/ Devrimci Perspektif / Kostas Skordoulis ile Röportaj: ” ANEL-SYRIZA Hükümeti yıkılmalıdır”

Kostas Skordoulis ile Röportaj: ” ANEL-SYRIZA Hükümeti yıkılmalıdır”

on 30 Ocak 2016 - 21:16 Kategori: Devrimci Perspektif, Dünyadan, Güncel, Yunanistan Dosyası
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
10730796_10204888836326405_649852678324924933_n

Kostas Skordoulis,OKDE-Spartakos

Yunanistanlı Devrimci Marksist ve akademisyen Kostas Skordoulis ile bolsevik.org olarak 4 Şubat’ta Yunanistan çapında gerçekleşecek olan genel grev öncesi gerçekleştirdiğimiz röportajı okurlarımıza sunuyoruz.

Kostas Skordoulis Yunanistan’da Troçkist örgüt olan OKDE-Spartakos üyesi ve aynı zamanda örgüt, Antikapitalist Radikal Sol Birlik (ANTARSYA) ‘nın içinde bulunuyor.

Syriza’nın iktidardaki bir yılını nasıl değerlendiriyorsunuz? Syriza – Anel hükümeti kemer sıkmayı kabul etti, bunu uygulamaya sokacak memorandumu onaylandı. Geçen yılki kriz emekçilere neye mal oldu?

Bizim değerlendirmemiz SYRIZA’nın sınıfsal özüne ve “sol bir hükümet” illüzyonuna ilişkindir. Reformistler, devletin tarafsız bir aygıt olduğuna inanıyorlar ve iflas bayrağını çekmiş “sol hükümetin” burjuva devlet yönetiminin işçi sınıfından yana bir taslağından fazlası olduğuna inanıyorlar. Tekrar tekrar vurguladığım gibi bu taslak hiçbir zaman işçi sınıfı lehine işlemedi. Bu “sol hükümet” taslağı ilk olarak kavranışı itibariyle başarısızlığa mahkûmdur.

Vurgulamak istediğim diğer nokta SYRIZA’yı ve “sol hükümet” fikrini desteklemiş uluslararası solun bugün Tsipras’ın teslimiyetinden bahsediyor oluşu. En başından beri OKDE-Spartakos “sol hükümet” projesinin kişisel olarak Tsipras’tan ötürü ya da bu taslağın teorik yanlışlığı nedeniyle değil; Syriza’nın sosyal reformlara ilişkin programının Euro bölgesini’nden çıkışı da kapsayacak biçimde Yunan ve Avrupa sermayesinden sert bir kopuş olmaksızın uygulanamayacak olmasından ötürü mütevazı bir başarı şansının bile olmadığını açıkça ifade etti. OKDE-Spartakos sol içinde , aşırı solu da dahil edersek, bağımsız işçi sınıfı eylemliliğini ve işçi sınıfının özerk politikası adına savaşımını destekleyen birkaç sesten biriydi.

Eylül seçimlerinin ardından yeni Syriza-Anel hükümeti açıktan açığa uygulanan kemer sıkma yanlısı politikalar dışında bir önceki hükümetin bir devamıdır. Önceki hükümeti reformist sol bir parti tarafından idare edilen bir sınıf işbirlikçisi hükümet olarak tanımladık. Bu hükümet de işçi sınıfına uyguladığı kemer sıkma tedbirleriyle ‘ulusal ekonomiyi’ kurtarmaya dönük programa sahip olan burjuva bir hükümet olarak izah edilebilir. Bu hükümet Yunan ve Avrupa sermayesinin çıkarları doğrultusunda çalışmaktadır ve yıkılmalıdır.

11231157_10207836885345788_1346599727152956438_o

Yunan ekonomisinin toparlanma dönemine gireceğine dönük propaganda yapıldı. Siz ekonomik büyüme bekliyor musunuz? Eğer gerçekleşirse bu toplumsal muhalefeti nasıl etkiler?

Birtakım uluslararası Finansal Derecelendirme Kurumları (Standard&Poor’s gibi) Yunan ekonomisinde büyümeye yönelik bir dönüş öngörüyorlar. Elbette ki bu öngörü Syriza hükümeti tarafından teklif edilen yeni sosyal güvenlik taslağının parlamentodan geçeceğine, kamu mallarına ilişkin kapsamlı özelleştirme planına ve kaynakların başarıya ulaşacağına dönük varsayım üzerinde temelleniyor. Sonrasında ise ekonomi, onların dediklerine göre, belini doğrultacak.

Daha derin açıklayacak olursak: Benim için ulusal ekonomi gibi bir şey söz konusu değildir. Kapitalistler için yararlı olan emekçiler için yararlı değildir. Burası oldukça anlaşılır. Ulusal ekonominin canlanması, kapitalistlerin işçi sınıfına yoğun kemer sıkmalar ve yoksulluk olarak dönecek kârlarının canlanmasıdır. Bu çalışan nüfusun yaşam standartlarında, sağlık hizmetlerinde, sosyal güvenlikte yaşayacağı topyekûn bir yoksullaşma anlamına gelmektedir.

Dahası, genel teorik kabulün aksine, ekonomik durum ile toplumsal muhalefetin gerçek gelişimi arasında doğrusal bir ilişki olduğunu düşünmüyorum. Sorun, işçi sınıfının bilincinin gelişimindedir (“kendisi için sınıf” olarak) ,çok daha karmaşıktır: lineer olmayan ve kapitalist ekonominin büyümesi haricinde pek çok faktörden etkilenen bir yol izler.

Syriza içerisinde, milletvekillerinin önemli bir kısmı sıkma politikalarının karşısında bulunuyor. Syriza’nın hayır oyu veren vekilleri partiden çıkardığını biliyoruz. 2016’da parlamentoya yeni bir düzenleme geldiğinde ve Syriza üyelerinden hayır oyu kullanan olduğunda hükümet parlamentoda çoğunluğu kaybedebilir mi? Bu mümkün mü?

Bence bu Syriza içerisindeki güçler dengesinin yanlış bir değerlendirmesi. Dahası, Halk Birliği’ni oluşturan Sol Platform’un çekilmesinin ardından Syriza içerisineki sol oldukça güçten düştü. Daha açık olmak gerekirse şu an Syriza içerisindeki sol, hâlihazırda Ekonomi Bakanı olan Tsakalotos tarafından yönlendiriliyor ve eğer Tsakalotos kaçınılmaz bir kemer sıkma politikası uygulamaya koyarsa kendi grubundan birinin bunu reddetmesi bana çok mümkün görünmüyor.

Eğer Syriza milletvekilleri içerisinde farklılaşmalar varsa ve de olacaksa bu taban baskısının neticesi olacaktır; sendikaların ve parti içerisinden olmayan örgütlü muhalefetin grevleri gibi.

10917071_971347942893136_1448479844951997481_n

4 Şubat’ta genel grev var. Yunanistan’da Syriza’ya karşıt bir sınıf muhalefetinin ortaya çıkacağını söyleyebilir miyiz? Syriza’ya karşı gelişecek bir genel grev hareketi öngörüyor musunuz?

4 Şubat’ta Yunanistan’da bir başka tek günlük genel grev gerçekleşecek. Geçmiş dönemde bir sürü tek günlük genel grevlere tanıklık ettik. Tek günlük grevlerin tümüyle etkisiz olduğu kanıtlandı. Buharın kazandan çıkışına izin veren güvenlik vanası işlevi görüyorlar neredeyse. İhtiyacımız olansa nihayetinde hükümeti devirmek için süreklileşecek genel grev hareketliliğinin yükselişinin eylem planı. Geçen Kasım’da Yunan hükümeti üçüncü memoranduma dayanarak emekli maaşı ve ücretlerden kesintiyi, çiftçi ve düşük ücretli çalışanlar için kapsamlı vergilendirmeyi, bankalara borçlarını geri ödeyemeyenlerin konut mülkiyetlerinin haczini, kamu mallarının muazzam boyutlarda özelleştirilmesini (havaalanları, limanlar, tren yolları) içeren yasayı oyladı. 12 Kasım 2015’teki genel grev SYRIZA-ANEL hükümetinin yeni dönemindeki ilk genel grevdi. 4 Şubat 2016’daki genel grev ikinci olacak. Grevler kitlesel eylemin gerekliliğini ve memoranduma ve kemer sıkmalara karşı yeni bir mücadele halkası oluşturmak için işçi sınıfının duyarlılığını göstermesi nedeniyle önemli. Ancak bu kendi başına yeterli değildir. Bunun sürekliliği olmalı. Antikapitalistler bunu sorun üzerinde durmalı.

Genel olarak işçi hareketinin şu an bir ayaklanma halinde olduğunu düşünmüyoruz. Bu elbette olmalı. İşçi sınıfı hareketi SYRIZA-ANEL hükümetinin ilk döneminde gösterdiği ikircikli tutumun ardından yeni mücadeleler dönemine girmeli. Antarsya bu süreçte yarı zamanlı çalışan belediye işçilerinin sürekli iş talebini desteklerken mücadeleye tüm imkânlarıyla katıldı.Mücadele deniz işçilerinin mücadelesi ve sosyal güvenliğe ilişkin gerici düzenlemelere karşı ortaya çıkan mücadele ve bana kalırsa tüm mücadelenin kaynağı olacak emekli maaşı taslağı ile birleştirilmeli. Hâlihazırda da bunun işaretlerini görmüş durumdayız. Çiftçiler, avukatlar, mühendisler ve diğer orta sınıf çalışanlar sosyal güvenliğe ilişkin hazırlanan reformlara karşı hareketlere katılmış durumda. Ancak bu mücadelenin sonucu işçi sınıfın ana sektörlerinin katılımıyla belirlenecek.

Her halükarda bu Syriza hükümetine süresince gerçekleştirilen ikinci genel grev. Bu, emekçilerin Syriza hükümetine dair yanılsamalarının giderek ortadan kalktığını gösterdiği için ayrıca anlamlıdır. Aynı zamanda da Yunan ve Avrupa sermayesi tarafından kendilerine dayatılan kemer sıkma politikalarına karşı savaşı kazanmak için kendi öz güçlerine ve eylemlerine güvendiklerini gösterdiği için kendi başına önemlidir.

 Son olarak solun (özellikle de Antarsya ve KKE ) kemer sıkma politikaları ve Syriza karşıtı hareketi yönlendirme kabiliyeti hakkında ne söylemek istersiniz?

Mücadelelerde yeni bir döneme giriyoruz. Bu dönemde OKDE-Spartakos ve Antarsya kendi güçlü olduğu alanlarda, iş yerlerinde ve kitle hareketlerinde savaşacaklar. Öncelikli görevimiz hükümetin planlarına karşı sosyal güvenlik hakkını savunmak olacak. Bunu gerçekleştirmek için işçi sınıfı hareketinde mümkün olan en geniş eylem birliğini inşa etmeyi deneyecek ve bunu gerçekleştireceğiz. Antarsya şimdiden soldaki diğer güçlere (KKE de dâhil olmak üzere) tasarlanan sosyal güvenlik saldırısına karşı birleşik eylem cephesi için çağrıda bulundu. Hareket halindeki bu birlik iş yerlerinde “eylem komiteleri” kurarak hayata geçirilebilir. Ulusal Sendikalar Federasyonu sendika bürokratlarının kontrolünde olduğu için bu komiteler eylemleri koordine etme noktasında işlevseldir. Harekete geçme “eylem komitelerinin” işi olmalıdır. Öncelikli görevimiz tasarlanan sosyal güvenlik reformuna karşı savaşı kazanmaktır.

12186436_10207768942527260_3123217782064740372_oBunun dışında OKDE-Spartakos’un “İşgal et, kapalı fabrikaları yönet” sloganı etrafında düzenlediği bir kampanya programı var. Yüzlerce endüstriyel fabrika kapitalistler tarafından kapatıldı ve işçiler kovuldu. Biz beş yıl boyunca terk edilmiş olan ve işçilerin özyönetimini ve işçilerin ekonomi üzerindeki kontrolünü yeniden gündeme getiren VIOME (Kuzey Yunanistan’da özyönetimin mevcut olduğu fabrika) örneğini genişletmek istiyoruz. Bunu, işçi hareketinin hala %25’lere tırmanan işsizlik sorununa vermesi gereken cevabı olarak görüyoruz. İşçiler ve işsizler hayatta kalmak için kapitalist devletin merhametine bağlı olmamalı. Hayatta kalmak için acil sorunları çözen etkin özneler olarak sahneye çıkabilirler ve işçi sınıfı uzun dönemde güvenini tazeleyebilir.

Son olarak çok büyük önemi olan Türkiye kıyılarındaki Ege Denizi’nden geçerek Yunanistan’a kaçan göçmenlerle dayanışma konusundan bahsedeceğim. Göçmenlerle dayanışma ve “açık sınırlar” için düzenlenecek bir kampanya Antarsya’nın en önemli işlerinden birini oluşturuyor. Antarsya Trakya’da, Meriç Nehri boyunca sınır tellerinin yerinden edildiği gösterilerin düzenlenmesinde merkezi konumdaydı. Bu kampanya Trakya sınırının iki tarafını bir araya getirerek, Türk ve Yunan solunun gösterdiği günümüz enternasyonalizminin en somut ve belirgin ifadesi olduğunu gösterdi.Avrupa Birliği ‘nin Avrupa sınırlarını hem mültecilere hem de içinde yaşayanlara kapatmayı teklif ederek “Avrupa kalesi” yaratmayı hedefleyen planına karşı sürmekte olan bu kampanyanın yoğunlaştırılması gerek .

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı