/ Bolşevik Geleneğimiz / 99. Yılında Bir Ekim Devrimi Tablosu (Emre Güntekin)

99. Yılında Bir Ekim Devrimi Tablosu (Emre Güntekin)

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Üzerinden geçen 99 yılın ardından Ekim Devrimi, devrimin büyük şairi Mayakovski’nin şu şiiriyle bize sesleniyor gibi:
“Geleceğin insanları! res 1
Nasılsınız?
Tanımalıyım sizi.
Buradayım,
bütün acılarımla.
Yaralarım sızlıyor…
Size bırakacağım her şeyimi
o mutlu ülkümü.”
Devrimin yarattığı ölümsüz idealler aradan geçen bir yüzyılda hem karşıtlarının hem de kendi içerisinden çıkan cellatların saldırılarında büyük yaralar almasına rağmen yaşatılm
aya devam ediliyor. Ekim Devrimi yüzyıllar boyu hüküm süren arkaik Çarlık rejiminin yarattığı çelişkilerin ardından, insanlığın nasıl büyük sıçramalar yaratabileceğini açıkça göstermişti. İnsanoğlunun yapılamaz denileni yapabildiğini, değiştirilemez denilen ne varsa değiştirebildiğini inandırıcı hale getirmesi açısından da önemli deneyimler oluşturdu. Eşitsizliğin ve sömürünün bir kader, insanoğlunun bencilliğinin değişmez bir yazgı olduğunu kendi deneyimleriyle öğretti.
Ekim öncesinde Rusya’da yaşanan sürecin ağır çekimini bugün dünyanın pek çok bölgesinde görmek mümkün. Devrimi yaratan çelişkiler yerli yerinde duruyor. Savaşlar, krizler, katliamlar, baskıcı diktatörlükler, sömürünün niteliği… Yüzyılda insanoğlunun hayatında çok az şey değişti.

Rus proletaryası devrimi gerçekleştirirken iki yönden büyük bir tarihsel şansa sahipti: Hem çelişkilerle yüklü düzen artık Çarlık rejimini daha fazla taşıyamaz hale gelmiş, dahası geç kapitalistleşmenin bir sonucu olarak Çarlığın yerini alabilecek bir burjuva egemen sınıf yeterince olgunlaşamamıştı. Diğer yandan Rus proletaryası tarihteki öncellerinden daha gelişmiş bir silaha sahipti: Geçmiş yüzyılın devrimci deneyimlerini özümsemiş ve bunları Marksizm ile buluşturmuş bir devrimci öncüye yani Bolşevik Parti’ye ve bu partiye yön veren Lenin, Troçki gibi iki büyük öndere sahipti. Ayrıca daha 12 yıl öncesinde, 1905’te iktidarı alabilmenin sanıldığı kadar zor olmadığı tecrübe edilmişti. Lenin’in 1918 yılında işaret ettiği gibi Rus işçi sınıfı 1917 Şubat’ın da kendiliğinden bir ayaklanmayla Çarlığı devirmiş, hiçbir öncünün çağrısına ihtiyaç duymadan yeni rejimin iktidar organları olan sovyetleri kurmaya başlamıştı. Şubat’ın ardından tepede burjuva liberaller, Menşevikler ve Sosyalist Devrimcilerin koalisyonuyla oluşan karşı devrimin, tabanda ise Bolşevikler öncülüğündeki işçi sınıfının yarattığı yeni düzenin hüküm sürdüğü bir ikili iktidar süreci başlamıştı.

Bu noktada Bolşeviklerin işçi sınıfıyla nasıl kaynaşabildiğine biraz değinmek gerekir. Troçki Rus Devrim Tarihi eserinde Şubat Devrimi’nin ardından zindanlardan serbest bırakılan Menşevik ve diğer uzlaşmacıların ilk olarak Geçici Hükümet’in karargah edindiği saraya yöneldiğini, Bolşeviklerin ise tam tersine doğruca işçi mahallelerin ve fabrikaların yolunu tuttuğunu anlatır. Bolşevikler devrimin esas enerjisinin buralarda yattığını görmüşlerdi. İşçi sınıfı ise Ekim’e giden yolda karşılaştıkları her zorlu dönemeçte Bolşeviklerin ikbal peşinde koşan sözde devrimcilerden olmadığını anlamışlardı. Sınıfın ve öncüsünün böylesi muazzam bir bütünlük oluşturabilmesinin sırrı burada yatmaktadır. Birinci Dünya Savaşı öncesine ait bir polis raporu Bolşevikleri şu şekilde anlatır: “En enerjik, en coşkulu, yorulmak bilmeden mücadele etmeye, direnmeye ve ekim 20sürekli biçimde örgütlenmeye en yetenekli unsur Lenin’in etrafında yoğunlaşan gruplaşmalarda ve bireylerde görülüyor.” Bu enerji sayesinde Bolşevik Parti işçi sınıfının yegane devrimci okulu haline gelmişti.

1917’de mesele sadece işçi sınıfının meselesi değildi. Çarlığın kırbacı yüzlerce yıldır köylülerin üzerinde de sallanıyordu. Troçki 1917 yılının bu karakteristik yanını şöyle tarif ediyordu: “Eğer barbarlığın, Rusya’nın eski tarihinin mirası olan toprak sorunu çözümünü burjuvazide bulabilseydi, Rus proletaryası 1917’de hiç bir zaman iktidarı alamazdı. Bir Sovyet devletinin kurulabilmesi için, tümüyle farklı iki tarihsel nitelikli etmenin birbirine yaklaşması ve içiçe geçmesi gerekti: bir köylü savaşı, yani burjuva gelişmesinin şafağını karakterize eden bir hareket ile bir proleter ayaklanması, yani burjuva toplumunun çöküşünü muştulayan bir hareket. 1917 yılı bunu resmeder.”
Ancak devrimin kaderini belirleyen unsurlar asıl olarak Petrograd ve Moskova gibi işçi sınıfının nüvelendiği alanlarda gerçekleşmişti. Troçki bu merkezlerin niteliğini şöyle resmediyordu: “Bir devrimde bir başkent bu denli egemen bir rol oynuyorsa v
e kimi anlarda da ulusun iradesini tümüyle kendinde yoğunlaştırıyorsa, bunun sebebi yeni toplumun temel eğilimlerini en canlı biçimde ifade edebilmesinde ve onları en uç noktasına dek götürebilmesinde yatar.” 
Sürekli devrim yasasının bir gereği olarak dönemin Rusya’sında köylülüğe proletarya dışında hiçbir sınıf ve sosyalist devrim dışında hiçbir alternatif istediklerini veremezdi.

Toprak sorunu dışında nüfusun büyük çoğunluğunu kaplayan köylülük savaşın en ciddi mağduru sayılabilirdi. Topraklarından, köylerinden, sevdiklerinden kopartılan köylüler 4 yıl süren umutsuz ve yıkıcı bir savaşın ardından yorgun ve bitap düşmüştü. Artık onun açısından önemli olan mesele bir şekilde eve dönebilmesiydi. Bunun kim tarafından yapıldığının neticede bir önemi yoktu. İşte köylülükle işçi sınıfının kaderini birleştiren noktalardan birisi de buydu. Bunu Rusya’da işçi sınıfı dışında yapabilecek tek bir güç yoktu. 1917’ye gelinirken Çarlık ordusu kaçaklarla, isyancılarla darmadağın olmuştu. Devrim onlara eve dönme imkanı sağladı. Onların küçük hayatları açısından bundan daha büyük bir zafer olamazdı. Şolohov Durgun Akardı Don eserinin son satırlarındaki “Kaç uykusuz gecenin sabahına dek onca özlemle beklediği şey sonunda gerçekleşmişti işte. Evinin kapısında duruyordu. Oğlunu kucağında tutuyordu. Hayatta ona bundan başka bir şey kalmamıştı. Kısa bir süre için daha onu toprağa, donuk güneşin altında parıl parıl uzanmış yatan engin dünyaya bağlayan ne varsa hayatta, hepsi buydu.” sözleriyle bu ruh halinin en iyi tasvirini yapmıştı. Hem köylülüğün basıncı hem de işçi sınıfının tarihsel gücünü arkasına alarak yaptığı atılım Rusya’nın savaş meydanını terk eden ilk ülke olmasına neden oldu. Burada dipnot olarak Çarlık despotizminin kurbanları olarak ezilen Doğu halklarının verdiği devrimci desteği de belirtmek gerekmektedir. Onlarda halklar hapishanesi olan Çarlık rejiminden kurtuluşu işçi sınıfına destek olarak sağlamışlardı. Bütün bunların sonucunda meydanı ilk terk etmek zorunda kalan ülke Rusya oldu. Fakat kendini savaştan kurtarabilmek için Rus halkı egemen sınıfı devirmek zorundaydı. Böylece savaş zinciri en zayıf halkasından koptu.
Bütün bunların gerçekleşmesinde Bolşevizmin tarihsel olarak ispatlanmış teorik zenginliğini de ayrıca vuekim 16rgulamak gerekiyor. Lenin daha devrimci mücadele geçmişinin hemen başında tartışmasız bir gerçekle yüz yüze kalmıştı: Ya Çar’a suikast düzenlemekten dolayı idam edilen Narodnik abisinin izinden gidecek ya da bu harekete acımasız eleştiriler yönelten Marksizme yüzünü dönecekti. Lenin ikinci seçeneği tercih etti. Devrime kadar giden süreç içerisinde Lenin Marksizmin bütün hasımlarıyla uzlaşmaz bir savaşa girişerek, proletaryanın devrimci ideolojisini haklılığı kanıtlanmış bir dünya görüşüne çevirmişti. Dahası bilimsel sosyalizmin kurucuları Marks ve Engels’ten farklı olarak, Marksizmi Bolşevik Parti gibi bir silahla silahlandırmıştı. Tabiki Troçki’nin sürekli devrim ve eşitsiz bileşik gelişim yasası gibi Marksizme getirdiği açılımlar Bolşevizmin devrimci düşüncesinin candamarı olmuştu.

Genel hatlarıyla Ekim Devrimi’nin resmi böyle çizilebilir. 99 yıl önce insanlığın attığı bu tarihsel adımın bugün de atılmasının önünde hiçbir engel yok. Sömürüyse sömürü, savaşsa savaş, baskıysa baskı, eşitsizlikse eşitsizlik yüzümüzü çevirdiğimiz her tarafta. Aklımızdan hiç çıkarmamamız gereken tek bir olgu var: Umut. Bu umudu canlı bir varlığa dönüştürmek için çalışmak ve irade göstermek. Troçki’nin sözlerinde olduğu gibi “Nefes aldığım müddetçe umut etmeye devam edeceğim. Nefes aldığım müddetçe gelecek için kavga vereceğim, insanın, güzel ve güçlü, kendi tarihinin akışına yön vermede hâkimiyet kurduğu ve bu tarihin sınırsız mutluluk ve neşenin ufuklarına aktığı bu parıldayan gelecek için savaşacağım.” diyebilmek…

bolsevik.org

Marksist Bakış

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

bolsevik.org | Sosyalizm Kazanacak!