/ Dünyadan / V.U. Arslan yazdı: FARC’ın Hüzünlü Sonu

V.U. Arslan yazdı: FARC’ın Hüzünlü Sonu

on 4 Eylül 2017 - 13:09 Kategori: Dünyadan, Güncel
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Kolombiya’da 52 yıldır gerilla mücadelesi veren FARC’ın silah bırakması, uzak diyarlardan bakıldığında çoklarına romantik gelen bir kavganın sonlanması olarak, hüzün verici bir öyküye dönüştü. FARC’a bizim diyarlardan duyulan romantik sempati bir yana, FARC’ın silah bırakması, Kolombiya devletinin, aşırı sağcı milis güçlerin ve tabi ki ABD emperyalizminin kazanması anlamına geldiği için gerçekten de üzücü. Diğer taraftan FARC da durduk yere silah bırakmadı. Uzun yıllardır süren tıkanış ve askeri alanda alınan darbeler bu sonucu doğurdu. Gelgelelim, silah bıraktığı anda bile FARC’ın halihazırda 7-8 bin kişilik profesyonel bir gerilla gücü, geniş bir milis ağı, kontrol ettiği geniş bölgeler ve yaygın destekçi tabanı vardı. Yani FARC’ın yenilgisi, askeri bir yenilgiden çok; politik ve ideolojik bir yenilgidir. Türkiye’den doğru FARC’a sempatiyle bakan sol çevrelerin bu politik ve ideolojik yenilginin temellerini anlaması gerekiyor. Tıpkı bu topraklarda yine çok sevilen Chavizmo’nun neden tıkandığını anlaması gerektiği gibi. İçi boş bir sempati ve üzüntünün hiçbir anlamı olmayacaktır. FARC’ın yenilgisi ile Chavizmo’nun başarısızlığı bir yerde kesişiyor elbette, ama bu yazıda esas olarak FARC’ın meselesini ele alacağız.

FARC’ın Gerilla Faaliyetinin Sonlanması

FARC liderliği 2007’de askeri gücünü 18 bin kişi olarak gösteriyordu. Kolombiya Ordusu 2010’da FARC’ın gücünün 13.800 kişi olduğu ifade ederken 2011’de Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos FARC’ın gücünün 10 binin altında olduğunu ifade etti. Basına yansıyan verilere göre 2002’den 2013’e kadar FARC ve ikinci büyük gerilla örgütü ELN‘den ayrılanların sayısı 26 bini geçmişti. FARC 1990’larda gücünün doruğundayken gerilla mevcudu 20 bini bulmuş ve ülkenin %40’lık kırsal bölümünde kontrolü devletten almıştı. 2002’de Kolombiya devleti ile yapılan ateşkesin bozulmasıyla yeniden şiddetlenen iç savaşta bu sefer FARC güç kaybetmeye başlayacaktı. Tabi ki ABD’nin Latin Amerika’daki en sadık müttefiğine verdiği askeri ve istihbarati desteğin altını çizmek gerekiyor. Bu süreçte yapılan operasyonlarda, 2008’den 2011’e kadar FARC, tarihsel liderliğinden Manuel Marulanda, Raul Reyes, Ivan Rios, Mono Jojoy ve Alfonso Cano’yu kaybetti. Hugo Chavez, 2008’de FARC’a silah bırakma çağrısı yapıyor, örgüt de artık silah bırakmanın koşulları için pazarlık arayışını açıkça dile getiriyordu. 2012’de barış görüşmeleri başlar ve çatışmalar durulur. 2011 yılı için aktif savaşın sol yılı denebilir. Bu yılda FARC 2000’den fazla eylem ve çatışmaya karışmış, bunlarda Kolombiya devletine bağlı 429 kolluk gücünü öldürmüş, 316 kayıp vermiştir. Devlet güvenlik birimleri FARC’ın 30 binden fazla “part-time” savaşçısı olduğundan yakınmaktadır. 4 Kasım 2011’de ise FARC genel komutanı Alfonso Cano bir operasyonda öldürülmüştür. Şubat 2012’den sonra ise rehinelerin bırakılmaya başlanması ile “barış” pazarlıkları yürümeye başlayacaktır. FARC’ın yeni lideri Timoschenko kod adlı Rodrigo Londono, önce Chavez sonra ise Küba aracılığıyla bu pazarlıkları yürüten isim olacaktır.

