/ Güncel / Talih Kuşu Kimin Başına Konuyor? (Elif Ceren Altunay)

Talih Kuşu Kimin Başına Konuyor? (Elif Ceren Altunay)

on 31 Aralık 2016 - 15:28 Kategori: Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yılın son günleri yaklaşırken haber bültenlerinin olmazsa olmazlarından biri de yılbaşı piyango bileti satan gişelerin önünde oluşan uzun kuyruklardır. Her sene daha çok bilet basılmasının ve her sene ikramiyenin daha fazla olmasının bu uzun kuyruklarda payı var elbette. Fakat buz gibi havalarda milyonlarca insanın o kuyruklarda sadece minicik bir ihtimalin umuduyla dakikalarca beklemesini ve ellerindeki kısıtlı nakit parayı bu biletler için ayırmasını sadece ikramiyenin artmasıyla açıklamak pek doğru olmaz. Gelin bu tabloyu bir de ülkenin içler acısı durumunu göz önünde bulundurarak inceleyelim.

TÜİK’in (Türkiye İstatistik Kurumu) 2015 yılına ilişkin resmi verilerine göre;

  • En yüksek gelire sahip yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay bir önceki yıla göre 0,6 puan artarak %46,5, en düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubun aldığı pay ise 0,1 puan azalarak %6,1 oldu. Buna göre, toplumun en zengin %20’sinin gelirinin en yoksul %20’sinin gelirine oranı 7,4’den 7,6’ya yükseldi.
  • Ekonomik sıkıntıyla karşı karşıya olan nüfusun oranı olarak tanımlanan ve beklenmedik harcamalar, evden uzakta bir haftalık tatil, ödeme zorluğu, iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek, evin ısınma ihtiyacı, çamaşır makinesi, renkli televizyon, telefon, otomobil sahipliği olarak belirlenen 9 maddeden en az 4’ünü karşılayamayanların durumunu ifade eden “ciddi maddi yoksunluk” oranı, 2015 de %30,3 olarak tespit edildi. Bu oran 2014’te %29,4 düzeyindeydi.

Bunların yanında;

  • Kayıtlı-sigortalı ve kayıtsız-sigortasız çalışanlara bakarsak, toplam tam zamanlı olarak ücretli çalışanların yüzde 34’ü (5,1 milyon kişi) asgari ücret ve altında ücret alarak çalışmaktadır. Yani 5 milyondan fazla insan açlık sınırının altında gelire sahip!
  • Asgari ücretli çalışanlar çoğunlukla gençlerden oluşmaktadır. Yüzde 60’ı 35 yaş altındadır.

Türk-İş’in (Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu) 2016 Aralık için yaptığı açıklamaya göre;

  • Dört kişilik bir ailenin “insan onuruna yaraşır bir yaşam düzeyi” sağlaması için yapması gereken toplam harcama tutarı son bir yılda 153 TL artmış durumda. Bu tutarın 47 TL’si gıda fiyatlarındaki artıştan kaynaklanmıştır. Aralık ayı itibariyle aylık gıda harcaması tutarı bir önceki aya göre 15 TL artmıştır. Aylık yaşam maliyetindeki bir aylık artış ise 50 TL olmuştur.
  • Asgari ücretin son zamla birlikte 1404 lira olduğu ülkemizde; dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı, yani açlık sınırı 1.432,17 TL. Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamaların toplam tutarı, yani yoksulluk sınırı ise 4.665,04 TL olmuştur durumda.

2003-2012 yılları arasında; Milli Piyango İdaresi’nin (Milli Piyango, Sayısal Loto, Süper Loto, Hemen Kazan, 10 Numara, Şans Topu) ve Süper Toto Teşkilatı’nın toplam hasılatı yaklaşık 41 milyar 258 milyon lira. Yani yaklaşık 30 milyon emekçinin asgari ücretine denk! AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte bu kazancın daha hızla katlanması, giderek yoksullaşan insanların bu oyunlara daha fazla yönelmesi ise dikkat çekici.

Bir süredir özelleştirilmesi planlanan Milli Piyango İdaresi‘nin açık artırma ile sonuçlandırılacak ihalesine katılım için geçici teminat bedeli, 10 milyon dolar, bilgi odası bedeli ise 20 bin dolar olarak belirlendi. Bu zamana kadar milyonlarca emekçinin, yoksulun umutlar
ını ve hayallerini sömürerek milyarlar kazanan devlet, bu zevki artık sermayedarlara yaşatma niyetinde. Milli piyango çekilişlerinin artık televizyon ekranlarından canlı yayınlanmadığını da eklemek lazım. Şans oyunlarının çekiliş belirsizliğiyle birlikte ikramiyelerin belirli bölgelere çıkması, şaibe söylentilerini beraberinde getiriyor.

Lenin’in konuyla ilgili bir pasajını alıntılarsak, işin aslını daha iyi görebiliriz: “Hemen piyangonun ne olduğunu anlatayım. Örneğin benim 50 lira değerinde bir ineğim var. Bu ineği piyango ile satmak istiyorum ve o nedenle herkese 1 lira değerinde bilet almayı öneriyorum. 1 lira ile inek sahibi olma olanağı var! Herkes ineği satın almak istiyor ve liralar yağmaya başlıyor. 100 lira toplandığında, piyangoyu çekiyorum: piyangoyu kazanan, ineği bir liraya almış oluyor, diğerleri hava alıyor. İnek insanlara “ucuza” mı geldi? Hayır, çok pahalıya geldi, çünkü değerinin iki katı para ödendi, çünkü iki kişi (piyangoyu düzenleyen ve ineği kazanan) hiçbir şey yapmadan kazanç sağladılar, hem de paralarını kaybeden 99 insanın sırtından. Demek ki piyangonun halk için kazançlı olduğunu söyleyenler halkı basitçe aldatmaktadırlar.”

Tüm bu verilere bakarsak ülkede zengin-yoksul arasındaki gelir uçurumu gün geçtikçe büyüyor. Büyük sermaye sahipleri emekçinin sırtında her gün biraz daha yükselirken, yaşayabilmek için emeğini satmak sorunda olan milyonlarca insan gittikçe daha fazla zor bir hayatın içine sıkışıyor. Ülkede azımsanamayacak kadar çok insan hayatı boyunca çalışıp didindiği halde bırakalım tatili, evi, arabayı evine et alacak kadar bile maaş alamıyor. Zamlardan dolayı yaşam şartları gittikçe zorlaşıyor fakat bununla paralel olarak ücretlerin artması gerekirken sömürü oranı artarak insanlar sistemin içinde gittikçe daha fazla sıkıştırılıyor. Üstelik asgari ücretle çalışan insanların yaş oranlarına bakarsak, bu sıkıştırılan ve çözümsüz bırakılan insanların çoğu gençler, yani hayata dair umudu, beklentileri ve hayalleri en fazla olanlar.

Bütün bunların etkisiyle her gün daha fazla sömürüye maruz kalan insanlar, emeklerinin karşılığını çalışmak sonucunda kazanmaktan ümidi kesip kendilerini bu çıkmazdan kurtaracak bir umuda sarılıyorlar. “15 TL’ye bir çeyrek bilet” alıp, piyangonun kendilerine çıkması için dua ederek bu çözümsüzlükten kurtulmak istiyorlar. Aynı sistem önce tüm yıl boyunca insanları hayallerinden gittikçe daha çok uzaklaştıracak şekilde emek ve alın terini sömürüyor, yıl sonunda ise bu sömürüden kaynaklanan sıkışmışlıklarını tekrar kullanarak ellerinde kalan tek şeyi, ümitlerini ve hayallerini sömürüyor. Umudun fakirin ekmeği olduğunu çok iyi biliyor.

Emekçiler, yoksullar ve gençlerin bilmesi gereken en önemli şey bu noktada şudur: Bu çözümsüzlüğün içinden bizleri çıkaracak şey bizim umutlarımızla dalga geçen sistemden, piyangolardan medet ummak değildir. Bizi bu hayattan kurtaracak, hak ettiğimiz hayatı yaşamamızı sağlayacak tek şey yine biziz, bizim emek ve hak mücadelemiz. Dünya bu sömürü çarklarının içinde yuvarlanmaya devam ettikçe, bütün istatistiklerde yıllardır olduğu gibi tekrar tekrar aynı şeyi göreceğiz. Emeğimizi, umudumuzu, hakkımızı, alın terimizi sömürenlerin bunu yapmalarına izin verdiğimiz sürece her 1 Ocak sabahı hayal kırıklığı ile uyanacağız. Örgütlü mücadelemiz olmazsa o kuyruklarda daha çok üşüyeceğiz. Hak ettiğimiz o güzel hayatı istiyoruz ve bunun için çeyrek bilet almak zorunda değiliz! Hak ettiğimiz hayatı bugüne taşımanın tek yolu bizim onurlu mücadelemizdir.

bolsevik.org

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!