/ Kültür-Sanat / Kapitalizm Gölgesinde 27 Mart’ı Kutlamak…

Kapitalizm Gölgesinde 27 Mart’ı Kutlamak…

on 13 Eylül 2014 - 00:48 Kategori: Kültür-Sanat
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

 (01.04.10)

27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü 1961 yılından bu yana kutlanmaktadır.  Bu günde dünyanın dört bir yanında tiyatrolar ücretsiz temsiller sunmakta, basın açıklamaları, yürüyüşler düzenlenmekte, her ülkenin yayınladığı ulusal bildirinin yanı sıra bir de uluslararası bildiri yayınlanmaktadır.

Kapatılan tiyatro sahnelerinin, susturulan alkışların, sansürün, ticarileşmenin gölgesinde her geçen gün biraz daha değersizleştirilmeye çalışılan tiyatro – tüm bunlardan nasibini alan diğer sanat dalları gibi-  salt tek bir günde hatırlanan bir noktaya itilmeye çalışılmakta; bununla kalmayıp kapitalizmin en adi ticarileştirme politikalarından da fazlasıyla payına düşeni almaktadır.  Kendi burjuva sanatını insanlığa yine kendi devamlılığını sağlamak için sunan “sanat dostu” kapitalizm, aslında elini attığı her noktadan kar elde etme peşindedir. Hayatın temel çelişkisi olan emek- sermaye çelişkisini sanatın da içine dâhil eden burjuvazi sanatçıyı ve sanatı alınıp- satılacak, üzerinden kar elde edilebilecek bir piyasa olarak görmektedir. Aynı zamanda hayata dair tüm yalanlarını sanat adına işçi sınıfına sunup onları uyutmanın en estetik yolunu da kullanmış olmakta; böylece bir taşla iki kuş vurmaktadır.

Oysaki sanat insanoğlunun yüzyıllar boyu yaratıcılığıyla kendisini ve çevresini değiştirmenin adı olmuş, birikerek bugünlere gelmiş ve günümüz insanının ilk insanla bağlarının somut gerçekliğini estetik değerlere dönüştürmüştür. Bu anlamda değerlendirildiğinde günümüz sermaye sanatının artık insanlara verebilecek ne kadar az şeyi barındırdığını görmek mümkün. Sermayeye hizmet eden sanat insanlara hayat adına gerçekleri göstermek çabası içerisinde bulunmak şöyle dursun sistemin kültürünün taşıyıcılığını yapmak ve devamlılığını sağlamak gibi önemli bir rol de üstlenmiş oluyor.

İnsanı en yalın, en abartılı, en eğlenceli ve en acıklı halleriyle kendisiyle yüzleştiren tiyatro belki de sanatın en devrimci dalı halidir bu anlamda. Değiştirip dönüştüren, baştan sona emek emek örülen uzun çalışma saatleriyle tiyatro emekçisinin alnının teridir tiyatro. Bu emek ses olur, dekor olur, ışık ve perde olur;  bizleri kelime kelime, sahne sahne bizlere hatırlatır ve öğretir yeniden.

Tüm insanlığın ortak sesi olan tiyatro dilleri başka, dertleri aynı olan yüzlerce halkı birbiriyle aynı dilden konuşturur. Bu yüzdendir ki tüm dünyayı pazar, insanları da köleleri gören sistem hiç istemez sanatın bu duyguları birleştirici ve örgütleyici gücünü; itiraz eder, yaratır kendi canavarını… Televizyon kültürü, popüler “sanat” eserleri, müzik endüstrisi, resmi ideoloji destekli sinema yapımları, kitaplar, gazeteler, fahiş fiyatlara ‘çok sanatsal’ konserler vs… dört bir yanımızda dururken devrimci sanata olan ihtiyaç kendini tüm yakıcılığıyla hissettirmektedir.  Baskıya, sansüre karşı durabilmek, özgür ve yaratıcı emeği yükseltmek, maddi kaygı olmadan gerçek anlamda sanatla uğraşmak şimdilik kapitalizm sınırları içerisinde pek mümkün olmasa da elleriyle yepyeni bir dünya yaratacak olan işçi sınıfı, kendi sanatını da mücadelesinin içinden yükseltip insanlığa armağan edecektir.
İnsanı amaçlayan tiyatro en az insan kadar muzdaripken kapitalizmden, Dünya Tiyatrolar Günü de yalnızca geleneksel olarak kutlanmanın dışında bir coşkunun değil her şeye rağmen sahnede direnmeye çalışan gerçek tiyatronun, devrimci sanatın sermayeye başkaldırısının günü olmalıdır.

Yaşasın tiyatro!

Yaşasın devrimci sanat!

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

0 YORUM YAP

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sosyalizm Kazanacak!