FARC’ın Tıkanmasının Sebebi Askeri Değil, Politiktir

Görüldüğü gibi FARC, lider kadrosunun çoğunu çatışmalarda kaybetse de silah bırakmak için pazarlığa başladığı en zayıf anında bile, çok büyük bir güçtür. Yani FARC savaşta yenilmemiş, savaş fikrinden vazgeçmiştir. Onlarca yıldır ileriye götüremediğiniz kanlı bir süreç, lider kadronun öldürülmesi, Chavez‘in sonra Castro‘nun silah bırakma çağrısı, savaşın finansmanı için sürdürülen uyuşturucu ticareti ve rehin işleri… Bütün bunlar FARC’ı bir gerilla örgütü olarak sona götürmüştür. Aynı öyküyü ülkenin ikinci büyük gerilla örgütü olan ELN de yaşamakta, O da FARC’ın yolunu izlemek için devletle müzakere talep etmektedir.

FARC’ın tıkanması ve nihayetinde çözülmesinin sebepleri nelerdir? FARC’ın uzun yıllar boyunca bu kadar zorlu bir savaşı sürdürebilmesi, güçlü sosyal tabanı sayesinde mümkün olmuştur. Büyük toprak sahiplerince topraklarına el konan ve büyük katliamlar yaşayan Kolombiya’nın yoksul köylüleri FARC’ın doğal tabanıdır. Daha da geniş bir ifade ile Kolombiya’nın geri kalmışlığı, halkın yoksulluğu, aşırı sağcı kontra çetelerin halka uyguladığı vahşet, bir avuç oligarkın aşırı zenginliği yanında halkın genel yoksulluğu… FARC’ı, ELN’yi ve şehir ile kırlardaki daha birçok radikal sol grubu Kolombiya’da etkin kılan bu sınıfsal uçurumlardır. Öyle bir ülke düşünün ki her yıl yüzlerce sendikacı ve solcu aktivist devletle ve CIA ile yakın ilişkideki aşırı sağcı paramiliter güçlerce öldürülüyor. Özcesi, Kolombiya’da sınıf mücadelesi güçlüdür, büyük bedeller ödenmektedir ve ülkenin sağlam bir devrimci geleneği vardır.

İşte FARC’ın tıkandığı nokta, ülkenin kırsal kesimine ve bu kırsal kesimin sınırlı “devrim” programına tıkalı kalmasıdır. FARC az nüfuslanmış, geniş ormanlık bölgelerde uzun yıllar boyunca belirli bir askeri denge kurabilmiş, ama gerisini getirememiştir. Oysa modern toplumların can damarları ve hayatın şekillendiği yerler şehirlerdir. Şehirlerde üretimi gerçekleştiren işçiler ve emekçiler bu hayatın merkezidir. Bu hayatın adı da kapitalizmdir. Kapitalizmin zincirleri de ancak üretildikleri yerlerde kırılabilir. Oysa gerilla mücadelesi, mekan olarak kırlara, mücadelenin öznesi olarak da profesyonel gerillalara dayanır. Buna uygun olarak gerilla hareketleri, dünyanın her yerinde küçük burjuva politik programları benimsemiştir. Yani kapitalist üretim ilişkilerini hedef almayan, toprak reformu, demokratikleşme ve kalkınma programı ile antiemperyalizm adı altında sunulan yurtsever-vatansever bir politika ortaya konur, hiç var olmayan ilerici(!) burjuva unsurlarla ittifaklar aranır. FARC’ın (ve ELN’nin) programı da esas olarak böyledir. Bu programla gerilla hareketinin kentli işçi sınıfına dayanan bir hareket ortaya çıkarması ve düzeni yıkma noktasına gelmesi mümkün değildir.

