/ Devrimci Perspektif / Katliamın Hesabı Nasıl Sorulur :Sağduyu mu, Sınıf Radikalizmi mi? | Emre Güntekin

Katliamın Hesabı Nasıl Sorulur :Sağduyu mu, Sınıf Radikalizmi mi? | Emre Güntekin

on 15 Ekim 2015 - 00:27 Kategori: Devrimci Perspektif, Emre Güntekin, Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

kemal-kılıçdaroğlu-ahmet-davutoğlu

10 Ekim’de bu yana katledilen yüzlerce dostumuz, yoldaşımız için yüreğimiz yanmaya devam ediyor ve uzun bir süre de devam edecek. Nasıl ki Dersim’den Roboski’ye, Suruç’a Cizre’ye kadar devletin dolaylı dolaysız gerçekleştirdiği bütün katliamlar hala unutulmadıysa 10 Ekim Ankara Katliamı da unutulmayacaktır. 

AKP iktidarı döneminde gerçekleşen katliamların artık çetelesini tutmakta zorlanıyoruz. AKP’nin giderayak bu toplumun nefes alabileceği bütün kanalları tıkamaya çalışacağını, kendi giderken bu topraklarda iyiliğe ve güzelliğe dair en ince kalıntıyı bile yok etmeye çalışacağını öngörmek zor değil. Belki uzunca bir süre daha ayakta kalmakta inat edecektir. Ancak önünde sonunda bu toprakların yüreği barış dolu insanları kazanacaktır. 

Sessizlikle geçiştirilen her katliam bir yenisini aralıyor. Tarih bunun dersleriyle dolu. 77 1 Mayısı’nda 35 emekçi katledildi. Sessizlik. DİSK Başkanı Kemal Türkler katledildi. Sessizlik. Bahçelievler, 16 Mart, Maraş… Yine sessizlik. Belki refleksif, kısa vadeli tepkiler gösterildi; ancak hiçbiri egemen sınıfları bir yenisini denemekten alıkoyacak bir sınıf radikalizmini ayağa kaldıramadı. En nihayetinde bu tepkisizlikten güç alan egemen sınıflar son öldürücü darbeyi 12 Eylül 1980’de vurdular. Sonrası uzunca bir süre ölüm sessizliği. 

Bu süreci ne o dönem kimi devrimcilerin bile umudu haline gelen Karaoğlan, ne de kendi küçük burjuva radikalizmine bel bağlayan Türkiye sosyalist geleneği tersine çevirebildi.

90larda da katliamcı gelenek aynı şekilde sürdü. SHP iktidarı döneminde Sivas yaşandı, Kürt coğrafyası kana bulandı. Belki bunlarda doğrudan SHP’nin parmağı yoktu, ama görüldüğü üzere bir sosyal demokrat partinin iktidar olması katliamcı devlet geleneğinde bir esneme yaratmadı. 

Bunu neden vurgulamak zorundayız? 10 Ekim Katliamı’nın ardından ister istemez olası bir CHP soslu iktidarın yaratacağı rahatlamanın büyüsüne kapılacak geniş bir kesim olacaktır. Kılıçdaroğlu olsa olsa düzenin “normalleşmesi” yönündeki bir restorasyonun önderliğini yürütebilir: ne katliamlara karşı bir kalkandır ne de sömürüye karşı bir duvar. 

AKP iktidarının mevcut yönelimi egemen sınıflar açısından da sürdürülebilir görünmemektedir. AKP’nin kontrolsüz iktidarının yaratacağı krizleri tolere edebilmek adına “makul” yönelimli Kılıçdaroğlu ve CHP’si egemen sınıflar açısından iyi bir seçenek olacaktır. Tek başına iktidarı mümkün görünmese de 7 Haziran sonrasında olduğu gibi 1 Kasım’ın ardından da AKP-CHP ortaklığının pişirilmesine hazır olmalıyız. 

Kılıçdaroğlu katliamın ardından AKP iktidarını en zayıf olduğu yerden sıkıştırmak yerine, sallandığı yerden ayağa kalkmasına yarayacak bir dayanışma gösterme çabasına girişiyor. Ana akım medyada bu konuda yazılmış ender yazılardan birinde Melih Aşık şunu soruyor: 

“Açık çek siyaseti!
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara katliamının başından itibaren duyarlı, uzlaşmacı, sorumlu bir tavır izliyor. Bu yanıyla takdire değer… Davutoğlu ile yaptığı görüşmede konuştuklarını ekranda kendisinden dinledik… Bakanların istifasını istemiş… Destek olarak açık çek vermiş.
Ne var ki iktidara açık çek vermek neyi çözümler?
 
İktidar zaten bu noktaya açık çekle yani başına buyruk politikalarla gelmedi mi?
Kılıçdaroğlu iktidarın Suriye politikasını değiştirmesini, yurtta barış dünyada barış ilkesine dönmesini, ABD’nin kuyruğundan ayrılmasını, terör örgütlerine karşı ortak ve tavizsiz politika izlemesini istedi mi? Buzdolabına kaldırılan çözüm süreci yerine ne konulacağını sordu mu? Türkiye’nin izlenen mevcut politikalarla başaşağı gideceğini anlattı mı? Önemli olan bunlardı…”

Tam tersini öğütleyenler de var. Olayın üzerine sıcağı sıcağına gitmek, iktidarı hazırlıksız, basiretsiz yakalamışken daha da sarsmak, barış diliyle sınıf radikalizmini ve toplumun farklı kesimlerini katliama karşı bir tepki de buluşturmak mümkünken topu Kılıçdaroğlu’nun sihirli diline atan örneklerde mevcut. Misal Can Dündar satırlarında şunları yazıyor: 

“En çok böyle dönemlerde sağduyunun sesine ihtiyaç vardır. İç savaş tehlikesine karşı kendini ortaya koyan, hoyratlığın karşısına hoyratlıkla değil vicdanla çıkan, bütünleştiren, yatıştıran, kucaklayan bir olgunluk aranır. 
Kimi olaylar karşısındaki tutumunu eleştirdiğimiz Kemal Kılıçdaroğlu’nun hakkını teslim etmek zamanı şimdi…
 
Bu fırtınalı günlerde sağduyusuyla, yokluğunu hissettiğimiz, özlediğimiz devlet adamı profilini çizdiği için…
 
Teşekkürler.”

1 Kasım yaklaşırken emekçi sınıflar açısından da karar verme zamanı yaklaşıyor. Makul olmak, sağduyulu olmak birer insani erdem olarak çekici gelebilir, ancak emekçi sınıfların kurtuluşu yolunda birer ayak  bağına da dönüşür. Bu nedenle emekçi sınıflar kendi sınıflarının devrimci doğasından başka hiçbir güce bel bağlamamalıdırlar.

1 Kasım’da katliamlara ve baskılara karşı HDP ile enternasyonalist bir dayanışma göstermeli, ancak bugünden itibaren bağımsız sınıf siyasetini öne çıkaracak bir devrimci alternatifi yaratmanın yollarını aramalıdırlar. Çünkü kandan beslenen düzenin panzehiri sosyalizmdir. Öyleyse bu topraklara halklarda arasında kalıcı barışı  bir hayal olmaktan ancak devrimci mücadele  çıkarabilir.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

bolsevik.org | Sosyalizm Kazanacak!