/ Kültür-Sanat / Sürü (Zeki Ökten, 1978)

Sürü (Zeki Ökten, 1978)

Senaryosu Yılmaz Güney tarafından hapishanede yazılan ve 1978’de Zeki Ökten tarafından çekilen Sürü filmi, Türkiye toplumcu gerçekçi sinemasının en güzel örneklerinden biri.
on 13 Eylül 2014 - 00:15 Kategori: Kültür-Sanat
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Senaryosu Yılmaz Güney tarafından hapishanede yazılan ve 1978’de Zeki Ökten tarafından çekilen Sürü filmi, Türkiye toplumcu gerçekçi sinemasının en güzel örneklerinden biri.

Film, ülkenin kültürel ve toplumsal eleştirel bir görüntüsünü Anadolu’nun doğusundan batısına akan bir hikaye içinde vermektedir. Hayatlarını hayvancılıkla sürdüren iki düşman aşiretin önde gelenlerinin oğlu(Şivan-Tarık Akan) ve kızı(Berivan-Melike Demirağ) evlenmesiyle başlayan öykü, üç kez doğum yapan Berivan’ın çocuklarının hepsinin de ölmesiyle devam eder. Şivan’ın babası ve aşiret reisi Hamo(Tuncel Kurtiz), güç kaybının, yoksullaşmasının, kısacası işleri kötüye gidişinin sorumluluğunu çocuklarını bilerek öldürdüğünü düşündüğü Berivan’a yükler. Bu süreçte diğer aşiretle yaptığı barışı da bozarak Berivan’ın aşiretten gitmesini ister. Berivan ise üçüncü çocuğunun da ölmesinden sonra çok sevdiği kocası dahil kimseyle konuşmamaya başlar. Şivan ise karısı için babası ve aşireti karşısına almaktan ve aşiretten ayrılmaktan çekinmez. Aşirete gelen bütün kötülüklerin sorumlusu olarak Berivan’ın gösterilmesi o dönemde aşiret yaşamının hüküm sürdüğü coğrafyada kadının toplumdaki rolü ve ona verilen değeri yansıtmaktadır. Öykünün diğer bir yanında ise baskıcı toplumsal değerlere isyan eden ve onları yıkmaya çalışan bir çifti buluruz.

Hikaye, tek varlığı olan koyun sürüsünü satmak için Hamo ağanın oğlu Şivan ve gelini Berivan’la Ankara’ya doğru yola çıkışıyla devam eder. Sürünün tren garına gelişinden sonra rüşvetten, hırsızlığa, koyunların telef olmasına kadar başlarına gelmeyen kalmaz. Tren Ankara’ya doğru yaklaştıkça umutların yerini hüzün almıştır. Koca bir şehrin için ağa yalnızca koyun satmaya gelen yoksul bir köylüdür. Çok geçmeden Hamo hayvan tüccarlarına gücünü yetiremeyen kendi otoritesinin şehirde bir şey ifade etmediğini anlamaya başlar; şehirdeki dengeler köydekinden çok farklıdır. Dengeler farklıdır farklı olmasına da aynı güç, zenginlik ilişkileri farklı kılıklarda Ankara’da da devam etmektedir. Ezilen, sömürülenler ile sömürücüler ülkenin doğusunda da batısında da farklı görüngülerde vardır. Ankara’da Şivan’ın arkadaşının oğlunun şu sözleri bu bakışa bir örnektir: “Buranın zengini de oranın ağası da…hepsi bir”

Yılmaz Güney, içinde yaşadığı toplumu ve sorunlarını yoksulluk içindeki Güneydoğu ve gelişmiş Ankara kıyaslaması ile göstermiştir. Köydeki ağaların yerini şehirde şehir zenginlerinin aldığını; bir kurtuluş, bir medeniyet olarak gördükleri şehir hayatının da farklı olmadığı filmin temel vurgusu niteliğindedir.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

0 YORUM YAP

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sosyalizm Kazanacak!