Diğer taraftan Kolombiya devletinin, aşırı sağcı silahlı kontraların ve CIA’nın onca yığınağı karşısında FARC’ın ormanlık alanlarda hapsetmesi kaçınılmazdır. İşte bu tıkanma anında pazarlık masası ufukta görünmeye başlar. Zira gerilla hareketinin küçük burjuva programı, sistemin müzakere edemeyeceği bir program değildir. Üstelik gerilla hareketinin pazarlık konusu olan programı da koparılacak tavizler, atılacak geri adımlar, bir takım hileler ve yerine getirilmeyecek sözlerle kuşa çevrilecektir. Ayrıca eski gerilla liderlerinin sisteme entegre olmaları, birer burjuva politikacılara dönüşmeleri, sosyal demokratlaşan politik söylemleriyle oy sandıklarında eriyip gitmeleri ya da tamamen ucuz politikacılara dönüşmesi sistem için birer nimet anlamına gelir. Üstelik anti-kapitalist olmayan ve herkese refahtan bahseden sosyal demokratik bir gücün solu domine etmesi, gayet tercih edilir bir durumdur.

Gerilla Hareketleri, Program ve Sürekli Devrim

Gerilla hareketlerindeki küçük burjuva programın zayıflığı, soğuk savaş yıllarında, SSCB dünyanın merkezindeyken, o kadar da belirgin değildi, arka plandaki bir mesele olabiliyordu, çünkü meseleler ulus ötesi boyutta SSCB-ABD dengeleri üzerinden çözülüyordu. Gelgelelim, SSCB çökmeye yakın, işin rengi değişti. Bunu en net şekilde Nikaragua’da Sandinistler gösterdi. Sandinist liderlik, belirli baskı ve rüşvetler kanalıyla uzlaşarak sisteme entegre oldu. Bugün Sandinistlerin lideri Ortega, ülkenin devlet başkanı ve saygın(!) bir kapitalist. Aynı şeyi 2006-07 sürecinde Nepal’deki Maoist gerilla hareketi de yaptı. Maocular, 2006’daki devrimde ülkenin kaderini değiştirebilecek bir konumdayken sosyalist bir devrim fikrine karşı çıkıp “demokratik cumhuriyet”e bağlılıklarında ısrarcı oldukları için ülkeyi emperyalist kapitalizme teslim ettiler. Sonrası malum: bakanlık koltukları, yüksek siyaset şaklabanlıkları, emperyalizmin övgüsü,  bölünme, etki kaybı… 

FARC ise çok uzun zamandır Kolombiya devleti ile pazarlık ve uzlaşı zeminini yakalamak için çaba sarfediyordu. 1980’lerde denenen legalleşme ve ateşkes süreci FARC’ın yasal kolundan 3 bin üye ve sempatizanın öldürülmesiyle yarıda kalmıştı. Kolombiya egemen sınıfları ve arkasındaki ABD, FARC’ın toprak reformu ve demokratik haklar talebini kabul etmek yerine ülkeyi boydan boya kana bulamayı tercih ediyordu. Neticede büyük toprak sahipleri, Kolombiya burjuvazisi, yüksek bürokrasi, uyuşturucu çeteleri ve silahlı ölüm mangaları iç içe geçmişti. Bunun anlamı mülk sahipleri sınıfların birliği ve ABD’ye yaslanmasıdır. Toprak reformu talebi onlar için iç savaş talebidir. Yani köylülerin toprak talebi ile demokrasi istemi bile kopmaz bağlarla kapitalistlerin ve bankaların mallarına el konulması programına bağlıdır. Gelgelelim neticede FARC devletle uzlaşmaya vardı, ama istediğini alan taraf kapitalist emperyalist sistemden başkası değildi.

Toprak reformu gibi demokratik devrimin görevlerinin bile ancak sosyalist devrim tarafından gerçekleştirilebileceğini 1917 Ekim Devrimi ispatlamıştır. Maoist, FARC ve ELN tipi gerilla hareketlerinin alternatifi, genel grevlerle ilerleyen radikal bir emek hareketi ve buradan doğru gelişen bir silahlı kalkışma çizgisidir ki kıtasal devrim hamlesiyle birlikte düşünüldüğünde emperyalist kapitalist sisteme boyun eğdirecek yegane hareket (sürekli devrim hareketi) budur.

İşte FARC, bu programa dayanmadığı için, işçi sınıfı ve kıtasal sosyalist devrim perspektifine sahip olmadığı için çıkışsızdı. Sonu gelmeyen çatışmalar, sadece daha yıpratıcı ve yozlaştırıcı bir etki yapıyordu. Uyuşturucu ticareti ve insan kaçakçılığı, FARC’ın genel mücadelesini gözden düşüren bir etkiye sahipti. Kentlerde milyonlarca kişi FARC “terörü”ne karşı yürüyüşler yapmaktaydı. Bütün bunlar onlarca yıldır süren ve 265 bin kişinin yaşamına mal olan iç savaşın başrol oyuncusu FARC’ı yordu… 

Ve Son… Olanlar ve Olacaklar

FARC, silahlarını bıraktı, ama demokratik devrim programı tabi ki yalan oldu. Şimdilerde FARC’ın boşalttığı alanlara aşırı sağcı çeteler ve onları besleyen büyük toprak sahipleri yerleşiyor. Kolombiya ormanlarını ve buradaki madenleri yağmalamak için ağzının suyu akan uluslararası tekeller de işgal için sıradalar. Dolayısıyla FARC’ın silah bırakmasının tek anlamı, FARC liderleri ve üyelerine uygulanacak genel af ve FARC’a burjuva yasal partiler düzleminde yer açılması oldu. 

Gelgegelim FARC’ın aynı isimle kurduğu yasal partinin programı, sosyal demokrasiden öte bir içeriğe sahip değil. FARC gibi hareketler, silahlarını teslim ettikten sonra bütün kerametlerini yitiriyor. Zira iç savaşın hesaplaşmaları bir kenara bırakıldığında o kadar yumuşak ve o kadar sıradanlar. Diğer taraftan iç savaşın karşı tarafı olan aşırı sağcı psikopat milis liderleri yumuşamak derdinde değil. Şimdiye kadar en az 8 FARC üyesi ile 12 aile bireyi, toplam 20 kişi kimliği belirsiz kişilerce profesyonelce katledildi. Tabi ki baş şüpheliler aşırı sağcı çeteler. Bazı aşırı sağcı çeteler, FARC liderlerini öldürenlere milyonlarca dolar vaad ediyor. Kolombiya’da bu kadar para için gözünü kırpmadan adam öldürecek sayısız insan bulunabilir.  

Aslında Kolombiya tarihi neler yaşanacağı konusunda açıklayıcı örneklerle dolu. Kolombiya’nın çok ses getiren eski gerilla örgütlerinden M-19 yasallaşıp siyasi hayata katıldığında (M-19 Demokratik İttifakı) liderleri (Carlos Pizarro) aşırı sağcı çetelerin bir suikastine kurban gitmişti. Diğer alt liderlerden birisi ise (Gustavo Petro) bugün başkent Bogota’nın belediye başkanı. M-19’un yasal partisi ise bir sol-sosyal demokrat parti olarak sıradanlaştı ve sol platformlar içerisinde eriyip gitti. FARC’ın liderleri ve birçok üyesinin de suikaste uğrayacağı, sağ kalan diğer liderlerin de burjuva siyasete sol bir renk katmak dışında önemli bir rol oynayamayacağını öngörmek zor değil.

Buradan çıkan bir sonuç; Kolombiya gibi, tarihi iç savaşlarla geçmiş bir ülkede, silahı bir kere bıraktığınızda, bırakın demokratik programı, can güvenliğinizi bile sağlayamazsınız. Yani, Kolombiya bir iç savaş ülkesi olduğuna göre, silahlı mücadelenin tasfiyesi, sınıf mücadelesinin öncelenmesi gerekçesiyle doğrulanamaz. FARC aşırı sağ çetelere karşı bir denge unsuru olarak varlığını sürdürmeli, Kolombiya yoksul köylülerini büyük toprak sahiplerine ve uluslararası tekellere karşı korumalıydı.

Gelgelelim bu devrimci stratejinin merkezi ve lideri, işçi sınıfı ve öncü işçiler ile gençliğe önderlik eden Marksist bir parti olmalıdır. Kent merkezli devrimci bir işçi hareketi ve kıtasal sosyalist devrim programı, işte bu, tek devrimci yoldur.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!