/ Güncel / Sermaye Gezegeni Yok Ediyor:Karbon Salınımı Alarmı

Sermaye Gezegeni Yok Ediyor:Karbon Salınımı Alarmı

on 30 Eylül 2016 - 17:17 Kategori: Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

atm

Bu yıl (karbon emisyonlarının atmosferik yoğunluğunda) 400 ppm üstünde ölçüldü. 400 ppm,  bilim insanlarınca gezegen için kalıcı hasarları oluşturan bir eşik olarak görülüyor. Söz konusu açıklamaya temel oluşturan bulgular, iklim araştırmacıların 1958’den bu yana karbondioksit düzeylerini ölçtüğü Hawaii’deki Mauna Loa Gözlemevi’ndeki karbon gözlemlerine dayanıyor. Ve son ölçümün iklim açısından önlenemeyecek ve son derece olumsuz sonuçlara doğru yelken açmadan önceki son nokta olduğu konusunda bizleri uyarıyor.

2012 yılında, Kuzey Kutup Bölgesi bu kırmızı çizgiyi geçmiş olan Dünya üzerindeki tek bölgeydi. 3 yıl sonra, 2015 yılında araştırmacılar bu bölgede karbon düzeylerini ölçemeye başladılar. Karbon düzeyleri bir ay boyunca milyonda 400 partikül düzeyinin üzerinde seyrediyordu.

Eğer karbon salınımı bu hızla devam ederse ve 400ppm seviyesinin altına düşmezse gezegenimiz çok hızlı bir yok oluş içine girecek. Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), bu yıl yaklaşık 10.000 türün yok olacağını tahmin ediyor.İklim değişikliği nedeniyle, 2050’ye geldiğimizde Dünya’daki toplam türlerin dörtte biri yok olmuş olacak. Buna bağlı olarak besin döngüsü alt üst olacak.

Karbon salınımı, küresel iklim değişikliğinin temel sebebi. İklim değişikliği hali hazırda kutuplardaki erime, şiddetli fırtınalar, iklim düzensizliği ve çevre felaketleri şeklinde yaşamı çok zorlaştırıyordu. Kuzey Kutup Bölgesinde, okyanus sıcaklıklarının yükselmesi deniz alglerinin gelişimini engelliyor. Bu da, plankton yaşamını, sazanları, fokları ve kutup ayılarını temel besinlerinden mahrum bırakıyor.Son 50 yılda, Alaska ve batı Kanada’da ortalama sıcaklıklar yaklaşık 4*C yükseldi. Buna bağlı olarak su seviyesinin giderek yükselmesi bekleniyor. 

Okyanus asiditesi, çevre sağlığının önemli bir ölçütü. Geldiğimiz noktada asidite düzeyleri nedeniyle, deniz ekosistemleri tehlikede. Gezegenin okyanusları sürekli olarak fazla CO2’yi absorbe ediyor. Bu da asidite ölçütü olan pH düzeyinin düşmesine, yani suyun asitlenmesine neden oluyor. Sonuç ise vahim: Canlılık için kritik öneme sahip mercanlar, örneğin Avustralya’daki Büyük Set Resifi (Great Barrier Reef) beyazlaşıyor ve yok oluyor. Mercanlar hâlâ bazı resiflere tutunarak hayatta kalmaya çalışıyor. Ancak araştırmacılar beyazlaşmasının durdurulmadığı takdirde, okyanus ekosistemlerinde öldürücü etkisi olacağını belirtiyor.

2100 yılında, yaklaşık 13 milyon insanın evlerini kaybedeceği düşünülüyor. Dünyanın bazı bölgelerinde, örneğin Büyük Okyanus’un bazı kıyılarında, bu gerçekleşmeye başladı bile! Bilim insanları, ortalama küresel sıcaklığın 2*C’nin üzerine çıkmasını engellesek bile deniz suyu seviyesindeki değişimlerin geri döndürülemez olduğunu savunuyor.

Kyoto Masalı

Anlaşmayı bugüne dek imzalamış olan 60 ülkenin, dünyanın karbon emisyonunun yalnızca %47.76’sından sorumlu olduğunu unutmamak gerekiyor. Yani bu ülkeler anlaşma maddelerinin yaptırımlarını yerine getirseler bile, atmosferik karbon emisyon miktarının yarısından fazlası için herhangi bir uluslararası yaptırım bulunmuyor.

Uzun yıllardır emperyalist devletlerin göstermelik oyunu olan Kyoto Protokolü dünyada karbon salınımını azaltmayı hedefliyordu. Ancak bu, endüstriyel üretimin sınırlandırılması ya da maliyeti artırıcı ekolojik tedbirleri almayı gerektiriyordu. Kyoto Protokolü’nü imzalayan devletler karbon dioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın salımını azaltmaya veya bunu yapamıyorlarsa karbon ticareti yoluyla haklarını arttırmaya söz verse de bu göstermelik oyunun hiçbir gerçekliği yok. Emperyalist rekabet, savaşlar ve dizginsiz pazar ekonomisi her gün gezegeni artık yaşanamaz hale getiriyor. 

Küresel ısınmanın yol açtığı iklim felaketleri her yıl kapitalist metropolleri avlamaya devam ediyor ve bir nevi doğa öcünü alıyor. Ancak kabak, doğanın kirletilmesinde neredeyse kapitalist üretimin yanında lafı bile edilemeyecek kadar payı olan suçsuz milyonların başında patlıyor. 2011 yılında yayınlanan BM İklim Değişikliği Raporu son on yıllık süreçte iklim felaketlerinden etkilenen insan sayısının 250 milyonu geçmiş olduğunu bizlere aktarıyor. Ne milyonlarca insanın yaşamını yitirmesi ve evsiz kalması ne de sayısı ve şiddeti giderek artan iklim felaketleri kapitalistlerin umurunda! Bir dönem tartışılan Kyoto Protokolü gibi uyduruk önlemler bile artık gündeme gelmiyor. Kapitalistler bu konuda da komplo teorileriyle hem bilinç bulandırmaya hem de meselenin çözümünün aciliyetini gözden kaçırmaya çabalıyorlar. ABD’li birçok devlet adamı küresel ısınmanın medya ve Amerikan sermayesinin büyümesini istemeyen bilim adamları tarafından ortaya atılmış bir komplo olarak nitelerken, benzeri şekilde Çinli yetkililerde Doğu’nun gelişmesini istemeyen Batı tarafından yalan uydurulduğunu ifade ediyor. Dünya sera gazı üretiminin % 30’unu gerçekleştiren ABD’nin NASA’sı buzulların erimesinde Hintli ev kadınlarının açık havada yemek pişirmelerine bile bağlayabilmişti. Kapitalistler tarafından desteklenen “bilim adamları”ndan bazıları “…sanayi tesislerinin karbondioksit salımı yapmasının doğayı karbon açısından zenginleştireceğini ve bitkilerin bu sayede daha sağlıklı yetişeceği” açıklamasıyla aslında meseleye ne kadar ciddiyetle yaklaşıldığını ortaya koymuştu.

 İlgili yazılar: 

Marksizm ve Ekolojik Kriz – I (Emre Güntekin)

Marksizm ve ekolojik Kriz II – Emre Güntekim

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı