/ Güncel / Son Yaşananların Akıllara Getirdiği Soru: “1990’lara Geri Mi Dönüyoruz?”

Son Yaşananların Akıllara Getirdiği Soru: “1990’lara Geri Mi Dönüyoruz?”

on 25 Ekim 2014 - 14:18 Kategori: Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

IŞİD’in Kobane’ye yönelik saldırıları ve AKP’nin Kobane konusundaki hasmane tutumunu protesto eden Kürt ulusal hareketinin mensupları ve destekçisi halkla Hizbullah başta olmak üzere çeşitli karşıt gruplar arasında yaşanan çatışmalarda onlarca kişi hayatını kaybetmiş, çok sayıda kişi de yaralanmıştı. Olayların yoğun yaşandığı Türkiye Kürdistanı’nda, Hüda-Par ve Kürt ulusal hareketine mensup grupların dahil olduğu çatışmalarda çoğu kişinin aklına doğal olarak aynı soru gelmişti: “1990’lara geri mi dönüyoruz?”

Söz konusu eylemlerde Kürdistan’da yaşanan çatışmalarda 7 Ekim salı gününden 9 Ekim perşembe gününe kadar toplam 23 kişi hayatını kaybetmişti. Diyarbakır’daki olaylarla ilgili olarak 8 Ekim 2014 çarşamba günü açıklama yapan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, otopsilerin devam ettiğini ancak Diyarbakır’da hayatını kaybedenlerin önemli bir kısmının ateşli silah sonucu öldüğünü söylemiş ve Mehdi Eker’in açıklamalarından sonra da, ateşli silah yaralanmasına bağlı ya da darp sonucu ölümlerle karşılaşmıştık. Kürdistan’da öyle süreçler yaşandı ki, öldürülen bazı insanların kimler tarafından öldürüldüğü konusunda görgü tanıkları bile net açıklamalar yapamadı; görgü tanıkları ölümlerin nasıl meydana geldiğini bilmiyor.

Faili Meçhul Cinayetler Devam Ediyor

Kobane protestolarının bilançosu çok ağır oldu. Farklı şehirlerde onlarca insan yaşamını yitirdi, birçok insan yaralandı, gözaltına alındı. Kobane protestoları sokaklarda bitse de, olayların yansımaları misilleme gibi görünen faili meçhul cinayetlerle devam ediyor. 14 Ekim’de Özgür Gündem ve Azadiya Welat gazetelerini dağıtan gazete görevlisi 46 yaşındaki Kadri Bağdu, arkasından yaklaşan maskeli ve kırmızı motosikletli kişinin silahlı saldırısı sonucu boynundan ve kafasından vurularak ağır yaralandı. Bağdu, hastanede yapılan tüm müdahalelere karşın yaşamını yitirdi. Özgür Gündem ve Azadiya Welat çalışanları, yaptıkları açıklamada Kobane için düzenlenen protesto gösterilerinden sonra polis, Hizbullah ve IŞİD yanlılarının hedefi haline geldiklerini, sürekli tehdit edildiklerini söyledi. Hastane önüne koşan Azadiya Welat ve Özgür Gündem gazetesi çalışanları adına Azadiya Welat gazetesi çalışanı İbrahim Karakaş basın açıklamasında şunları söyledi:“Özgür basın çalışanları 90’lı yıllarda JİTEM ve kontra güçler tarafından, gazete binaları bombalanıp sokak ortasında katledilirken, yüzlercesi sorgusuz sualsiz cezaevlerine gönderildi. Bütün bu baskılara rağmen gerçekleri halka ulaştırmak için canla başla mücadele eden Ape Musa’nın (Musa Anter) ardılları, son dönemlerde AKP başta olmak üzere IŞİD yandaşları ve Hizbulkontra güçlerin açık hedefi haline getirilmeye çalışılıyor. Özelikle Kobane eylemlerinin başlaması ile özgür basın çalışanları, bu güçlerin hedefi haline geldi. Bu kapsamda kimi zaman bu saldırılar polisin gözü önünde gerçekleştirilirken, çoğu zaman ise polisin de içinde olduğu koordineli bir şekilde arkadaşlarımıza saldırı gerçekleştirildi. Bağdu, 90’lı yılların faili meçhul cinayetlerinde sıkça rastladığımız gibi kimliği belirsiz kişiler tarafından silahlı saldırıya uğradı. Bu saldırganların amaçları 90’lı yılların Hizbulkontra sistemini devam ettirmektir’’.

