/ Polemik / Mihri Belli’yi Nasıl Bilirdik?

Mihri Belli’yi Nasıl Bilirdik?

on 12 Eylül 2014 - 21:37 Kategori: Polemik
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
Fikret Seyhan-(21.08.11)
Türkiye sosyalist hareketinin yaşayan en eski simalarından birisi olan, sembol isim Mihri Belli 96 yaşında hayata veda etti. Türkiye solunun bütün dönemeçlerinde izini bırakmış, özellikle de Türkiye solunun geleceğinin belirlendiği 68 sürecinde belirleyici tesirlerde bulunmuş bir insanın ölümü vesilesiyle bir takım değerlendirmelerde bulunmak, tarihi ve oradan doğru bugünü de anlamanın bir aracı olarak elbette önemlidir.
Mihri Belli’nin ölümüyle birlikte hemen hemen her yerde Belli’nin mücadeleci yaşamı günlerdir övülüyor. İçerisinde yer aldığı olaylar, Mihri Belli’nin bunlar üzerindeki rolü ve değerlendirmelerine hiç değinilmeden ismen zikrediliyor. Mihri Belli 96 yıllık ömrünün büyük çoğunluğunu sosyalist mücadeleye tutunarak geçirdi. Bu nokta, Mihri Belli’yi övenlerin görünürdeki en sağlam dayanağı durumunda. Ancak bizim açımızdan Mihri Belli’nin sosyalist hareketin ilerleyişine etki eden hatalarını, eksiklerini, ideolojik tutumlarını ele almak ve eleştiri süzgecinden geçirmek zorunludur. Ölenin ardından kötü konuşmak, toplumsal değerler bakımından ayıplanacak bir durum olarak algılanır ama mesele devrimci sınıf mücadelesinin çıkarları ile ilgiliyse biz Bolşevikler için durum değişir. Güzellemeler yapanlar nereye kadar nezaket icabı ritüellere uygun davranıyor, nereye kadar Mihri Belli ile aynı tastan su içmişler, orası biraz karışık; ama sanırız çoğu durumda ikisi birlikte geçerli oluyor. Bizlerse ne Mihri Bellilerle aynı tastan su içtik, ne de kökleri orta yolculuğa çıkan uzlaşmacı nezaketçilik ve ritüellerle uyuşabiliriz.
Mihri Belli mücadeleye atıldığından beri Türkiye sol hareketinin şekillenişinde önemli etkileri olmuştur. Tartışılmaz olan bu durum, O’nun üzerine yazılan bütün değerlendirmelerde giriş noktası oluyor. Ancak şu soruyu da eklemek gerekmektedir: Mihri Belli Türkiye solunun ideolojik ve politik olarak şekillenişine ne getirdi? Bu soru hemen hemen hiç ele alınmamaktadır. Çünkü Türkiye sol hareketinin birçok unsuru halen Mihri Belli’lerin ortaya koyduğu çizgi üzerinde oturmaktadır. Diğer birçoğu da Mihri Belli’nin inşa ettiği gelenekle yakın akrabalık bağları vardır. Bu yüzden Türkiye solunun çok büyük bir çoğunluğu için Mihri Belli’yi eleştirmek kendi kendilerini eleştirmek anlamına geleceği için eleştiri es geçilmektedir. Bir de kendisini devrimci Marksist addeden DİP’in Mihri Belli’yi “enternasyonalist devrimci” olarak selamlaması var ki insana pes dedirtiyor. Mihri Belli “enternasyonalist devrimciliğin” uzağından bile geçmemiştir. Tam tersine hayatının en büyük işleri (MDD gibi), Belli’nin şovenizmin dibine vurduğu işlerdir ki bunlar O’nun tam da enternasyonalist devrimcilik adına şiddetle eleştirilmesini gerekli kılmaktadır. DİP’li yazar herhalde enternasyonalist devrimci derken Belli’nin Yunan İç Savaşı’na katılmasını temel almış. Oysa Yunan İç Savaşı’na katılmak Belli için Stalinist KKE liderliğinin ve bizzat emir aldığı Stalin’in iğrenç ihanetlerine ortak olmak anlamına gelir, o kadar. Mihri Belli hiçbir zaman Yunanistan’da gerçekte ne yaşandığını, olayların iç yüzünü anlatmadı. Tam tersine Stalinizmin korkunç günahlarının üstünü örtmeye çalıştı, bir anlamda en azından Türkiye’de tarihe bu konuda karartma yaptığını söyleyebiliriz.
