/ Kültür-Sanat / Sistemin Kokuşmuş Propagandasının Kokuşmuş Araçları

Sistemin Kokuşmuş Propagandasının Kokuşmuş Araçları

on 13 Eylül 2014 - 00:31 Kategori: Kültür-Sanat
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

 

(01.10.09)

Burjuvazi kitleler üzerinde kendi fikirlerini etkin kılabilmek için çeşitli araçlar ve yöntemler kullanır. Bu yöntemler aracılığıyla bizlerin fikirlerini köreltmeye, emek-sermaye çelişkisinin derinliğini, sıradan hayatın rutini içinde sığlaştırmaya çalışır. Bunu da dergi, gazete, eğitim kurumları ve evimizin başköşesinde yer etmiş televizyon ile bizim bilincimize yerleştirir. Ancak toplumsal muhalefetin yükseldiği dönemlerde durum biraz daha farklıdır. Bunu 1970’li yıllara baktığımızda emekten yana tavır koyan sinema, tiyatro yapıtlarının ve aydınların çokluğundan bunu görmek mümkün. Böyle zamanlar emek-sermaye çelişkisinin farkındalığına varmış sınıf bilinçli emekçilerin, asıl düşmanı olan burjuvaziye meydan okuduğu dönemlerdir. Bu dönemlerde toplum burjuvazinin propagandasına gelmez. Çünkü hem yaşam deneyimi farklı bilinç oluşturmasına kaynaklık etmektedir hem de kendine burjuvazinin sunduğundan farklı araçlar oluşturmuş ya da onlara yönelmiştir.

Günümüzde ise görünen tablo pek iç açıcı değil. Burjuvazinin tüm gericiliği, TV kanallarındaki haber programlarında, dizilerde, filmlerde ve reklamlarda mide bulandırıcı bir senaryo sergiliyor. Türkiye burjuvazisi, gerek gazetelerde olsun, gerekse de sinemada tüm muhalif sesleri 12 Eylül darbesiyle kesmiş, yerine içi boşaltılmış safsatalarla dolu kâğıt parçalarını, kadının meta olarak sergilendiği, içkinin su gibi tüketildiği yoz ilişkileri bizlere izleterek beyinlerimizi bulandırmaya çalışmıştır. 70’lerin dayanışmacı ve mücadeleci ruhu yerine bizlere televizyonlarda ihaneti, aldatmacayı, bencilliği, ikiyüzlülüğü ve bunların, insan doğasının bir gerçeği olduğu yalanına inandırmaya çalıştılar. Tüm bunlar bu sistemin bizi bölmek ve parçalamak için yazıp yönettiği senaryolardır. Burjuva medyanın bu yöntemleri kılıktan kılığa, şekilden şekle, diziden reklama, haberden spora her haliyle biz emekçileri duyarsız, umutsuz ve kendi sınıfına yabancı kılmayı amaçlıyor. Öyleki yaşamadığımız hayatlar, sınıfsal farklılıkların önemsiz gösterildiği aşk hikâyeleri vb. ile bizleri bir hayal dünyasına hapsediyor. Oysaki birçok çocuk hayal kurmayı dahi unuttu.

Televizyonun kumandasını elimize her alışımızda, farklı bir kanalda aynı özü taşıyan bir program karşımıza çıkıyor. Biçimsel olarak farklılık taşısa da temelde hedefleri hep aynı olan bu programlar, sistemin ne kadar mükemmel olduğunu anlatıp duruyorlar. Son günlerde tüm kanallarda dönüp duran bir reklama değinmekte fayda var. Reklam, krizin etkilerinin ortadan kalkması için tüm halkı simit, sakız, oyuncak ve benzerini alarak ekonomiyi canlandırmaya çağırıyor. “Sen de bir sakız al ekonomi büyüsün” diyor. Unutmayalım ki büyüyen ekonomi bizim değil, zenginlerin cebinin ekonomisi ve ayrıca bu krizi yaratan biz emekçiler değil o oyuncağı, bilgisayarı, televizyonu vb. rekabet hırsıyla haddinden fazla üreterek ekonomiyi tıkayan sermayedarlar. Yani öyle bize televizyonlarda anlatıldığı gibi sakızla, simitle çözülecek bir sorun değil bu. Gene buna benzer bir sürü banka reklamı, sigorta reklamı vesaire görmek mümkün.

Birçok kanalda yine birçok dizi, evlilik programı, magazin programı vs. görmemiz mümkün. Hatta bunların çoğu haber programlarında da yerlerini almış durumdalar. Oysa emekçilerin gerçek problemleri olan işten çıkartmalar, kriz bahanesiyle ertelenen maaş zamları hiçbir programın gerçek gündemi olmuyor. Bunun yerine işçileri milliyetçi zehirle sarhoş ederek işçilerin birliğini kırmanın gündemi bol yer tutuyor burjuva medyada. Milliyetçi karakterler genç kitlelerin kahramanları haline getiriliyor, çete kültürü sokaklara salınıyor, argo, küfür genel bir hal alıyor ve sokaklarda tüm bu “karakterler” boy boy terör estiriyor. Gençlere kendilerine idol olarak ya bir katili, ya bir faşisti ya da sistemin ona gösterdiği kendine uygun başka bir karakteri benimsemeleri sağlanmaya çalışılıyor. Bunların kendi sınıfını sömürüyor olmasından, ya da sınıfının düşmanı olması gibi durumlardan habersiz.

Yaşam işçilerin ve patronların uzlaşmaz zıtlıklarıyla dolu ve bu zıtlıklar her an her dakika çatışma halinde. Nasıl ki işçilerin bu çatışmalarda grev, boykot ve işyeri işgalleri gibi patronları dize getirecek yöntemleri varsa kültürel alanda da kapitalizmin insanları yozlaştıran kültürünü yok edecek propaganda araçlarına ve yöntemlerine ihtiyacı kaçınılmazdır. Yazınsal propaganda araçları yanı sıra tiyatro, sinema gibi görsel araçlarda işçilerin ileri bir bilinç kazanmasında etkili bir biçimde kullanılabilir.

İşçi sınıfı her alanda patronlara ve onların sömürü sistemi kapitalizme karşı savaşmak ve kendi alternatiflerini yaratmak zorundadır. Patronların sömürü düzeni kapitalizm işçi sınıfı tarafından kendi silahıyla vurularak alt edilecektir. Gelecek güzel günler mutlaka ve mutlaka işçilerle gelecek ve mutlaka ve mutlaka yine onların olacaktır.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

0 YORUM YAP

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sosyalizm Kazanacak!