/ Kültür-Sanat / Zulme Karşı, Ezilenden Yana: Ahmet Arif

Zulme Karşı, Ezilenden Yana: Ahmet Arif

on 13 Eylül 2014 - 00:56 Kategori: Kültür-Sanat
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

 

(01.07.10)

Geçtiğimiz haziran ayında ölümünün 19. yılında andığımız Ahmet Arif halen en çok sevilen, en çok okunan toplumcu gerçekçi şairlerden biri. 1927 Diyarbakır doğumlu şair ilk şiirlerini 1948 yılında yayımlamış, ilk kitabı ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’i 1968 yılında çıkarmıştı. Ölümünden yıllar sonra 2003 yılında hiç yayımlanmamış eserleri ‘Yurdum Benim Şahdamarım’ kitabıyla yayımlandı. Ahmet Arif, ‘gizli örgüt üyeliği’nden uzun yıllar hapiste yattı, işkencelerden geçti. Oysa hapishanede yazdığı şiirlerinde hep umut, hep dışarıya özlem vardır ve elbette hüzün.

Ahmet Arif, folklorik bir üslupla daha çok kırsalı ve Kürdistan yaşantısının epik anlatıcısıdır. Arif, Kürt gerçekçiliğini yaşam tarzı, yoksulluk ve de yiğitlik boyutlarıyla anlatır; Kürt ulusal mücadelesinin varlığından pek bahsetmez. Arif, 33 Kürt’ün katledildiği olayı cesur bir dille anlatmıştır; ancak egemenlerin Kürdistan’da yaptığı katliamı gözler önüne sererken ne kapitalizme ne de sermaye devletine baş kaldırmıştır. Kitlelere mücadeleyi işaret etmemiştir; anlatıcı durumda kalmıştır.
Ahmet Arif’in söyleyişlerinde direngenlik, sabır ve karşı durma vardır ancak mücadele çağrısı eksiktir. Cemal Süreya, Ahmed Arif adlı yazısında “karşı koymaktan çok, boyun eğmeyen bir doğa içinde” onu tanımlarken bu noktayı işaretler.

nerede olursan ol
içerde, dışarda, derste, sırada,
yürü üstüne üstüne
tükür yüzüne celladın
fırsatçının, fesatçının, hayının…
dayan kitap ile
dayan iş ile
tırnak ile, diş ile
umut ile, sevda ile, düş ile…

Ahmet Arif, Nazım Hikmet’in açtığı yolda kendi tarzıyla ilerlemiştir. Fakat Nazım Hikmet ondan bir adım önde durur. Çünkü Nazım Hikmet işçi sınıfı mücadelesini ve sosyalizmi somut bir kurtuluş olarak gösterirken Ahmet Arif zulme karşı direnmenin yüceliğini ortaya koyar, bu haliyle yeni bir dünyanın ancak dolaylı bir çağırıcısı olabilir. Ahmet Arif kendisi için; ‘Ben yoksul ve namuslu halkımızın emperyalizme karşı savaşında bir sıra neferiyim’ der. Onda da döneminin Stalinist hegemonyanın sonucu olarak çarpık bir anti-emperyalist mücadele ve işçi sınıfı yerine koyulan halk anlayışı vardır. Şiirlerinin merkezine sınıf mücadelesini almadığı ölçüde ‘halk’, ‘yurt’ ‘vatan’ temaları eşliğinde enternasyonalist bir tavırdan ziyade Anadoluluk vurgusu olan ulusal bir duruş şiirlerine yansır.

Ahmet Arif’in, üslubu Nazım Hikmet’inkinden çok daha liriktir. Şiirlerindeki duygusallık, Anadolu gerçekliğini kitlelere çok başarılı anlatmıştır. İşçi sınıfının devrimci mücadelesine sempatisi oluğunu belli eder fakat daha ötesinin varlığından söz etmemiz pek mümkün değildir.

1991 yılında hayatını kaybeden Ahmet Arif, dizelerinden eksik etmediği umuduyla, daima ezilenden yana olan duruşuyla, kardeşlik vurgusuyla yazdığı şiirleriyle hafızalarda daima yer alacak bir şairdir.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

0 YORUM YAP

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sosyalizm Kazanacak!