Burada bir parantez açarak “Kapetan Kemal”in hikayesine değinilebilir. Mihri Belli Yunan andarte liderlerine verilen “Kapetanios”tan esinlenilerek “Kapetan Kemal” lakabını almıştı. 1947’de Demokratik Ordu saflarında savaşmak için Yunanistan’a gitti. Bu noktada Mihri Belli’nin Yunan İç Savaşı’yla ilgili değerlendirmelerine bakmak gereklidir. Belli, Yunanistan’daki iç savaşın Komintern ve SSCB’den gelen baskılara rağmen Yunanistan Komünist Partisi (KKE) tarafından alınan inisiyatifle başlatıldığını söylüyor, Stalin’in Churchill’le Doğu Avrupa’yı paylaştığı, Yunanistan’ın İngilizlere bırakıldığı anlaşmayı uluslararası koşulların dayattığı bir zorunluluk olarak mazur gösteriyor. Hatta kendi sözcükleriyle aktaracak olursak; “Ve gene, Yalta’da da aynı Stalin’in, Churchill’in anılarında yazdığına göre, gene kendisine, Yunanistan’da Alman işgali döneminin işbirlikçilerini silahlandırarak halka karşı faşist bir terörü kışkırtıp toplumdaki en gerici güçlere dayanan bir kralcı düzen kurma işine soyunmuş olan İngiltere’yi ‘eleştirmeye hiç niyetli olmadığını’ söylemesi ve ardından İngiltere’nin Yunanistan’daki politikasına tam bir güveni olduğunu belirtmesi gibi kraldan fazla kralcı bir tutum bile, bir bakıma aynı biçimde değerlendirilebilir.”(1) ifadeleri Mihri Belli’nin ömrü boyunca Stalinizme karşı takındığı hayırhah tutumun bir özeti gibidir.
Yunanistan iç savaşının namuslu bir analizinin Stalinizmin mahkum edilmesiyle sonuçlanması kaçınılmazdı. Mihri Belli böyle bir analize girişerek Türkiye’de devrimci hareketin ufkunu ilerisi için büyük niteliksel farklar yaratacak şekilde genişletebilirdi. Ama maalesef Belli bu işlere girişebilecek bir adam değildi.
Mihri Belli 68’i Domine Ediyor
1950’li yıllarda artık tek parti diktatörlüğü sona ermiş olsa da DP iktidarı da sosyalistlere göz açtırmamıştı. TKP de bu baskılardan nasibini alırken Mihri Belli’ye hapis ve sürgün yolları gözükmüştü. Meşhur 1951 Tevkifatı’nın ertesinde bir TKP klasiği olarak parti içerisinde Moskova’nın hakemliğinde bir sürü entrika vuku bulacak ve sonunda yine klasik olarak birileri tasfiye edilecekti. Mihri Belli bu dönemde kurban edilenlerden biri olacaktı. Belli TKP’den uzaklaştırılmış olsa da hep “eski” TKPli olarak kaldı ve SBKP çizgisinin sadık bir izleyicisi olmayı sürdürdü. 1960’lardaki büyük etkisi de bu vesileyle olacaktı.
TKP kitlelerle doğrudan bağ kuramasa da ideolojik etkileri oldukça güçlü olmuştur. TKP’nin Kemalizm’i ilerici ilan etmesi maalesef yeni kuşakların bu konuda büyük zaaflar göstermesine neden olmuştur. TKP’nin taşıyıcısı olduğu resmi Stalinist çizgi Kemalizm ile birçok noktada örtüşmektedir. Milliyetçiliğin beşiğinde “ulusal kalkınmacılık” iki çizginin de aslında özünü oluşturuyordu. “Ulusal kurtuluş mücadelesi”, “antiemperyalizm”, “yurtseverlik” türünden lafazanlıklar bu iki çizginin ortak paydasıydı.
TKP’nin Stalinizasyonu tamamlandıktan sonra parti programından “işçi ve köylü şuraları hükümeti hedefi” kaldırılmıştı. Kemalizm, Stalinist aşamalı devrim perspektifinin bir basamağı olarak görülüyordu. Bu ideolojik evrim 1960’larda da kendisini fazlasıyla hissettirecekti. Mihri Belli’nin burada sahip olduğu özel anlam ise onun geçmişle gelecek arasında adeta bir köprü oluşturmuş olmasındandır. TKP’nin cılız örgütsel varlığı Avrupa’da uyku halindeyken Mihri Belli TKP çizgisini partinin dışında da olsa yeni kuşağa aktarmayı başarmıştır. SSCB dış politikasını yakinen takip eden Mihri Belli resmi çizginin Ortadoğu ülkelerinde Baas partisi modellerini öngördüğünü biliyordu. Buna uygun olarak Belli tüm enerjisini sol cunta hazırlıklarına harcamaktaydı. Bu yüzden de sözde enternasyonalist devrimci Belli’nin vurguları bağımsızlık, anti amerikanclıkla süslü vatan millet edebiyatlarından öte değildi. Mihri Belli sol cunta ortamını güçlendirmek için milliyetçi söylemi uç noktalarına kadar vardırıyordu.
Mihri Belli’nin 68 gençlik hareketini büyük oranda etkilemesini mümkün kılan etkenler nelerdi? İlk olarak 27 Mayıs sonrasında ordu bir hayli politikleşmişti. Özellikle genç subaylar ve askeri okul öğrencileri Kemalist solun radikal biçimlerine meylederek sol cunta arayışlarını güçlendiriyorlardı. Mihri Belli gibi eski TKPli olan Hikmet Kıvılcımlı’dan Doğan Avcıoğlu’na, Kemalist aydınlardan kimi gençlik önderlerine kadar geniş kesimler için sol cunta hayali giderek elle tutulur bir hale dönüşüyordu. Mihri Belli bu unsurlar içerisinde süreci uluslararası bağlamlarıyla okuyan ve gençlik hareketiyle organik bağları olan bir isim olması ile öne çıkıyordu. Mihri Belli’nin büyük etki kazanmasının asıl önemli nedeni ise gençlik ile kurduğu temastır. Bunun arkasında ise TİP’in tıkanması yatmaktadır. Parlamenter hedeflere kilitlenmiş TİP liderliği parti tabanındaki gençliğin militanlığını “baskı ortamına gerekçe yaratır” korkusuyla kendisi için bir tehdit olarak görmüştür. Bu doğrultuda radikal gençlik hareketini pasifize etmeye kalktığında devrimci gençliğin TİP’ten kopuş süreci başlamıştır. Kurt politikacı Mihri Belli bu noktada devreye girerek TİP liderliğinin pasifliğini teşhir etmiş, gençliğe antiemperyalist aksiyon önermiştir. Gençliğin bu dönemdeki 6. Filo eylemleri, Mustafa Kemal yürüyüşlerinde Belli’nin etkileri vardır. Soğuk Savaş yıllarında ABD hedeflerine yönelik militan eylemler SSCB tarafından komünist partilere verilen en önemli ödevlerden birisiydi. Mihri Belli, zaten Vietnam Savaşı nedeniyle antiemperyalist duyguları zirvede olan gençliğin radikalliğini okşuyordu.
Kendisi de, 68 kuşağının diğer birçok temsilcisi gibi Mihri Belli’nin tedrisatından geçmiş olan Ertuğrul Kürkçü “1960’ların ikinci yarısında Mihri Belli’ye çağdaşları arasında özgün bir konum sağlayan ve onu “devrimci gençlik” hareketinin kutup yıldızı kılan da aynı şeydi: Devrimin güncelliği.”(2) derken bu durumu anlatmaktadır. Diğer taraftan Mihri Belli’yi salt bir radikalizm taraftarı olarak görmemek gerekir. Belli, gençliğin eylemciliğini desteklerken bir yandan parlamenter rüyaları sol cuntanın önüne koyan TİP’ten gençliği kopartıyor bir yandan da gençliğin radikalliğini vatan ve bağımsızlık edebiyatları ile Kemalizme ve sol cuntacılığa bağlıyordu. Mihri Belli, 68 gençlik hareketi içerisindeki Kemalizm fenomeninin tartışmasız en önemli yaratıcılarından birisi olmuştur. Onun enternasyonalizmi ideolojik olarak bağlandığı güçlü milliyetçilik karşısında silik bir yafta olarak kalmıştır.
Ancak Belli’nin eylemci pratiğinde, sokak, Milli Demokratik Devrim’in sol cuntacı perspektifinin adeta yancısı durumundadır, asli bir role sahip değildir. Mücadeleye yeni gözlerini açan ve eski kuşak tarafından şekillendirilen gençlik hareketi, “Ordu işçi-gençlik el ele mücadeleye!” sloganını dillerinden düşürmez. “Bağımsız ve demokratik Türkiye” hedefi artık tüm gençlik hareketinin temel vurgusu olacaktır. “Enternasyonalist” Mihri Belli ise ulusalcı dar bakış açısını bu dönemde daha da fazla sahiplenir olmuştur: “Bugün Rusya’yı yöneten Lenin’in partisi değil de Romanov hanedanından bir Çar olsaydı bile gene de Amerikan üslerinden arınmış bağımsız bir Türkiye’yi gerçekleştirme amacını güden her Türk yurtseveri, Amerika ile Rusya arasındaki çelişkiden kendi milli çıkarı açısından yararlanma gereği duyardı.” (4) Görüldüğü üzere milli çıkarların savunusu, her türlü güçle işbirliğine açık bir pragmatizmle Belli’nin programının temeline yerleşmiştir.
