/ Dünyadan / Trump: Emperyalizm ve İkiyüzlülük

Trump: Emperyalizm ve İkiyüzlülük

on 1 Şubat 2017 - 22:09 Kategori: Dünyadan, Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

ABD’nin yeni başkanı Trump 27 Ocak Cuma günü imzaladığı başkanlık kararnamesiyle 7 ülke vatandaşlarına 3 ay boyunca ABD vizesi verilmesini yasakladı. Vize yasağı getirilen yedi ülkenin tamamı (Irak, Suriye, İran, Libya, Sudan, Somali ve Yemen) Ortadoğulu Müslüman ülkeler. Bu nedenle Trump’ın kararı Müslüman toplumlara yönelik bir saldırı olarak görüldü. Bunun yanı sıra başkanlık kararnamesinde ABD göçmen kabul programının 4 aylığına durdurulması, Suriyeli mültecilerin ABD’ye girişinin yasaklanması ve 2017 için ABD’nin kabul etmesi öngörülen mülteci sayısının yarıdan aşağı indirilmesi yer aldı.

Trump’ın aldığı bu kararlar, aslında seçim kampanyasında dile getirdiği söylemleri içeriyor. Seçim dönemi boyunca göçmen-mülteci karşıtlığı üzerinden bir kampanya yürüten Trump ABD sınırlarının mültecilere kapatılacağı, ABD’deki mültecilerin sınır dışı edileceği, Meksika sınırına duvar örülmesi gibi vaatlerde bulunmuştu. Sağ popülist nitelikteki bu söylemlerle, siyasal ve ekonomik düzenin olduğu gibi sürüp gitmesini istemeyen seçmenleri kazanan Trump, koltuğu aslında böylesi bir politik hatta borçlu durumda.

ABD başkanlık seçimleri öncesinde hem Demokratlarda hem de Cumhuriyetçilerde mevcut ekonomik-siyasi düzende bir takım değişiklikler vaat eden adaylar ön plana çıkmıştı. Demokratlarda Bernie Sanders düzene karşı sol söylemler kullanarak oldukça geniş bir kesimi etkilemeyi başarmıştı. Sanders, yürüttüğü sol kampanyayla Clinton gibi bir ismi epey zorlamış ancak özellikle parti üst yönetiminin Clinton’ın lehine gerçekleştirdiği hamleler nedeniyle seçimlerde aday olamamıştı. Demokratların adayı olarak belirlenen Clinton ise düzenin su götürmez temsilcisi olduğundan, Trump karşısında bir hava yaratamamıştı.

İki temel düzen partisinin klasik söyleminin dışına çıkan ve sistemde kimi değişiklikler öne süren adayların ön plana çıkması, ABD’de ve düzen partilerinde kokuşmuş bir şeyler olduğunu göz önüne serdi. Seçimlerde Demokratların adayının Clinton olması, değişimi sağcı öğelerle kurgulayan Trump’ın başkanlık koltuğuna oturmasının önünü açmış oldu. Ve Trump şimdi, kampanya döneminde söylediği kimi şeyleri gerçekleştirmeye başladı. (Söylediklerinin ne kadarını gerçekleştirebileceği ise henüz şüpheli durumda)

Trump’ın geçtiğimiz hafta sonunda çıkardığı kararnameyle getirdiği göçmen düşmanı düzenlemeler de işte seçim döneminin başından bu yana tutturmuş olduğu politik hatla alakalı. Mevcut düzenden rahatsız olan kesimleri ikna etmek için onların düzenin gidişatından kaynaklanan öfkelerini bir yere kanalize etmek gerekiyordu. Sanders hedefi sol söylem üzerinden sistemin tümüne olmasa da en azından kimi göze batan noktalarına yönelten bir hat izleyen taraf olmuşken, Trump ise Avrupa’da yükselen sağcı politikanın bir benzeri olarak, kitlelerdeki hoşnutsuzluğu hep göçmenlere, yabancılara, Müslümanlara, eşcinsellere vd. yöneltti.

Neticede Trump ABD’nin sınırlarını -şimdilik geçici süreliğine olsa da- “tehlikeli” gördüğü yabancılara kapatmış oldu. ABD’ye vize verilmesi yasaklanan 7 ülkenin tamamı da savaş ve yoksulluk içinde kıvranan Ortadoğu ülkeleri. Mülteci kabul edilmesi yasaklanan Suriye ise yıllardır iç savaşın pençelerinden kurtulamayan ve kan gölüne çevrilmiş bir ülke.

Trump taraftarları, yeni başkanın aldığı bu kararı “evinizin kapısını kilitlediğinizde o evin dışındakilerden nefret ettiğinizi değil, o evin içindekileri sevdiğinizi gösterirsiniz” gibi bir sahtekârlıkla savunmaya çalışıyor. Ya o evi soyacak hırsız, bizzat evin o evde yaşayanlardan biri ya da evde yaşayanlar tarafından kontrol edilen biriyse? Diyelim ki, Trump’ın söylediği gibi, bu yedi ülkenin yurttaşları arasından gerçekten de çok sayıda “tehlikeli” insan mevcut. Peki, bu durumu yaratanlar, buna sebep olanlar nerede yaşıyor? Tek başına değilse bile, önemli ölçüde ABD’de olduğuna kimse itiraz edemeyecektir. Örneğin Suriye’de yıllarca radikal cihatçıları “ılımlı muhalif” diye yutturmaya çalışan ve onlara maddi-manevi her türlü desteği sunan başta ABD olmak üzere emperyalist güçler değil de kimdir? Şu durumda Suriye ve diğer Ortadoğu ülkelerinden gelen göçmenlerin yerinden yurdundan edilmesinin baş sorumlusu bizzat ABD devletidir.

Yaklaşık olarak her 20 çalışandan 1’ini oluşturan (toplamda 11 milyon) ABD’deki göçmenlere yönelik sınır dışı edileceği söylemine de değinmek gerek. 27 Ocak kararnamesinde kabul edilen diğer hususlarla birlikte Trump tarafından dillendirilmiş olan bu ifadeler de düzenin ABD’de alarm vermeye başlamasının ve işsizlik, geçim derdi vb. sorunları olanların sayısının artmasının bir sonucu. Öyle ya, aslında önemli bir kısmı ABD politikaları sonucunda yerinden olmuş göçmenler, gelip ABD vatandaşlarının işini, ekmeğini çalıyor. Göçmenler tarihsel olarak da burjuvazinin, sistemin su almaya başladığı her durumda gemiden atmayı ilk düşündüğü kesimler; geçim derdiyle ilgili huzursuzluklara karşı da hedef gösterilen ilk gruplar olmuştur. Trump da bu geleneğin sadık bir takipçisi.

ABD’nin merkezi bir önem taşıdığı emperyalist kapitalist sistemin işleyişinde görmezden gelinemeyecek problemler var. Ve bu problemleri yaratan bizzat emperyalizmin kendisinden başka bir şey değil. Trump’ın göçmen düşmanlığı ise emperyalistlerin ne kadar utanmaz bir ikiyüzlü olduğunun bir göstergesi sadece.

Son söz de bizdeki utanmazlara gelsin. Her fırsatta “Müslümanların uğradığı zulüm”den dem vuran AKP ve Tayyip Erdoğan, Trump’ın bu hamlesine karşı günlerce sesini bile çıkaramadı. Numan Kurtulmuş, olaydan günler sonrasında AKP Hükümeti adına ilk açıklamayı “Trump’ın yaptığı rencide edici” gibi cılız bir söylemle Trump’ın özellikle Müslümanlara olan yabancı düşmanlığına ses çıkarmayacağını beyan etmiş oldu. Eh, göçmenlerin hayatını AB ile pazarlık konusu yapanlardan da bu beklenirdi!

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı