/ Kültür-Sanat / İran Sinemasından Bir Görkemli Yapıt Daha: Bir Ayrılık

İran Sinemasından Bir Görkemli Yapıt Daha: Bir Ayrılık

on 13 Eylül 2014 - 01:14 Kategori: Kültür-Sanat
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

19.03.12

Geçtiğimiz yıl düzenlenen 61. Berlin Film Festivali’nde en iyi film, en iyi erkek ve en iyi kadın oyuncu ödüllerini kazanan Asghar Ferhadi’nin yönettiği “Bir Ayrılık”, orijinal adıyla Jodaeiye Nader az Simin’in beklenildiği gibi 2012 en iyi yabancı film Oscar ödülünü kazanması, durgun geçen son yıllardan sonra bir kez daha gözlerin İran sinemasına çevrilmesine yol açtı. Mohsen Mahbalbaf (Kandahar, Masumiyet Zamanı, Selam Sinema), Cafer Panahi (Beyaz Balon, Ofsayt, Ayna), Bahman Ghobadi (Sarhoş Atlar Zamanı, Kaplumbağalar da Uçar), Samira Mahbalbaf (Elma), Rahşan Bani-Etemad (Gilaneh, Şehrin Postunun Altında), Tahmine Milani (Saklı Yarı) , Babak Payami (Saklı Oy) gibi yönetmen ve filmlerle son 20 yılda dünya sinemasına büyük katkı yapan İran sineması kimileri için bir sinema mucizesi.

Molla kapitalistlerin sansürü ile el ele giden finansman desteği bir yana çokları bu “mucizenin” arkasında İran’ın antik çağlardan beri süregelen zengin tarihi ve kültürel mirasının olduğundan söz eder. Bir alışkanlık olarak İran medeniyetinin ne kadar köklü ve zengin olduğundan dem vurulur. Hatta Asghar Farhadi de Oscar ödülünü alırken İran’ın köklü medeniyetine özel bir vurgu yaptı. İran’ın güçlü kültürel mirasının günümüze olan etkilerini yok sayamayız elbette ama bugünün İran’ının başta sinema olmak üzere sanat ve edebiyat alanlarındaki çıkışını geçtiğimiz yüzyılı kapsayacak şekilde tarifleyeceğimiz yakın tarihin büyük sarsıntılarından bağımsız olarak, sabit, tarih dışı bir İran “kültürü” ile açıklayamayız.

Yüksek sanatsal ifadeler ve bu ifadelerin bir kuşak oluşturan sanatçılar toplamı ile bir dalga hüviyetine bürünmesi, bir kuşak boyunca yetenekli insanların hayal gücünün toplumsal ilhamlar ve esinlenmeler yoluyla harekete geçmesiyle gerçekleşebilir. Eski çağların görkemi, yiğitlikleri, trajedileri vb elbette ki başlı başına bir ilham kaynağı olabilir, tıpkı Shakespeare’in Julius Ceaser’ında ve diğer başyapıtlarında olduğu gibi. Ya da çıkar gözetmeyen, uğrunda büyük acılar çekilen, kahramanlıklar yapılan aşk da tarih boyunca sanatçıların esin kaynağı olagelmiştir. Gelgelelim bir dalga haline gelebilecek sanatsal sıçramanın günyüzüne çıkabilmesi için toplumsal gerçekliği sarsan toplumun kolektif fedakarlığının bir kuşağı (bazen sonraki kuşağı da) derinden etkilmesi, heyecanlandırması, umutlandırması ve harekete geçirmesi gerekir. 1968 büyük yangının dünyada ve Türkiye’de sanatsal ifadeyi nasıl görkemli bir noktaya taşımıştı, 1980’lerden itibaren umutlar tükenip serbest piyasanın zafer elde ettiğindeyse kültürel iklim nasıl kuraklaşıp çölleşmişti. İran sinemasının yükselişini de İran kültürünün tarih dışı zenginliğinden çok İran toplumunun yakın tarihte yaşadığı büyük sarsıntılar, umutlar ve hayal kırıklığı ile açıklamak gerekir.

