/ Dünyadan / Peru’nun Karanlık Yılları:Fujimori Diktatörlüğü | Emre Güntekin

Peru’nun Karanlık Yılları:Fujimori Diktatörlüğü | Emre Güntekin

on 27 Aralık 2017 - 14:53 Kategori: Dünyadan, Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Peru’da halk günlerdir sokakta. Sebebi Devlet Başkanı Pedro Pablo Kuczynski’nin Peru’nun eski diktatörü Alberto Fujimori’yi affetmesi. 1990-2000 yılları arasında Peru’yu demir yumrukla yöneten Fujimori 2009 yılında iktidarda kaldığı yıllarda yaptığı yolsuzluklar, işlediği insanlık suçları ve yaklaşık 70 bin kişinin ölümüne neden olan katliamlar nedeniyle 25 yıl hapse mahkûm edilmişti. Şimdiki devlet başkanı Kuczynski görevde olduğu süre içerisinde dönem dönem kötüleşen sağlık durumu nedeniyle Fujimori’yi affedebileceğini gündeme getiriyordu. Kuczynski’nin Fujimori sevdasında yolsuzlukla ilgili güven oylamasında meclisteki Fujimori destekçilerini arkasına alma amacının yattığı tartışılan konulardan biri. Nitekim af kararı Fujimori’nin çocuklarının başını çektiği partinin Kuczynski’ye destek vermesinin hemen ardından geldi.

Peru halkı ise bu karara tepkili. Af kararının ardından ülkenin birçok kentinde sokaklar eylem alanına dönüştü. Fujimori’nin iktidarda kaldığı yıllarda Peru halkına çektirdiği eziyet hala hafızalarda ve kimse bu dönemin Fujimori’nin aklanmasıyla üstünün örtülmesini istemiyor. Fujimori’nin 26 Aralık’ta hasta yatağında yaptığı “İktidarım sırasında neler yaşandığının farkındayım. Halkın bir kısmı memnundu ancak bazı vatandaşlarımı hayal kırıklığına uğrattığımın da farkındayım. Onlardan tüm kalbimle beni affetmelerini istiyorum.” sözleri bile öfkeyi yatıştırmış değil.

Fujimorili Yıllar

Fujimori’nin iktidarda olduğu yıllar birçok Latin Amerika ülkesinin yaşadığı acı, kan ve gözyaşı dolu yılları hatırlatıyor. Dünyada sol hareketlerin en güçlü olduğu coğrafyalardan biri olan Latin Amerika’nın yakın tarihinde neredeyse her ülkenin başına musallat olmuş birer diktatör mevcut ve bunların birçoğu bugün hem nefretle hatırlanıyor hem de Latin halkları bu kanlı geçmişleriyle hesaplaşmaya çalışıyor.

1980’lerin sonunda askeri diktatörlükten çıkış yolu arayan Perulular için 1990 yılında yapılan başkanlık seçimlerinde iki seçenek vardı: Ülkedeki onca yoksulluğa ve sefalete rağmen IMF programını harfiyen uygulayacağını söyleyen yazar Mario Vargas Llosa ile Japon göçmeni bir ziraat mühendisi olan, kamuoyunun çok da tanımadığı ve çiftçiler için program yapan Alberto Fujimori… Fujimori seçim kampanyasını IMF ve neoliberalizm karşıtı bir popülizm üzerine kurdu, halka bolca iş, ekmek ve adalet vaadinde bulundu. Yıllarca IMF’nin dayattığı neoliberal programlar altında ezilen Perulular Fujimori’yi iktidara taşıdı.

Fujimori iktidara gelişinin üzerinden çok geçmeden Peru’daki diğer siyasi unsurlara yönelik söylemleri sertleştirmeye başladı. 1992 yılında ise ordunun da desteğini alarak darbe yaptı ve parlamentoyu dağıttı. Anayasa tamamen ortadan kaldırıldı ve yeni bir anayasa yapılana dek yönetimi kararnamelerle sürdüreceğini ilan etti. Fujimori saldırgan siyasetini daha çok siyasi rakiplerine yöneltiyordu ve halkın desteğini almak için sadaka dağıtmaya başladı. Birkaç yıl öncesine kadar karşı çıktığı IMF programına dönüş yapmasına, devletin elindeki bütün zenginliğin yağmalandığı bir özelleştirme furyasını başlatmasına rağmen yoksul halka yaptığı gıda yardımları toplumun dikkatini daha çok çekiyordu.Kurucu meclis seçimlerinde çoğunluğu ele geçirdi ve 1993’te kendisine sınırsız yetkiler veren anayasa referandumla kabul edildi. Fiilen parlamento işlevsiz hale getirildiği ve anayasanın sadece başkanın yetkilerini belirlemekten ibaret kaldığı, bunun dışında her türlü demokratik hakkın dışlandığı rejime geçiş başlamıştı. Buradan aldığı güçle 1995 yılında yapılan başkanlık seçimini de rahatça kazandı. 1995’te yapılan seçimlerden hemen önce komşu Ekvador’la suni bir gerilim yaratarak sınır çatışmalarının önünü açtı.

Fujimori, iktidarını sağlamlaştırmak adına patronları, medyayı ve siyaset dünyasını çevreleyen geniş bir yolsuzluk ağı oluşturdu. Her dediğine koşulsuz şartsız yerine getiren, başkanın çıkarlarına hizmeti kutsal bir amaç olarak görenleri devlet kadrolarına doldurdu. Fujimori 90’dan itibaren pis işlerini yürütmesi amacıyla 1976’da CIA ile işbirliği yaptığı için ordudan atılan Vladimiro Montesimos’u istihbaratın başına getirdi. Montesimos Fujimori adına uyuşturucu ve silah ticaretine ve kara para aklama operasyonlarına aracılık ediyordu. Öte yandan istihbarat bünyesinde ölüm mangaları oluşturulurken, bu çeteler Maocu Aydınlık Yol Hareketi’ne ve Tupac Amaru Devrimci Hareketi’ne karşı 90’lı yıllar boyunca Peru’yu kan gölüne çeviren kirli savaş dönemi başlatıldı. Bu dönemde sivil halka karşı da pek çok katliam gerçekleştirildi. 1991’de başkent Lima’da Aydınlık Yol üyesi oldukları iddiasıyla biri çocuk 15 sivil katledilirken, 1992 yılında solun hegemon olduğu La Cantuta Üniversitesi’nden Profesör Hugo Munoz Sanchez ve 9 öğrenci evlerinden ve yurtlarından kaçırılarak işkenceyle katledilir. Her iki katliamda da kurbanların Aydınlık Yol üyesi olmadıkları sonradan anlaşılsa da “terörle mücadele”de bu tarz yanlışlıkların olabileceği bahanesiyle geçiştirilir. 1996 yılında Japonya’nın Lima Büyükelçiliği’ni basan Tupac Amaru üyesi 14 gerillayı 4 ay süren ve rehinelerin teslim edilmesiyle sonuçlanan görüşmelerin ardından yargısız infaz etmesi de Fujimori’nin kamuoyuna en çok yansıyan katliamlarından birisiydi.

Fujimori iktidarının 90’lı yılların ilk yarısındaki “parlak” dönemi, 1995 yılından itibaren sönükleşmeye başladı. Ülkenin ekonomik zenginlikleri kapanın elinde kalmış ve artık satacak bir iğne kalmamıştı. Tüm dünyayı sarsan Asya Krizi Peru’yu da etkilemişti. Yolsuzluklar, katliamlar, Fujimori’nin pis işleri ayyuka çıkmıştı ve tepkiler artık sadece zorbalıkla bastırılmaya çalışılıyordu. Yani rejimin 1990’da uygulamaya başladığı havuç-sopa politikasındaki havuç tükenmiş, Fujimori’nin elinde de sadece sopa kalmıştı.

Diktatörlerin hepsinde olduğu gibi iktidardan düşme korkusu kirli geçmişi nedeniyle Fujimori’yi de korkutuyordu. Anayasaya aykırı olmasına rağmen 2000 yılında üçüncü kez başkanlığa adaylığını koydu. Baskıyla rakibi Alejandro Toledo’yu ikinci turda seçimden çekilmeye zorladı. Hile ve hurdayla kazanabildiği seçim onun için bir Pirus zaferi oldu. Kitleler başkanlık sarayının önüne yığılmış, mecliste çoğunluğunu kaybetmiş, Mostesimos ile birlikte çevirdiği yolsuzluklar, kirli işler medyada artık sıkça gündeme daha sık gelmeye başlamıştı. Korku eşiği artık aşılmıştı.

Fujimori medyanın neredeyse tamamını rüşvet yoluyla satın almıştı. Büyük televizyon kanallarında, gazetelerde onun aleyhine bir tek haber çıkması imkânsızdı. Fujimori’ye karşı nüfusun sadece % 5’ine hitap eden Kanal N ses çıkarıyordu. 14 Eylül 2000’de Kanal N’de Montesimos’un muhalefet lideri Alberto Kouri’ye Fujimori’nin partisine geçmesi için rüşvet verirken çekilen görüntüleri yayınlandı. Bunun yanında medya yöneticilerine, hâkim ve savcılara, milletvekillerine verilen rüşvetlerin görüntüleri sızdı. Üstelik bu görüntüleri kayda alan da ilerde şantaj amacıyla kullanmayı düşünen Montesimos emrindeki istihbarattı.

Tepkiler kitle eylemlerine dönüştü ve bir sel gibi büyüdü. 29 Ekim 2000’de daha önce Fujimori’nin kirli savaşında rol alan Yarbay Ollanta Humala (2011’de devlet başkanı seçilecekti.) 62 kişilik askeri gurubuyla iki generali de esir alarak bir darbe gerçekleştirdi. Montesimos ve Fujimori ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Fujimori Japonya’dan görevden istifa ettiğini ilan etti; fakat parlamento bu kararı kabul etmedi Fujimori’yi 62’ye karşı 9 oyla görevden alarak yargılanmasının önünü açtı. Yani onu öyle bırakmadılar. Fujimori 2005’te Şili’de yakalandı ve 2007’de Peru’ya iade edildi. Görevi kötüye kullanmaktan 6 yıl, insan haklarına karşı olan eylemlerinden 25 yıl hapis cezası aldı.

Peru’nun Dersleri

Geçtiğimiz yıl yapılan başkanlık seçimlerinde Kuczynski’nin en önemli rakibi Alberto Fujimori’nin kızı Keiko Fujimori’ydi. Seçimden oyların % 50,12’sini alan Kuczynski galip çıkarken, Fujimori yüzde 49,88 ile kaybeden taraf oldu. Kısacası baba Fujimori tahttan düşmüş olsa bile Peru siyasetinde onun bıraktığı cepheleşme halen varlığını koruyor. Kuiko Fujimori’nin dönüşü ihtimali, her ne kadar değişim ve birleşme vaat etse de baba Fujimori’nin iktidarının en iyi ihtimalle “soft” bir kopyasının geri gelebileceğine dair işaretler barındırıyordu. Perulu egemenlerin ve Kuczynski gibi burjuva siyasetçilerin zaten bu kirli geçmişle hesaplaşma gibi bir dertleri bulunmuyordu. Zaten son günlerde düzenlenen protestolar böyle bir hesaplaşmayı gerçekten başarabilecek öznenin emekçilerden başkasının olmadığını gösteriyor.

Fujimori’nin ziraat mühendisliğinden eli kanlı bir diktatöre dönüşmesinin tarihi siyaset bilimi için önemli bir gözlem sahasıdır. 10 yıllık iktidarı, iktidarın sınırsız gücünün yozlaştırdığı hırslı bir siyasetçinin bir ülkeye ve emekçilerine nasıl zarar verebileceğine dair örneklerle dolu. Bu tarihin öznelerini, coğrafyasını değiştirin mutlaka benzeri örneklere rastlayacaksınızdır. Belki de bu örnekler çok yakınınızdadır.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!