Mihri Belli’nin MDD yaklaşımı pasifist TİP liderliği karşısında gençliğin akınına uğradı. 68’in neredeyse bütün önemli gençlik liderliği bu hareketin bir parçası oldular. Ancak tıkanma ufukta görünüyordu. Görünüşte “parti sorunu” üzerinden gelişen bir tartışmayla MDD hareketi 60’ların sonu, 70’lerin başında bir yarılmanın içerisine girmişti. Ancak gençliğin MDD saflarından uzaklaşmasının sebebi ne parti sorunu ne de ideolojik herhangi bir yönelimdi. Temelde yatan şey MDD’nin özünde düzene olan bağlılığı, gençliğin radikal mücadelesini sol cunta perspektifinin meşruiyet aracına dönüştürmeyi istemesinde yatmaktaydı. Mahirler, Denizler, İbolar kendi devrimci pratikleri içerisinde sol cunta projelerinin çıkışsızlığını kendilerine dönen her asker süngüsünde rahatlıkla görebiliyorlardı. Che Guevara’nın, Vietnam’da ABD’ye karşı yürütülen direnişin, ulusal kurtuluş mücadelelerinin devrimci idealizmi bu gençleri de sarmaktaydı ve gençler MDD’nin milli cephesini tam ortadan çökertecek silahlı mücadeleye atılma noktasına varmışlardı. Bu noktadan sonra kimse Stalinizmin ihtiyatlı, düzene zincirle bağlanmış eski tüfeklerini dinlemeyecekti.
Nitekim olaylar gençliği birçok noktada haklı çıkartırken, Mihri Belli’nin pozisyonunu iflasa mahkum etti. Denizler, Mahirler, İbolar 9 Mart’ta sol cuntanın içinde yer alan, 12 Mart’ta gerici, baskıcı cuntanın içinde yer alan generallerin hedefi oldular. Gençlik eski tüfeklerin yanlışlarını geç de olsa kavrarken, bunun bedeli yaşamları olacaktı.
68 Sonrası Mihri Belli
Mihri Belli’nin politik yaşamının en etkili olduğu zaman dilimi 68 dönemi olmuştur. 68 gençlik hareketi belli bir noktadan sonra eski kuşağın pratik ve örgütsel kontrolünden çıkmış ve mücadeleleri daha radikal biçimlere bürünmüştür. Sonuçta, Mihri Belli de radikalleşen gençlik ve sınıf mücadelesinin bir kenara ittiği siyasal figürlerden birisiydi. Onun siyasal kariyeri 1970’lerin kitlesel mücadeleleri içerisinde hiçbir etkiye sahip değildi. Ne bu dönemde başını çektiği Türkiye Emekçi Partisi’nin somut bir gücü vardı, ne de sonrasında yer aldığı ÖDP ve SDP deneyimlerinde belirleyici konumdaydı. Son süreçte ise SDP-Sosyalist Parti ayrışmasında burjuva basına verdiği demeçle hafızalarda kaldı.
Diğer taraftan Mihri Belli’nin taşıdığı ideolojik çizgi Türkiye solundaki ağırlığını muhafaza etmiştir. Bugün bile bu durum geçerlidir. Menşevik aşamalı devrim anlayışı, bağımsızlık ve demokrasi mücadelesi, yurtseverlik, Kemalizm’e yatkınlık, sınıf uzlaşmacılığı bugün de Türkiye solunu Marksist programdan koparmakta, küçük burjuva bir hatta sokmaktadır. Bugün de bu bileşenler Mihri Belli’yi yere göğe sığdıramamaktadır.
Mihri Belli Türkiye sosyalist hareketinin geçmiş muhasebesi yapılırken her zaman ele alınacaktır. Ölümü onun politik yaşamı konusunda bin türlü kafa karışıklığının açığa çıkmasına vesile oldu. Ölen kişinin arkasından gösterilen saygı, hiçbir şekilde geçmişte yaşanan olayların muhasebesinin yapılmasının, hataların ortaya serilmesinin, doğruları yeni kuşaklara aktarmanın önüne geçmemelidir.
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

0 YORUM YAP

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sosyalizm Kazanacak!