/ Devrimci Perspektif / Suruç Katliamı, Çatışmalar ve Toplumsal Mücadele | V. U. Arslan

Suruç Katliamı, Çatışmalar ve Toplumsal Mücadele | V. U. Arslan

on 8 Ağustos 2015 - 16:25 Kategori: Devrimci Perspektif, Güncel, V. U. Arslan
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Suruç Katliamı, Çatışmalar ve Toplumsal Muhalefet Çatışmaların yeniden başladığı Kürt illerinden her gün ölüm haberleri geliyor. Ortaya çıkan manzaralar Suriye manzaraları.

Şehir merkezlerine konuşlandırılan zırhlı araçlar, keskin nişancılar ve hatta tanklar. Sabaha karşı düzenlenen polis operasyonuna halk tepki gösterir. Kolluğun aşırı sertliği karşısında göstericilerin olduğu taraftan da silahlar ateşlenir ve ardından halkın üzerine ateş açılır. Siviller katledilir…

Diğer yandan da yoğun operasyonlarla yasal Kürt platformlarında görev alan 1300’den fazla insan gözaltına alınır, önemli bölümü tutuklanır. 1990′ ların acı hatıraları yeniden tekrarlanıyor. Ölen gariban askerlerin cenazeleri, ölen gerillaların cenazeleri, ölen sivil halkın cenazeleri…Yakılan ormanlar, işkenceden geçirilen gençler, tutuklanan insanlar…

Bu Noktaya Nasıl Gelindi?

Öcalan yakalandığından beri Kürt hareketi ve önderliği, siyasal çözüm konusunda anlaşmaya ne kadar istekli olduğunu ortaya koymuş durumda. Ama devlet tarafında böyle bir irade hiç olmadı. Oysa 13 yıldır süren AKP iktidarı boyunca bu sorunun müzakere masasında halledilmesi için çok elverişli şartlar mevcuttu. Gelgelelim AKP ve başı RTE, adına müzakere süreci denen politikayı salt kendi dar çıkarları etrafından dönen bir oyalama süreci olarak değerlendirdiler.

Kürt Hareketi, müzakere masasına en azından oturuyormuş gibi yapan bu arada da TSK’yı ve ulusalcıları darbeleyen (son yıllar için bu listeye Gülen‘i de ekleyebiliriz) AKP iktidarına karşı uzun yıllar hayırhah bir tutum içerisindeydi. Hatta Gezi ve 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları sürecinde AKP’ye yarayan tavırlar ortaya konmuştu. Ama geçen yılki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden itibaren bu durum değişti. RTE ve AKP karşıtı söylemi öne çıkaran Demirtaş’ın kampanyası büyük başarı elde ederek %9.8‘lik bir oy oranına ulaştı. Hemen ardından AKP’nin IŞİD’e ne kadar büyük bir destek attığının görüldüğü IŞİD’in Kobane saldırısı geldi. Kobane ve sonrasındaki Hizbullah ile çatışma sürecinde köprüler neredeyse atılmıştı. Kürt Hareketi için içeride toplumsal muhalefet, cemaat ve sermaye gruplarıyla dışarıda da ABD-AB gibi küresel güçlerle büyük sorunlar yaşayan AKP ile kopma zamanı gelmişti. Demirtaş genel seçimlerde kaldığı yerden devam edecek ve “seni başkan yaptırmayacağız” sloganıyla RTE’yi can evinden vuracaktı. Türlü türlü engellemeler ve provokasyonlar boşa düşmekle kalmadı, ters tepti. RTE’nin devlet başkanlığı hayalleri suya düştüğü gibi AKP de tek başına iktidar kuracak meclis çoğunluğunu kaybetti.

Suruç Katliamı

7 Haziran sonrası RTE, elindeki son kozu “tekrar seçimi” oynamaya niyetliydi. Zira AKP tek başına iktidar olamazsa geriye gidiş geri çevrilemez bir hal alacak ve AKP’nin kaderi ANAP‘ınkine benzeyecekti.

Koalisyon görüşmeleri yeni başlamış ama umutsuz bir durumdayken 20 Temmuz günü IŞİD’in Suruç Katliamı yaşandı. Suruç katliamından 2 gün sonra 22 Temmuz 2015’de PKK, Şanlurfa Ceylanpınar ilçesinde IŞİD’le ilişkili oldukları iddiasıyla 2 polisi evlerinde öldürdü. Bu saldırı belki de ateşkesin pratikte bozulduğu eylem olarak tarihe geçecek. Belki de sonuçların ağırlığından olacak Kandil‘den daha sonra gelen açıklamalar, bu eylemin merkezi karar doğrultusunda icra edilmediğini belirtecekti.

23 Temmuz 2015 günü IŞİD, sınırın Suriye tarafından ateş açarak Kilis’te devriye görevi yapan bir astsubayı öldürdü. Aynı gün gece saatlerinde TSK’ya ait 4 savaş uçağı Suriye’deki IŞİD mevzilerini bombaladı. Ama asıl hedef başkaydı. Daha sonra yapılan ikinci dalga hava bombardımanında ise Kuzey Irak’da PKK’nin Kandil, Zap, Metina, Basyan ve Avaşin kampları bombalandı. PKK’ye yapılan bombardıman 3. ve 4. dalgalar şeklinde günlerce sürdü.

24 Temmuz günü 12 ilde başlatılan IŞİD, PKK ve DHKP/C örgütüne dönük operasyonlarda ise 297 kişi gözaltına alındı. İstanbul Bağcılar’da Halk Cephesi üyesi Günay Özaslan yargısız infaz edildi. IŞİD’den ziyade solu hedef alan gözaltı terörü ise tırmanarak devam etti. Sayılar bini geçti. IŞİD operasyonlarında gözaltına alınanlara gösterilen hoşgörünün tersine Kürt hareketi üyeleri ve sosyalistler ağır baskılara ve yer yer işkencelere maruz kaldılar. Basit basın açıklamalarına bile vahşice saldırıldı. Nihayetinde 2009 yılından beri sürmekte olan çatışmasızlık hali ve “çözüm süreci”nin sona erdi. Sözde müzakere sürecinin başındaki Beşir Atalay ve RTE çözüm sürecinin durdurulduğunu açıkladılar.

“Tekrar seçimde” HDP, PKK’nin gölgesindeki terörcü bir güç olarak lanse edilecek, bu arada da MHP’ye giden milliyetçi oyların bir kısmı terörle savaşan AKP’ye geri dönecek. Böylelikle oylarını en azından %44‘e çıkaracak olan AKP yeniden tek başına iktidar olacak. AKP’nin planlanan bu, ama ilk anketler HDP’de pek fazla bir gerilemenin olmayacağını gösteriyor. MHP’den geri dönecek oylar ise yeterli olmayabilir. Belki de bu yüzden kimse koalisyon ihtimali kalmadı diyemiyor.

Suruç Katliamı’nın Protestoları Zayıf Kaldı

Suruç Katliamı sonrasında organize edilen protestoların zayıf kaldığı tespit edilmelidir. Türkiye tarihinin bu en büyük ve şok edici katliamlarından biri (ve aslında en sarsıcı katliamlarından birisi olması gereken) Suruç Katliamı, amiyane tabirle arada gümbürtüye gitti. Oysa “Katil IŞİD, İşbirlikçi AKP” sloganı etrafında büyük toplumsallaşmanın yakalanması gayet mümkündü. Pazartesi akşamı gerçekleştirilen refleks protestolardan sonraki büyük eylemler, HDP tarafından haftasonuna ertelendi, ama çatışmalar ve ölümler başlayınca AKP ve IŞİD karşıtı hava hızla dağıldı. Eylemler sönümlendi, Suruç unutuldu. Esasında AKP’yi kurtaran da bu durum oldu.

AKP’nin Suriye politikası, IŞİD ve diğer cihatçılarla ilişkisi, IŞİD’in suç ortağı olarak sosyalist gençlerin kanında AKP’nin de birinci dereceden sorumluluğu olduğu gerçeği, kamuoyunda geniş bir şekilde işlenemedi. Oysa gerekenler yapılsaydı sosyalist gençler ve hatta Kobane davası, çok büyük bir toplumsal kesim tarafından sahiplenilirdi. Bunun yerine AKP’nin istediği oldu, çatışmalar başladı. Çatışmalar başladığında toplumsal muhalefetin bıçak gibi kesildiğini bir kez daha gördük.

Ezilenlerin baskıya karşı direnişi ve eylemi her daim meşrudur. Bu yüzden biz devrimciler, elbette ki devlet terörünü hedef alacağız. Ama söylenmesi gerekenleri de söylemek gerekir. Başarılı olan ve geleceği olduğu görülen HDP merkezli Türkiyelileşme hedefi ile yaygın gerilla kampanyası arasında stratejik olarak ciddi farklılıklar var. Ve nihayetinde Suruç Katliamı sonrasında gereken özen gösterilmedi, oysa öncelik katliama karşı öfkenin kitleselleşmesi, toplumsallaşması ve siyasallaşması olmalıydı.

Sonuç olarak Türkiye’de egemen sınıf, bölünmüşlüğü ve basiretsizliği ile Ortadoğu’nun en büyük sorunlarından birisi olan Kürt sorununu çözme yetisinde olmadığını bir kez daha göstermektedir. Barış talebi egemen sınıfın ellerinde yap-boza dönmüştür. Ve bugün iktidarı için keyfince barışa savaş açan AKP elinde burjuva devletin ülkeyi Suriyelileştirme tehlikesi bulunmaktadır.

 

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!