/ Güncel / RTE’NİN YENİ OYUNCAĞI: AKKUYU NÜKLEER SANTRALİ (Merve Eşdur)

RTE’NİN YENİ OYUNCAĞI: AKKUYU NÜKLEER SANTRALİ (Merve Eşdur)

on 30 Nisan 2015 - 09:09 Kategori: Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Akkuyu’nun öyküsü bundan eskiye, 1976’ya dayanır. Petrol krizi sonrası yeni enerji kaynaklarına yöneliş sonucu dünyanın dört bir yanında birer birer nükleer santrallerin açıldığı bu dönemde geri kalmak istemeyen Türkiye, 1976’da Akkuyu’yu nükleer santral alanı olarak lisanslamıştı, ancak Çernobil felaketinden sonra bu proje askıya alınmıştı. 2004 yılında tekrar mecliste gündeme gelen nükleer hayalleri, 2010 Temmuz’unda Rusya’yla yapılan anlaşmanın kanuna uygunluğu resmi gazetede yayınlanınca artık plana dönüşmüştü. Geçtiğimiz günlerde temelinin atılması üzerine, elbette ki nükleer tartışması gündemimize düştü.

Akkuyu’da kurulması planlanan bu santralin çarpıklığından bahsedelim.  Az önce de belirttiğimiz gibi; bölge, 1976’da lisanslandı. 1976’dan bu yana, özellikle Çernobil ve Fukuşima felaketleri sonrası, lisans prosedürlerinde ciddi değişiklikler yapılmış olmasına rağmen, lisans yeniden değerlendirmeye alınmadı. Bölgenin zemini sağlam değil; işçiler, kazdıkça kırık kum çıktığını, bazı bölgelerde 10 metre inildiğinde suyla karşılaştıklarını belirtiyorlar. Zemin etüdünde işçi olarak çalışan Hüseyin Sarı çalışma yaparken fark ettiği sorunu şöyle ifade ediyor: “Yeraltından çıkardığımız toprak kaya değil, kırık kum şeklinde gelirdi. Zeminin sağlam olmadığı o zamandan belliydi. Bir uzman ekibin çıkan taşları inceleyeceğini duyduk. Hemen Sinop’tan bir tır dolusu taş getirttiler. Akkuyu’dan çıkan toprağı tıra, Sinop’tan gelen taşı da incelenmesi için sandığa boşalttık. Akkuyu yerine Sinop’un taşına sağlam raporu verildi. Yeraltındaki boşlukları doldurmak için her gün 25-30 ton çimento basıyorduk; çimento 300 metre öteden denizden çıkıyordu.” Altyapı işlerinde çalışmış olan Süleyman Aytekin ise şunları söylüyor: “Sahildeki engebeyi düzeltmek için vurduğumuz matkaplar bazı yerlerde 10 metre indiğinde deniz seviyesine denk geliyor, su çıkıyordu. Biz ne olacağını sorduğumuzda susturmak için tehdit ediyorlardı.” Bölgenin bir diğer problemi de fay hattına yakın olması. Fukuşima felaketini hatırlayalım, kaza tsunami sonrası gerçekleşmişti. Çarpıklıklar bunlarla bitmiyor, önlem planlaması da acıklı derecede: bölgede yaşayanların tahliyesi dışında bir önlem belirtilmemiş ve acil durum planı sadece 5 km’lik alanı kapsıyor. Uzun lafın kısası, bu işlerdeki beceriksizliklerini defalarca gördüğümüz AKP ve sermayedarları, el birliğiyle büyük bir felaket hazırlıyorlar. HES’lerle, özelleştirilmiş enerji santralleriyle yıllardır zaten sürdürüyor oldukları doğal alan talanına yazdıkları devam bölümünden oldukça heyecanlı olduklarını söylemek mümkün. Erdoğan’ın olası nükleer felaket hakkındaki hislerini “Risksiz yatırım yoktur. Yani evinize Aygaz tüpü de o zaman koymamak gerekir.” şeklinde  verdiği demecinden zaten biliyoruz. Radyasyon sevgilerini de “Radyoaktif çay daha lezzetlidir.” diyen Özal’dan veya “Radyasyon kemiğe yararlıdır.” diyen Kenan Evren’den aldıklarını tahmin etmekle beraber, bu sevgiden kolay kolay vazgeçmeyeceklerini de biliyoruz. Peki, neden vazgeçmiyorlar?

Nükleer enerji, maliyet düşüklüğü ve sağladığı verim ile geleceğin teknolojisi olarak görülmekte, günümüzde de kullanımı oldukça yaygın. Bugün dünyada enerjinin % 12,5’i, Avrupa’da ise % 30’u nükleer enerjiden elde ediliyor. 31 ülkede toplam 437 reaktör bulunmakta. Nükleer reaktörü faal olan ülkelere bakarsak: Ermenistan enerjisinin %34,3’ünü, Belçika %54,2’sini, Bulgaristan %32,6’sını, Çek Cumhuriyeti %32,6’sını, Finlandiya %31,6’sını, Fransa %79,4’ünü, Macaristan %43,6’sını, Slovakya %54,5’ini, Slovenya %39,1’ini, İsveç %40,2’sini, İsviçre %42,5’ini, Ukrayna ise %46,3’ünü nükleer kaynaktan sağlamakta. Türkiye’ye gelince, enerji ihtiyacının %72’sini ithalattan karşılıyor. Akkuyu’daki santralin kuruluş amacı, dünyadaki diğer 437 santralin kuruluş amacından farklı değil: enerji ihtiyacını karşılamak. Yersen! Bu kadar enerjinin kime gerektiği, nerelerde kullanılacağını sorgulayacak olursak, düşük maliyetli enerji üretmek için özelleştirilmiş madenlerde üç kuruş paraya önlemsiz çalıştırılan Soma ve Ermenek işçilerinin acısı hala tazeyken, bulacağımız cevaplarda “insan hayatına” yer olmadığını biliyoruz. İşin aslı, emperyalist kapitalist sistemde, devletlerarası “kimin sanayisi daha büyük?” rekabeti, nükleer enerji santrallerinde beden bulmakta, ülkelerin enerji üretiminin büyüklüğü ölçüt olarak alınmaktadır. Neoliberalizm hastalığı gün geçtikçe ilerleyen Tayyip Erdoğan’ın kurduğu emperyalizm hayallerinin bir parçası olan bu santralin Türkiye’nin istatistiklerine yapacağı %5’lik katkı, diktatörün ve sermayedarlarının ağzını sulandırmakta.  Sadece bu da değil, nükleer enerji ciddi bir askeri gücü de beraberinde getirir. AKP Türkiye’sinin, harcadığı onca paradan sonra kendini bu emperyalist yeteneklerden mahrum bırakacağını düşünmek saflık olur. Nükleersiz Erdoğan’ın Ortadoğu’da tasladığı ağalıkları düşünecek olursak, nükleerli Erdoğan’ın barındıracağı potansiyeller hakkında bir fikir edinmiş oluruz.

Şunu da belirtmekte fayda var, kaba bir nükleer karşıtlığı anlamsızdır. Bilim ve teknolojinin gelişmesi sonucu, atıkların depolanması, nükleer enerjinin kullanılacak enerjiye dönüştürülmesi işlemleriyle ilgili sıkıntılar gibi problemler çözülürse, kim bilir komple yöntem de değişebilir ki ancak o zaman nükleer enerji vb. enerji türlerinin kabul edilebilir bir yönü olur. Çünkü nükleer santralların güvenlik önlemlerini almak oldukça maliyetli bir iş ve  Akkuyu’da nükleere inşa edecek olan Rus şirketin güvenliği değil karı düşündüğüne de hiç şüphe yok.

Peki neden AKP nükleer konusunda bu kadar ısrarcı? Neden doğayı böylesine hiçe sayan yöntemlerin çocukları dahi kullanacak kadar alçalmak pahasına reklamını yapıyor? Çünkü AKP’nin  büyüme rakamlarından gayrı derdi yok ki iktidarda kalabilsin. Büyümenin dünyadaki birinci koşulu da enerji kaynaklarına sahip olmak. Bu nedenle HES projeleri ile yaratılan yıkım umurlarında değil. Şimdi de nükleer enerji gündemde. ABD ile gergin ilişkileri olan AKP Rusya ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyor. Nükleer santral bunun bir aracı olarak kullanılıyor. Yani abartıldığı gibi büyük bir enerji sağlamayacak olan nükleer santral uluslar arası ilişkileri geliştirmenin bir aracı olarak da düşünülüyor.

Kapitalizm büyük masraflar ederek temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmektense karlı bulduğu ucuz alanları tercih edecektir. Mümkün oldukça ucuza mal etme gayreti nükleer santralları ve atıkları birer ölüm çukuruna dönüştürmektedir. Kapitalizmin elindeki pimi çekilmiş bomba olan nükleer santrallar AKP gibi her konuda beceriksiz bir hükümetin elinde neler yaşatabilir hayal etmesi bile kötü.

Durum buyken, gözünü rant hırsı bürümüş kapitalistlerin karşısına naif endişelerle çıkmanın yersizliğini görmemiz lazım. Temiz bir doğa, insanca bir yaşam mücadelesinde bütün sistemi karşımıza almak durumundayız. Zira sebep olduğu bütün felaketlerden paçasını kurtarmak konusunda rekorlara koşan bu iktidar ve burjuvazi, doğanın talan olmasını, kazanacağı rantın yanında umursayacak değildir… Rant elde edeceği yerde insanlığı, doğayı düşünen kapitalist görülmemiştir.

O halde iş başa düşüyor!

 

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

bolsevik.org | Sosyalizm Kazanacak!