Bu olayın meydana gelmesinden yaklaşık bir hafta sonra, 22 Ekim’de, Hüda Par üyesi Fethi Yalçın, eve gittiği sırada uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Fethi Yalçın’ın öldürülmesinden sonra basın açıklaması yapan Hüda Par Bingöl il başkanı Hamdullah Tasalı, öldürülen Fethi Yalçın’ın daha önce PKK’liler tarafından tehdit edildiğini belirterek, tehdit nedeninin ise Hüda-Par’lı olmasının yeterli olduğunu söyledi. Partilerinin açık bir şekilde her gün ölüme tehdit edildiğini ileri süren Tasalı, “Bunu yetkililer de görüyor, devlet de görüyor. Biz buradan yetkililere sesleniyoruz: Bu olayın faillerinin bir an önce hukuk önüne çıkarılmasını istiyoruz. Biz sizin mikrofonlarınızın aracılığıyla bütün kardeşlerimize çağrıda bulunuyoruz: Herkes kendi güvenliğini alsın! Kendi nefsi müdafaasını yapsın! Mensubu olduğumuz din bize bunu emre ediyor. Dinimiz bize saldıranlara karşılık kendini müdafaa hakkı veriyor. Bize eğer yaşam hakkı tanınmazsa, bize eğer siyaset yapma hakkı tanınmazsa, biz de bu saldırganlara onların anladığı dilde cevap vermeye çalışacağız” dedi.

DTK Genel Başkanı Hatip Dicle ise ölen kişinin üzerinden yeni bir PKK-Hizbullah çatışması körüklendiğini ve bu oyuna kimsenin gelmemesi gerektiğini ifade etti. DTK’nın Hüda Par ile dolaylı ve doğrudan diyalog kurma çabası içerisindeyken böyle bir olayın gerçekleşmesinin düşündürücü olduğunu belirtti.

Sonuç: 1990’ların Hafızası Hala Canlı

Olayların en yoğun yaşandığı günlerden bu yana çok sayıda kişi hayatını kaybetti ve maalesef hala insanlar ölmeye devam ediyor. Cinayetlerle ilgili her iki taraf birbirini suçluyor ve kimse cinayetleri üzerine almak istemiyor. Örneğin, Hüda Par İl Başkanı Şehmus Tanrıkulu’na göre, PKK’liler kurban eti dağıtmaya giden masum Hür Dava Partilileri vurdu. Bireylerin masumiyetini anlamamız söz konusu olamaz; fakat bu kişilerin mensubu olduğu Hüda-Par’ın yani Hizbullah’ın geçmişte yaptıklarını yazmak, iki ayrı yazı uzunluğunda olacağı için bu cinayetlere değinemiyoruz. Zaten bu cinayetler artık herkes tarafından bilinen gerçekler. Hizbullah’ın söz konusu dönemde işlediği cinayetlerin azmettiricileri de sır değil. Eski bakan Fikri Sağlar, Siyah-Beyaz gazetesiyle yaptığı bir röportajda, ordunun Hizbullah’ı sadece kullanmakla kalmadığını, aynı zamanda bu örgütü kurup sponsorluğunu da yaptığını söylemiş, bu kararın 1985 yılında alındığını belirtmişti. Kürt ulusal hareketinin yükselişte olduğu 1990’larda PKK’nin karşısına çıkartılan teşeron örgüt olarak tarih sahnesindeki yerini alan Hizbullah, onlarca gazete çalışanını “faili meçhul” cinayetlerle katletti. Hizbullah’ın tarihte işlediği cinayetlerin tarzından ve olayın böyle bir süreçte yaşanmış olmasından dolayı pek tabii Azadiya Welat çalışanının öldürülmesinden dolayı gözler Hüda Par’a çevrildi. Zira Hizbullah dendiğinde insanların aklına, hayır işleri yapan, et dağıtan insanların mensubu olduğu bir örgüt gelmiyor. Hizbullah denince domuz bağı, işkence ve faili meçhul cinayetler geliyor insanların aklına. O yüzden Azadiya Welat çalışanının öldürülmesinin arkasındaki sır perdesi henüz açığa çıkmamış olsa da, cinayetin sorumlusu olarak Hüda Par’ın görülmesi çok doğal. Bu cinayetler sürekli bahsedilen “karanlık ellerin” işi de olabilir elbette. Zira misillemelerin üst üste geldiği bir süreçte, cinayetlerin arkasında Hizbullah’ın bilinen cinayet yöntemlerini kullanarak kişisel hesaplaşmasını gören ya da PKK ve Hizbullah arasında yaşanabilecek çatışmalardan çıkar sağlayan “derin yapılanmalar” olabilir; fakat bizim işimiz komplo teorileriyle değil.

Yaşananlara Kürt ulusal hareketi(KUH) açısından bakacak olursak Kürt ulusal hareketi, Ortadoğu’da, tarihinde hiç olmadığı kadar güçlü bir aktör haline geldi. Yalpalamalar olsa da içeride AKP ile çözüm süreci devam ederken Suriye’de IŞİD’e karşı savaşan PYD önemli aktörlerin desteğini görüyor. Kürt ulusal hareketi böyle bir süreçte Kürdistan coğrafyasındaki başat aktör rolünün tartışılmasını dahi istemeyecektir. Hizbullah ile girdikleri mücadeleyi böyle okumak gerekir. Ayrıca belirttiğimiz gibi, Kürt ulusal hareketinin 1990’lardaki tarihsel hafızası hala canlı. Hizbullah ile sözünü ettiğimiz süreçte yaşananlar, araya ekilen nefret tohumları zaman zaman patlamalar gösterebiliyor; fakat her şeye rağmen, Kürt ulusal hareketinin Hizbullah ile böyle bir süreçte doğrudan ve uzun süreçli çatışmalara girmeyeceğini öngörebiliriz. Hüda Parlı Fethi Yalçın’ın öldürülmesinden sonra DTK Genel Başkanı Hatip Dicle’nin yaptığı yumuşak açıklamaları ve karşı tarafa uzattığı zeytin dalını bu eksenden okumak gerekir. Hizbullah ile girilecek çatışmalardan KUH hiçbir kazanım elde etmeden önemli şeyler yitirebilir. KUH açısından Suriye’de önemli bir savaş verilirken Türkiye Kürdistanı’ndaki barış ortamına azami önem veren politikaların öne çıkartılması son derece doğal.

Hizbullah açısından baktığımızda da benzer durumun olduğunu görüyoruz. Kürt coğrafyasında, IŞİD unsurunun yarattığı bütünleşmenin üzerinden atlayarak KUH ile girilecek bir savaşı Hizbullah son ana kadar istemeyecektir. Hizbullah’ı yalnuzca üslup açısından değerlendirecek olursak genel olarak kullandıkları dil, Kürdistan coğrafyasının yabancısı olduğu bir dil değil. Hizbullah bayrağından sloganına kadar Kürdistan coğrafyasına uygun bir dil kullanmaya özen gösteriyor. Zaten aksi halde Kürdistan coğrafyasında taban elde etmeleri mümkün olamazdı. Böyle bir süreçte KUH ile gireceği bir mücadeleyi Hizbullah’ın tabanına “PKK kafirdir!” çıkışıyla anlatabilmesi de pek mümkün görünmüyor. Ayrıca 1990’lardaki konjonktür ile bugünkü şartlar aynı değil. Hizbullah’ın arkasında 1990’larda açık bir devlet desteği vardı. Bugün rüzgar tam tersten esmiyor belki ama devlet KUH ile müzakere halinde. 1990’lardaki devlet desteğinden mahrum olan Hizbullah’ın en güçlü dönemini yaşayan PKK ile çatışmak istemeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Başlıkta sorduğumuz soruya, yazı içerisindeki bilgileri verdikten sonra zaten yanıt verdik. Kobane protestolarındaki ölümler ve son yaşananlardan sonra insanların akıllarına bu sorunun gelmesi son derece doğal; fakat bugünkü siyasi hat, 1990’lardaki konjonktürden çok farklı bir yol izliyor. AKP, Türkiye’de ve Suriye’de askeri ve stratejik anlamda yükselişine devam eden Kürt ulusal hareketini dengelemek için yoğun çaba harcıyor. AKP’nin politik çizgisi, böyle bir hat üzerinde ilerlediği için, AKP, Kürt ulusal hareketinin karşısında olan aktörleri desteklemekten çekinmiyor. AKP’nin Kobane protestoları sürecinde yaşanan ölümlerden tek başına KUH’u sorumlu tutması, bu politikanın bir sonucu. Evet, bugün için 1990’lara geri dönmediğimizi söyleyebiliriz; fakat AKP iktidarının kanla beslenen politikalarına karşı örgütlü mücadeleyi yükseltemezsek, AKP’nin 12 Eylül uygulamalarına benzer eylemleriyle daha sık karşılaşacağımız aşikar.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı