/ Güncel / Neyse ki Darbeler Dönemi Kapandı

Neyse ki Darbeler Dönemi Kapandı

on 10 Şubat 2017 - 15:06 Kategori: Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Sol: bugün Cebeci   |  sağ: darbeden sonra cebeci

Modern Türkiye tarihinde ordunun önemli bir şekillendirici özelliği vardır. Bir asırlık geçmişte elinde tuttuğu ekonomik güçle hem bir kapitalist şirket, elindeki silahla sömürülen sınıflar üzerinde bir baskı aracı, aynı zamanda sivil devlet bürokrasisi ile kurduğu ilişkiyle de siyasal bir özne gibi hareket ederken; 27 Mayıs-12 Mart-12 Eylül-28 Şubat-9 Nisan gibi müdahalelerle siyasal alanı kendi hegemonyasını aksamayacak şekilde dizayn etmeye çalışmıştır. AKP ise kurulduğu günden bugüne gündeminin en tepesine “askeri vesayete karşı mücadele”yi koyarak bunun karşılığında güçlü bir toplumsal destek almayı başarmıştı.

Hatta 2010’da yargı referandumla cemaate ve AKP’nin kollarına bırakılırken, “yetmez ama evet” kampanyasını yürütenler 12 Eylül ile hesaplaşılıyor yalanına kanarak bunu görmezden gelmiş ve bir anlamda AKP’nin değirmenine su taşımıştı.

Ancak gelinen nokta geçmişte yapılan darbeleri bile mumla aratmaya başladı diyebiliriz.

12 Eylül Kürt halkına çok yaşattı, evet ama Kenan Evren ve şürekasının aklına Kürt kentlerini haritadan silmek gelmiş miydi bilmiyoruz. Bugün Şırnak, Hakkâri gibi birçok kent neredeyse insani haritadan silindi.

12 Eylül Türkiye’yi sonu görünmez bir savaşın içine sokmuş muydu? Bugün Suriye’de belki de ne için savaştığını bilmeyen gençler ölüyor.

12 Eylül 1402’likler olarak bilinen ve Aydınlar Dilekçesi’ni imzaladığı gerekçe olarak gösterilen, aralarında Sencer Divitçioğlu. Mete Tunçay, Baskın Oran, Rona Aybay, Aydın Aybay, Anıl Çeçen, Alpaslan Işıklı, Kurthan Fişek, Tuncer Bulutay, Korkut Boratav, Tarık Zafer Tunaya, Hüseyin Hatemi, Gençay Gürsoy, İdris Küçükömer, Veli Lök, Yalçın Küçük, Tahir Hatipoğlu, Üstün Korugan, Bülent Tanör, Rennan Pekünlü, Murat Sarıca ve Yücel Sayman’ın yer aldığı 76 akademisyeni üniversitelerden uzaklaştırmıştı. 27 Mayıs sonrasında 114 sayılı yasa ile çeşitli üniversitelerden aralarında Ali Fuat Başgil, Nusret Hızır, Mazhar Şevket İpşiroğlu, Tarık Zafer Tunaya, Hıfzı Timur, Mîna Urgan, Sabahattin Eyüboğlu, Yavuz Abadan, Bülent Nuri Esen, Halet Çambel, Celal Ertuğ, İsmet Giritli, Haldun Taner, Memduh Yaşa, Özer Ozankaya, Mukbil Özyörük, Cevat Perin, Emin Onat gibi isimlerin olduğu 147 hoca üniversiteden atılmıştı. 12 Mart Mümtaz Soysal, Muammer Aksoy, Kurthan Fişek, Uğur Alacakaptan, Mukbil Özyörük, Sabahattin Eyüboğlu, Bahri Savcı, Cahit Talas, Oya Köymen, Doğu Perinçek, Bülent Tanör, Çetin Özek gibi hocaları dönemin sol gruplarına destek oldukları için yargılamıştı. Geçtiğimiz günlerde çıkan kararname ile 330 akademisyen üniversitelerden ihraç edilirken, Ankara Üniversitesi’nde DTCF, Mülkiye ve İletişim Fakültesi’nde bazı bölümler hoca yokluğu nedeniyle kapanmanın eşiğine sürüklenmiş halde. 15 Temmuz’dan bu yana akademiden 5000’e yakın akademisyen uzaklaştırıldı. İbrahim Kaboğlu gibi bir anayasa profesörü, İbrahim Yazıcı gibi Türkiye’nin dünya çapındaki orkestra şefi ve sanatçılarından biri “terör örgütü”ne destek oldukları gerekçesiyle cadı avının kurbanları arasına katıldı. Böyle bir akıldışılığı, kusura bakmayın ama şimdiye kadar hiçbir askeri yönetim akıl edememiş olabilir.

12 Eylül kendisini kurumsallaştırmak için hazırladığı 82 Anayasası’nı referandumda elinde sopayla kabul ettirmişti. Önümüzdeki Nisan’da yapılması muhtemel referanduma giderken de neyse ki o günleri aratmazcasına başımızdan sopa eksik olmuyor. Yanlışlıkla “hayırlı cumalar” diyen birisi dinbaz iktidarın sopasından nasibini alabilir. Öte yandan yeni kararnamelerle iktidarın evet kampanyası için yargı ve medyada usulünce şekillendiriliyor.

Birkaç yıldır adı konulmamış bir darbe sürecini zaten yaşıyorduk. 15 Temmuz adeta “Allah’ın bir lütfu” gibi iktidarın kucağına düştü. OHAL’le birlikte askersiz bir askeri rejim “geçici” olarak tepemize çöreklendi. Ancak referandumdan evet geçtiği takdirde artık rejimin niteliğindeki değişimin yeni bir faza geçeceğini görmek zor değil. Öyle bir rejim ki tarihte askerlerin yapamadığını yapabilme “umudu” ile toplumun bütün nefes alma kanallarını tıkama niyetinde. Ancak bugün Cebeci’deki akademisyen ve öğrencilerin direnişi, Boğaziçi Üniversitesi’nden verilen büyük destek ve öğrencilerin başlatmaya hazırlandığı boykot AKP’nin gözü dönmüş hamlelerinin hepsinin kendisine yaramayacağının emarelerini gösteriyor. AKP’lilerin bir kısmı bile Mülkiye’yi fiilen bitirmiş olan KHK’yı açıktan savunamaz durumda. Evet kampanyası ise hiç de iktidarın istediği coşkuyla toplumda karşılık bulmadı. Her baskı muhalefete kazandırmaz. Ancak açık adaletsizlik ve bu büyük zulüm topluma anlatılır ve dik durulursa bugünler de geçecek ve pek çokları o tatlı uykusunda uyandıracaktır.

Sert bir dönemdeyiz. Bu sertlik umut veren bir direngenlikle karşılanmalıdır. Bu ülkenin onurlu insanları şimdiden tarihe geçti. Darbecilerin tarihin karşısında düştüğü durum bugünün muktedirlerine de gidecekleri “makam”ı hatırlatması açısından manidardır. İşte bu büyük hesaplaşmayı belirleyecek şey ise ezilen, sömürülen sınıfların mücadelesi olacaktır.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı