/ Güncel / Ne Kaza Ne de Kader!

Ne Kaza Ne de Kader!

on 26 Temmuz 2012 - 13:54 Kategori: Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

14.07.2012

İş cinayetleri, kapitalist sömürünün hüküm sürdüğü ve giderek saldırganlaştığı bütün ülkelerde alışılagelmiş vakalar haline geldi. Son yıllarda bu vahşetin Türkiye ayağında ise istatistikler korkunç denebilecek seviyelere ulaşmış durumda.
1945 yılında çıkarılan İş Kazaları, Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortaları Kanunu’ndan bu yana Türkiye’de iş kazası ve meslek hastalığı sonucunda ölen ve sakat kalan işçilerin kaydı tutuluyor. 1946’dan 2010 yılına kadar “iş kazaları” sonucu ölen işçilerin sayısı tam 59.300’e ulaşmış durumda. Sadece bir yılın iş cinayeti istatistiklerine bakmak bile durumun vahametini ve ülkede işçilerin yaşama haklarına gösterilen değeri çok açık bir şekilde ortaya koymakta. Örnek olarak, Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 2007 yılında, 80 bin 602 iş kazası yaşandı, 12 bin 8 meslek hastalığı vakası tespit edildi. Bunların 1044’ü ölümle sonuçlandı. Bu rakamlar her geçen yılla birlikte çok büyük oranlarda artmakta.
2011 ve henüz Temmuz ayını yaşadığımız 2012 yıllarında bile onlarca hatta yüzlerce iş cinayeti yaşandı. Örneğin, 3 Şubat 2011 tarihinde Ankara Ostim Organize Sanayi Bölgesi’nde 20 işçi iş cinayetine kurban gitmişti.11 Şubat 2011’de Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesinde kömür sahasında toprak kayması sonucu 10 işçi yaşamını yitirmişti. Yine 2012 yılında İstanbul’un Esenyurt ilçesinde bir AVM inşaatında çalışan 11 işçi inşaat alanı yakınında uyudukları çadırda yanarak can verdi ve tabiî ki her yıl medyada duyduğumuz, maden ocaklarındaki grizu patlamalarını, iş cinayetleriyle ün salmış Tuzla tersanelerini, kot taşlama işçilerinin yaşadığı problemleri ve medyaya yansımamış yüzlerce iş cinayetini de unutmamak gerekli.
Rakamlar bu kadar korkunç boyutlara ulaşmışken bu iş cinayetlerini önlemek için alınan tedbirler neler peki? Alınan önlemleri derinlemesine araştırdığımızda elimize geçen koskoca bir sıfırdan başka bir şey değil aslında. Öte yandan, göstermelik bazı kanunlar ya da düzenlemeler de yok değil. Örneğin İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu bu düzenlemelerden sadece biri. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek, 20.06.2012 tarihinde 6331 sayılı kanun olarak yasallaştı. Yasanın görüşüldüğü tarihlerde meclis yakınlarında yaşanan göçükte bir işçi yaşamını yitirmişti. Ayrıca yasa ağır ve tehlikeli işlerde 1 yıl, az tehlikeli işlerde ise ancak 2 yıl sonra yürürlüğe girecek. Resmi Gazete‘de yayımlanan kanun bir yanıyla işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk ve haklarını düzenlerken, diğer taraftan devletin görev ve yükümlülüklerinden kurtulmasına yol açıyor. Yani kanunun asıl amacı aslında işçi sağlığı ya da güvenliği değil de devletin bu alanlardaki sorumluluğunun en aza indirilmesi. Bu kanun topluma her ne kadar işçilerin güvenliğinin sağlanması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için bir araç olarak sunulsa da tek amacının işçilerinin ölümlerinde ya da sakatlanmalarında ortaya çıkan sorumluluğun, Karadon Maden Ocağındaki grizu patlamasında ölen 30 işçi için ‘’güzel öldüler’’ diye açıklama yapabilen bakanlara sahip devletten alınarak, kar oranlarındaki en küçük bir yükseliş için yüzlerce işçiyi ölüme gönderebilen kapitalist sınıfa verilmesi. Yani kuzunun sorumluluğunun bir kurttan alınarak daha vahşi bir kurda devredilmesi. Sonuç olarak hiç kimseden hesap sorulamaması. Kapitalistlerde en ufak bir şekilde iş cinayetleriyle ilgili sıkıntı yaşamıyorlar, ölen işçiler sadece öldükleriyle kalmaya devam ediyor.
Bu açıklamalardan da tamamıyla anlaşılabileceği gibi önlem alınmamasının sebebi kesinlikle teknik yetersizlikler değil sadece iktisadi, siyasi ve sınıfsaldır. Serbest piyasaya daha çok adapte olalım, kapitalist üretim tarzını iyice yerleştirelim, kar oranlarımızı olabildiği ölçüde maksimize edelim gibi düşüncelerle ve tüm bu tutumların sonucu olan kuralsız ve güvencesiz işçiliğin yaygınlaşması sonucunda iş cinayetlerinin de daha da artacağını öngörmek hiç de zor değil.
İş cinayeti vakalarının her geçen yıl çok büyük oranlarda artması karşısında biz Devrimci Marksistlerin tutumu öncelikle, bazı göstermelik yasaların ya da kanunların bu cinayetlerin önüne geçemeyeceğini söylemek, kapitalist sistemin insanlık dışı sömürü metotlarını topluma teşhir etmek, her iş cinayeti vakası karşısında işçi sınıfına mücadelesinde yol gösterici olmak, onları tek yumruk olmaya davet etmek olmalıdır.
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı