorunda kalıyor ve sezon boyunca set çalışanının iş bulma olasılığı oldukça düşük.Çünkü setlerde ekipler çekimler başlamadan önce hazırlanmış oluyor.

Can güvenliği yok, dekorlar, tehlikeli sahneler (trafik kazası,yangın sahnesi,bıçaklama sahnesi vs. ) hem oyuncu hem de set çalışanları için iş kazalarına ,kalıcı hastalıklara,uzun çalışma saatleri sonunda direnç düşüklüğü ve enerji kaybı yaşanıyor. Tehlikeli sahnelerde ciddi yaralanmalar hatta ölümle sonuçlanabiliyor.Düzensiz ve kalitesiz yemekler de ayrı bir sorun. ,

Çalışma saatleri en az 12+4 yani 16 saat. Çok uzun saatler boyunca çalışmak zorunda olan set çalışanları güvencesiz ve sağlıksız çalışmanın yanı sıra hayatlarına zaman ayıramıyorlar. Çünkü film uzunluğunda diziler her hafta kanallara söz verilen zamanda yetiştirilmek zorunda. Bu da haftalık çalışmanın hak-hukuk çerçevesinde değil, yapımcı şirket ve TV arasında imzalanan anlaşma tarafından belirlenmesi demek.

Sektörde insanlık dışı çalışmanın yanı sıra set çalışanları ve oyuncular arasında da anlaşmazlıklar,küfür gibi sorunlar da yaşanıyor.

Peki bu sorunları aşmak için,set çalışanlarının sorunları çözmek için ne yapılmalı?

SET ÇALIŞANLARI İSYANDA!

Yakın zamana kadar neredeyse hiçbir örgütlülüğü olmayan sinema ve tv çalışanları artık sendikalar kuruyor. Cılız da olsa örgütlenmeler var çünkü sorunlar artık başedilemez durumda. Bu sendikalardan birisi de Sinema ve TV sendikası,şöyle diyor: “Biz kamera arkası çalışanları, farklı sektörlerde çalışan tüm insanlar gibi belirli bir ücret karşılığında emeğimizi işverenlere sunarak hayatlarımızı devam ettiriyor ve temel ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz. Yani bizler İş Kanunu’nunda belirttiği üzere İŞÇİYİZ.”. (2)

Sinema Televizyon Sendikası 2015 yılından itibaren ‘Önde Kamera Arkada Dayanışma’ sloganıyla setlerde örgütlenmeye başladı. Sendikanın çalışma ilkeleri doğrultusunda çalışma saatleri bir nevi ‘iyileştirilmiş’ durumda. Yapım şirketleri bu çalışma ilkelerini dikkate almak zorunda kalıyorlar, uyulmadığı takdirde sendika çalışma saatlerini hatırlatıyor ya da ifşa ile şirketi/yapımcıyı bir şekilde ‘yola’ getiriyor.Arkadaki dayanışma sendikalılaşmayı da arttırıyor.Ücretler konusu da sendika ile birlikte örgütlü yerlerde düzene girmiş durumda.

Türkiye’de sinema- televizyon işçilerinin örgütlendiği çeşitli sendikalar ve dernekler var. Herkes tarafından en çok bilineni DİSK /SİNE-SEN. 1978’de kurulan sendika ; ‘Yılmaz Güney sinemasının şekillendirdiği bir ideolojinin hakim olduğu,insanların sosyal haklar ,emek mücadelesi gibi meselelere kafa yormaya başlayıp toplumsal sıkıntıları aşmaya yöneldiği yıllar…’ (3) diye bahsedilen dönemler toplumsal mücadelelerin yükseldiği dönem sinema sektörünü de oldukça etkiliyor,özellikle sansür en büyük sorun.Döneminde sendikaya üye olmayan bir işçinin sektörde çalışmasına da izin verilmiyor.Setlere işçi götüren servisler sıkı bir denetimden geçiyor,eğer sendika üyesi olmayan işçiler varsa figüranlar bile olsalar servisten inmeleri isteniyor ve sendika görevlileri her seti ziyaret edip denetliyor ve setlerdeki sorunları birinci ağızdan öğreniyorlar.

Fakat Sine-Sen kamera arkasını örgütlemek yerine başrol oyuncularını örgütlenmesi ile uğraştığında da setlerde hak ihalleri ödeme sorunları vb sorunlar çözümsüz kaldı. Setlerdeki katı hiyerarşiye bağlı olarak ışık, kostüm, makyaj, yemek, temizlik gibi asıl işi yüklenenin dertleri büyük oranda halen görmezden geliniyor.

Kısacası önü de o kadar ahım şahım olamayan kameranın arkasında ağır sömürü, mutsuz ve hatta ciddi iş kazası tehlikesiyle yaşayan set emekçileri var. 

1-http://www.mediacatonline.com/dizi-sektoru-500-milyon-dolara-ulasti/

2-http://www.sinematvsendikasi.org/hakkimizda/

3-Ayşe Buğra/Sınıftan Sınıfa –s83

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!