/ Kültür-Sanat / Sonbahar (Alper Özcan, 2008)

Sonbahar (Alper Özcan, 2008)

Üniversite yıllarında devrimci mücadeleye katılan Yusuf'un 19 Aralık 2000'de devlet eliyle devrimcilere karşı cezaevlerinde yürütülen operasyonlar sonrası yaşadıklarını anlatan Sonbahar,
on 13 Eylül 2014 - 00:30 Kategori: Kültür-Sanat
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

(01.07.09)

Üniversite yıllarında devrimci mücadeleye katılan Yusuf’un 19 Aralık 2000’de devlet eliyle devrimcilere karşı cezaevlerinde yürütülen operasyonlar sonrası yaşadıklarını anlatan Sonbahar, Özcan Alper’in yönetmenliğini yaptığı 2008 yapımı bağımsız bir film. F tipi cezaevleri üzerinden katıksız işkence yönteminin sistematikleştirilmesine karşı cezaevlerindeki devrimcilerin açlık grevleriyle başlayıp ölüm orucuyla devam eden direnişleri karşısında, 19 Aralık’ta devlet, ülkedeki 20 cezaevinde bir operasyon düzenlenmesine karar vermişti. Katliam sırasında 30 devrimci, koğuşlara yağdırılan kurşunlarla, atılan bombalarla ve ateşe verilen koğuşların içerisinde diri diri yakılarak can vermişti.

Sonbahar da, bu katliamdan sonra 8 yıl boyunca F tipinde yatan Yusuf’un ağır işkence koşulları sonrasında yaşadığı ruhsal çöküntüyü izleyiciye yansıtıyor. Egemenlerin adını utanmazca “Hayata Dönüş Operasyonu” koyduğu bu saldırıyla, salt direnen siyasi tutukluları yok etmek değil, tüm devrimcileri korkutmak, gözdağı vermek amaçlanıyordu.

Devrimcilerin F tiplerine tıkılmak istenmesinin temel sebebi, sisteme karşı duran unsurları yıllar süren bir sessizliğin içerisine hapsederek pasifize etmek ve onları doğru düzgün konuşamayacak duruma getirmekti. Aslında F tipi cezaevlerinin ağır işkence koşulları ve insanlık onurunun nasıl hiçe sayıldığı, bir insanı tecrit etmenin tam da sömürü düzenine yaraşır türden vahşice bir uygulama olduğu Hüseyin Karabey’in “Sessiz Ölüm” belgesel-filminde oldukça çarpıcı biçimde anlatılmaktadır.

Sonbahar ise hiç bunlara değinmeden Yusuf’un 19 Aralık katliamı sırasında yaşadıklarını bir fon olarak kullanıyor. Bu yönüyle maziye sadece gönderme yapmakla yetinip, 19 Aralık’ın kapsamlı bir analizini yapmaya hiç girişmeden, bu katliamın ve F tipi cezaevlerinin birey üzerindeki etkilerini anlatıyor. Fakat bunu söylerken de, Alper Görmüş’ün Sonbahar’ının 19 Aralık’ı dozunda kullandığını ve tüccardan bozma senaristler için artık vazgeçilmez birer ekmek kapısı haline gelmiş bulunan 12 Eylül ve darbe temalı melodramlarla alakası olmadığını belirtmek gerekir.

8 yıllık hapis hayatı sonrası memleketine dönen Yusuf’un mücadeleden elini ayağını çe-kişi sonrasında içine düştüğü yalnızlık, en yakın arkadaşından gelen “eskiden bir sosya-lizm umudumuz vardı, onu da aldılar” sitemi, SSCB’nin dağılışı sonrası Karadeniz’e daha iyi bir yaşam ümidiyle gelen Gürcü kadınların yaşantılarından kesitler, yönetmenin politik bir tercih olduğunu söylediği Hemşince’nin film boyunca kullanılmış olması gibi unsurlar hikayeye renk katıyor; fakat tüm bunlar Sonbahar’ın politik anlamda güçlü bir film olması için yeterli gözükmüyor. Sonbahar, Yusuf’un psikolojik durumunu iyi yansıtıp, özellikle Karadeniz coğrafyasının görsel malzemelerini ve görüntü yönetmenliğinin başarısıyla zenginleşen bir görselliği, başarılı müzik kullanımıyla birleştirip seyircilere sunarken -politik açıdan bilinçli olarak tasarlanmasa da- umutsuzluğu, yılgınlığı, inançsızlığı yayan bir film olarak karşımıza çıkıyor.

Yönetmenin ‘Bu film benim vicdan borcumdu.’ sözüne atfen, ortaya konulan eserin vicdan borcunu ödeyebilecek bir film olmadığını söylemek doğru olacaktır.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

0 YORUM YAP

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sosyalizm Kazanacak!