Örneğin Rus kültürünün derin kökleri hakkında da çok laf edilir. Ama günümüz Rusya’sında sanatsal ifadenin gücünden ve üretkenliğinden bahsedemiyoruz. Oysa Rus toplumsal dokusu bağrından dünya sanat ve edebiyatının zirve yapıtlarını çıkarmıştı. 19.yy boyunca Çarlık İmparatorluğu’na karşı kahramanca mücadele eden Rus aydınlarının fedakarlıkları ve esinlenmeleri olmadan bir Tolstoy, Dostoyevski, Puşkin, Turganyev, Çaykovsky, Belinskiy, Herzen, Dobrolyubov, Çernişevskiler var olabilirler miydi? Bu isimlerin her biri aynı zamanda süregiden mücadelenin bir parçası ve kimi durumda kahramanıydı. 19.yy’ın sonuna doğru Rus aydınlarının mücadeleki yerini işçi sınıfı aldı ve şanlı Ekim Devrimi sanatsal ifadeyi zirveye taşıdı. Eisenstein, Mayakovskiy, Gorki, Pudovkin, Babel, Reed, Maleviç gibi alanlarının zirve isimleri “dünyayı sarsan on günün” büyüsünün ürünleridir. Ama Stalinist karşı devrim, Ekim devriminin kadrolarına karşı politik bir soykırıma girişecekti, sanatçılar da bu terörden payını aldılar, sağ kalanlar da Stalinizmin kuklaları olmaya zorlandı. Rusya, Stalinist karabasanı, devrimci umutların çöküşünü ve ardından serbest piyasanın yeniden kurulmasına tanıklık etti. Sanat, edebiyat, felsefe gibi alanlardaki görkemli Rus yaşantısı 1930lardan günümüze mutlak anlamda çölleşecekti. Geçtiğimiz yüzyılın ağırlığı altında Rus toplumsal dokusu hala toparlanabilmiş değil.

Buradan çıkarılması gereken sonuç toplumsal mücadeleden bağımsız sabit bir Rus kültürünün olmadığıdır. Aynı şey İran kültürü için de geçerlidir. İran “sinema mucizesi”, İran kültürünün zenginliğinden çok, İran’da kitlelerin deneyimledikleri büyük alt üst oluşlar, acılar ve umutlarla alakalıdır. Troçki, 19.yy Rus yazınının gücü için “Belinski’ler Rus toplumu için hava deliği vazifesi görmüşlerdir” diyordu. Aynı şey Molla kapitalistlerle baş etmeye çalışan İran halkı ile İran sineması arasındaki ilişki için de geçerlidir. İranlı yönetmenler, toplumsal gerçekliği yansıtan ve bu haliyle de zorunlu olarak şu ya bu şekilde, istemli ya da istemsiz olarak eleştiriye giren sinema aracılığıyla kitlelere hava deliği açıyorlar. Bu yüzden de yönetmenler, hapislere atılıyor, sürgüne çıkmak zorunda kalıyor ya da birçoğunun sinema yapmaları engelleniyor.

Simin ile Vahid’in Ayrılığı

“Bir Ayrılık” da böyle, hayatı anlatıyor. Filmin yönetmeni Ferhadi, mütevazi bir hayat kesitinden İran’daki toplumsal gerilimlere dair sürükleyici bir öykü çıkarıyor. Filmden net bir mesaj ve sert bir politik duruş bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Ama film sonuçların çıkarılmasını ve tartışılmasını sürekli içine çektiği izleyiciye bırakıyor. Filmin bu anlamda çağrışım yaratmak için oldukça zengin bir malzeme sunduğunu belirtmek gerekir. Hemen her rol için söyleyebileceğimiz çok başarılı oyunculuklarla beslenen son derece inandırıcı karakterleri, güçlü diyalogları, gücü gündelik yaşamın neredeyse sıradan gelişmelerine dayanmasından gelen senaryosu ve izleyiciyi sürekli tartışır bir konuma getiren canlılığıyla çok özel bir film “Bir Ayrılık.” Hemen belirtelim Hollywood’un dev bütçeli, bol yıldızlı aksiyon filmlerine alışık olanlar filmi beğenmekte zorlanacaklardır.

Bir Ayrılık, Nader ile Simin’in boşanma girişimi ile açılır. Sebep Simin’in yurt dışında yaşamak istemesi, Nader’in ise bunu kabul etmemesidir. Simin, ailesinin yanına taşınarak evi terk ettiğinde Nader alzheimer hastası babasına bakması için Razieh’i hasta bakıcı olarak tutar. Hemen ertesi gün yaşananlarsa sınıfsal çelişkilerle İran’daki Molla kapitalist sistemin yarattığı toplumsal gerilimlerin ortaya serileceği bir süreci başlatacaktır.
Film üzerine yapılan yorumlarda Ferhadi’nin yalan, iftira, ahlak, adalet gibi kavramları tartıştırmasının üzerinde oldukça durulmuş. Ama gözlerden kaçan bir husus var ki o da bu kavramların soyut ve salt bireye ilişkin olmadıkları ve toplumsal olan tarafından belirlendikleridir. Örneğin adalet ve ahlak kavramı çalıştığı iş yerinden neredeyse 15 ay boyunca parasını alamayan, evine haciz gelen, borcundan dolayı hapse giren, psikolojisi bozulan Razieh’in kocası ve ailesi için ne anlama gelmelidir? Bir Ayrılık, toplumsal eşitsizliklerin ve yoksulluğun İran’da da hüküm sürdüğünü son derece yalın ama aynı şekilde çarpıcı bir anlatımla bize sunar.

Simin, Molla rejimin baskılarından ötürü yurt dışında yaşamak istemektedir. Hakim sorar: “Neden yurt dışında çalışmak istiyorsun”; cevap, “çocuğumu bu ülkede büyütmek istemiyorum” olur. Hakimin “ne varmış bu ülkede” çıkışı karşısında susmak zorundadır Simin. İran’da rejime karşı yükseltilen muhalefetin beslendiği eğitimli orta sınıflar, beyaz yakalı genç emekçiler ve üniversiteli gençler adına iyi bir örnektir Simin ve Nader ailesi. Kökenleri bu toplumsal katmanlarda bulunan milyonlarca İranlı ülke dışında yaşamlarını sürdürmektedir. Simin de bunlara katılmak istemektedir ama Nader İran’da kalmak için gerekçeleri olduğunu söyler. Baş gerekçesi de bakıma muhtaç babasıdır. Nader’in gerekçelerini sıralaması baba meselesinde kalır ama filmin ilerleyen kısımlarında kızıyla ilgili bir meselede Simin ile tartışan Nader durumu daha net hale getirir: “Sen zorluklar karşısında hep pes ettin, kolayı seçtin, mücadele etmedin.” Senaryo gereği başka vesile ile söylenen bu sözler belli ki İran’ı terk eden ya da terk etmeyi düşünen muhalifleri hedef almaktadır.

Filmde bahsedilecek daha birçok şey var, ama sözü fazla uzatmadan toparlamakta fayda var. Bir Ayrılık’ta sadece yalan, adalet, ahlak, aile gibi kavramlara dair kişinin iç tartışmasını bulmak, filme haksızlık olacaktır. Peki filmin izleyiciye sürekli tartıştırdığı soruların cevabı nedir? Suçlu kim, hata kimde? Suçlu ya da hatalı olan ne Nader, ne Razieh, ne Simin, ne de Razieh’in kocasıdır. Film, ortaya koyuyor ki suçlu sistemdir.

Asghar Farhadi’den bağımsız olarak bir not olarak söyleyelim. Filmin yapımcılarının ya da yönetmenin çağrışım yaratmak ya da mesaj vermek gibi bir niyeti olmayabilir, bambaşka konuları vurgulamak istiyor olabilir, politik algıları yapıtının çok gerisinde olabilir, sadece öyküsünü yaşamdan alan başarılı bir ürün vermek istemişlerdir… Ama gerçekten iyi bir yapıt böyle durumlarda yapımcılarının üstüne çıkar ve izleyicisine vereceğini verir. Sanatın gücü kendisini bu noktada ifade eder

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

0 YORUM YAP

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sosyalizm Kazanacak!