/ Kültür-Sanat / Sinema ve Charlie Chaplin

Sinema ve Charlie Chaplin

on 13 Eylül 2014 - 00:46 Kategori: Kültür-Sanat
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

 
(01.03.10)

Sanat ve insan birbirlerini karşılıklı olarak ilerletir ve geliştirir. Büyük toplumsal olaylar büyük akımlar ve eserlere yol verirken bu eserler kuşaklararası bağları hem deneyim hem de duygusal anlamlarda çelikleştirir.  Böylelikle eklenerek büyüyen birikimlerden oluşan modern sanat anlayışı, teknolojinin de gelişmesiyle çeşitlenmiş ve daha etkili alanlarda tarih boyunca bizleri birbirimize bağlayan bir unsur olmuştur. Bu gelişmenin en çarpıcı örneği ise sinemadır. Sinema belki de ortaya çıktığından bu yana en çok değişmiş, ilerlemiş bir sanat alanı olmakla beraber en çok piyasalaşan ve en çok yozlaşan alan olmaktan da kurtulamamıştır. Tiyatro eserlerinin sahnede sınırlı imkânlarla verebileceği gerçeklik sinema sayesinde sağlanmış, kalın ciltlerde gizli uzun hikâyeleri büyük bir çarpıcılıkla verebilme özelliğiyle kitleler tarafından büyük kabul görmüş ve sevilmiş bir sanat dalı olmuştur.

Elbette piyasa eserlerinin yanında toplumcu sanat anlayışıyla yapılmış olan sinema eserleri tarihin en önemli notlarını beyaz perdeye aktarmış, insanlığın hafızasına kalıcı izler bırakmakla kalmamış, gelecek kuşaklara bilinç aşılama konusunda çok önemli bir araç olmuştur. Değiştirip dönüştürmeyi amaçlayan muhalif olma, öğretme, hayata dair bir söz söyleme kaygısı sinema alanında hiç şüphesiz Charlie Chaplin ile ciddi bir noktaya ulaşmıştır.

Charlie Chaplin, 1915 ve sonrası yıllarda sessiz sinemanın önderliğini yapmış olan ve filmlerinde baskı, acı, sömürü, savaşlar, kapitalizm, makineleşme gibi insanlığın en yakıcı sorunlarını anlatmayı kendisine görev edinmiş bir oyuncu, yönetmen ve bestekârdır.  Yarattığı Şarlo karakteriyle en saf insanı kara mizah öğeleriyle birleştirerek filmlerinde insanlık tarihinin en dramatik, en acımasız anlarına bile gülerek bakmayı hepimiz öğretmiştir Chaplin.

1889-1977 yılları arasında fakir bir çocuklukla başladığı hayatına küçük yaşta oyunculukla başlayan Charlie Chaplin,  sessiz sinema döneminde en acı çığlıkları kahkahalara çevirebilecek güçte anlatım tarzıyla, popülist söylemlerden ve piyasa kaygısından uzak duruşuyla hala saygıyla anılan bir sanatçı olmuştur.

Yumurcak(1921), Altına Hücum(1925), Sirk (1928), Şehir Işıkları(1931), Modern Zamanlar(1936), Büyük Diktatör (1940), Sahne Işıkları (1952) vb. her biri çok ağır eleştirilerle dolu birçok önemli eserin yaratıcısı olan Chaplin’in hiç şüphesiz en önemli filmleri Modern Zamanlar ve Büyük Diktatör olmuştur.

Chaplin, Modern Zamanlar’da Büyük Buhran döneminde iyice ağırlaşan yaşam koşullarıyla birlikte kapitalizmin işçi sınıfına yaşattığı yabancılaşma, makineleşmenin acımasızlığı gibi hayati konuları her zamanki tekniği olan simgelere derin anlamlar yükleyerek anlatırken; Büyük Diktatör filminde Hitler faşizmini Hitler hayattayken alaya alma cesaretiyle çok sert eleştiri yağmuruna tutmuş; insanlığa tek kurtuluş yolunun yine kendisinden geçtiği umudunu aşılayarak yol göstermiştir.

Kendinden sonrakilere de örnek olması yönüyle de Charlie Chaplin aslında bir akımın da başlangıcını yapmış oldu; Kemal Sunal’ın saf, mizah yüklü, insani yönüyle şehrin yabancılığında var olmaya çalışırken bizleri çokça güldüren “Şaban” tiplemesi bu akımın Türkiye’deki temsilcisi niteliğindedir. İyi niyetiyle devamlı komik duruma düşen saf bir insanın hikâyesi olan her iki karakter de aslında insanın kendisinden ne kadar uzaklaştığını, insanı insan yapan değerlerin sistem tarafından ne derece yozlaştırılmış olduğunu göstermektedir.

Yaşadığı dönem boyunca komünist olduğu gerekçesiyle FBI’ın kara listesine alınmış, yasaklı olduğu için filmleri ABD’de 20 yıl sonra gösterilmiş olan Charlie Chaplin tiyatro oyunculuğunu ustaca sinemaya aktarmış, en güzel tiplemeleri kendisine özgü estetik anlayışıyla vermiş bir usta olmuştur. Ustaca kullandığı kostümü, elinde sallayarak kendine özgü figürleriyle adeta dans edercesine oynadığı roller halen sinema tarihindeki en başarılı oyunculuk örnekleri olarak bilinmektedir.  Bedenini ve mimiklerini ustaca kullanışıyla bile ufacık bir ayrıntıyı bir kahkahaya dönüştürmeyi başaran oyuncu temel başarısını hayatın ta kendisini yani bizi bizlere göstermiş olmasından almaktadır.

Büyük Diktatör filminin en çarpıcı sahnesi Hitler olduğu zannedilen Şarlo’nun binlerce insana hitap ettiği konuşmadır ki Charlie Chaplin’in anlayışını çok net ifade etmektedir:

“…Uçaklar ve radyo bizleri birbirimize yaklaştırdı. Bunlar, doğaları gereği, insanın içindeki iyiliği ortaya çıkarmaya, evrensel kardeşliği oluşturmaya ve hepimizin birleşmesini sağlamaya çalışmaktadır. Şu anda bile sesim dünyadaki milyonlarca insana, milyonlarca acı çeken kadın, erkek ve çocuğa, suçsuz insanları hapse atan, işkence eden bir sistemin kurbanlarına ulaşıyor. Beni işitenlere şunu söylemek istiyorum: kendinizi ümitsizliğe kaptırmayın. Üstümüze çöken bela, vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucudur. İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecektir, diktatörler ölecek ve halktan zorla aldıkları iktidar yine halkın eline geçecektir. İnsanlar ölmeyi bildikleri sürece özgürlük asla yok olmayacaktır…”

Tıpkı Şarlo’nun işçi sınıfından öğrendiği, tıpkı bizim de Şarlo’dan öğrendiğimiz gibi; işçi sınıfı tüm zorluklarına ve acımasızlığına rağmen makinelerin, paranın, kar hırsının hesaba katmadığı bir şeye sahiptir; cesaret ve güç.

İnsanoğlu mücadelesini yükselttikçe gerçek anlamda sanat eserleri hayatın kendi içinden doğmaya devam edecektir. Ve biz sanatımızı sınıfın içinden, mücadeleden gelen kökleriyle cesaret ve gücümüzle yeşertmeye devam edeceğiz tıpkı insanoğlunun geçmişte yaptığı gibi…

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

0 YORUM YAP

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sosyalizm Kazanacak!