/ SEP Girişimi / Ankara’da AKP ve Türkiye’nin Geleceği Tartışıldı

Ankara’da AKP ve Türkiye’nin Geleceği Tartışıldı

on 26 Eylül 2011 - 13:16 Kategori: SEP Girişimi
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
Bir süredir çalışmalarını yürütmekte olduğumuz “İslami Hareket, AKP ve Türkiye’nin Geleceği” konulu paneli 10 Nisan panel3_10nisan_1Pazar günü gerçekleştirdik. Toplumun büyük kesiminin sorduğu “Nereye gidiyoruz”, “AKP’nin güçlenişi Türkiye’yi nereye götürecek” gibi sorulara cevapların arandığı panele, aralarında İranlı dostlarımızın da bulunduğu yüz kişi katılım gösterdi.
Öncelikle Ortadoğu’da yaşanan devrim dalgasının kısa sonuçlarıyla başlayan panelde, Ortadoğu’daki devrimci süreci zafere ulaştırmak için olmazsa olmaz olan işçi sınıfının devrimci öncüsünün örgütlenmesine vurgu yapıldı. 21. yüzyılın da, tıpkı Lenin’in 20. yüzyılı ilan ettiği gibi, savaşlar ve devrimler çağı olduğu; kapitalizmin içerisine düştüğü krizle sınıf mücadelesinin tüm dünyada yükselen bir ivme gösterdiği; Yunanistan’da, Fransa’da, daha genel olarak da bütün Avrupa ülkelerinde yükselen mücadele dalgası düşünüldüğünde Ortadoğu’daki kalkışmanın da emperyalist-kapitalist sistemin içine düştüğü darboğazın somut bir göstergesi olduğu; devrimcilerin bu ayaklanmaları sosyalist hatta çekmek için var güçleriyle çalışmaları gerektiği belirtildi.
Türkiye’de ise AKP iktidarının yaklaşık dokuz yıllık döneminde sermayenin has bir partisi olarak emekçilerin hakları üzerinde büyük saldırılara giriştiğinin, böyle safkan bir sermaye partisine karşı mutlak surette mücadele verilmesi gerektiğinin altı çizildi. AKP’ye açık ya da örtülü şekilde “sol”dan destek olan sol liberaller teşhir edildi, AKP’ye bakışımız konusunda devrimcilerin tavrı ne olmalıdır sorusuna yanıtlar arandı.
Elbette AKP’yi, siyasal İslam’ın geçmişinden bağımsız olarak incelemek tarihselliğin de dışına çıkmak demek olacaktır. Bu yüzden siyasal İslam’ın kökenlerini kavramak, onun üzerinde yükseldiği zemini, bu süreçte kimlerin desteğini arkasına aldığını anlamak istiyorsak yakın Türkiye tarihine de bir göz atmamız gerekecektir. Ufak çaplı bir araştırma dahi, İslamcı hareketin ortaya çıkışındaki anti-komünist saikleri göstermeye yetecektir. 1960’ların ikinci yarısıyla beraber devrimci yükselişin karşısında konumlanan İslamcılar, bu konumlarını daha sonraki dönemde de muhafaza ettiler. 12 Eylül darbesi ise Türkiye’de siyasal İslam’ın önünü açan dönemeçlerden biri oldu. İmam hatiplerin artışıyla, zorunlu din dersleri uygulamalarıyla, İslamcı sermayenin güçlendirilmesiyle, ABD’nin SSCB karşısında koz olarak kullandığı yeşil kuşak projesi başbaşa gitti.
89-90 döneminde işçi sınıfının yükselen mücadele dalgası Türkiye siyasetinde yeni değişmelerin yaşanacağının habercisi haline gelmişti. Nitekim SHP’nin hızlı yükselişi ve emekçiler açısından büyük hayal kırıklığı yaratarak aynı hızla yere çakılışı, yoksul emekçi kitleleri dayanışma ağlarını kullanarak arkasına yedekleyen Refah Partisi’nin iktidarının yolunu döşemişti. Ancak gerek uluslararası siyasal arenadaki kilit önemdeki değişmeler(SSCB’nin çöküşü), gerek de RP’nin büyük sermayenin programıyla örtüşmeyen küçük burjuva refleksleri egemen sınıflar için yeni alternatifler aranmasını gündeme sokmuştu. DSP-ANAP-MHP koalisyonu, istikrar arayan ve emekçi haklarına saldırıyı artırmanın yollarını arayan Türkiye kapitalizmi için tam bir fiyasko oldu. İmdada AKP yetişecekti.
Milli Görüş yeleğini üzerlerinden çıkardıklarını, değiştiklerini söyleyen AKP kurmayları büyük sermayenin ve emperyalizmin ihtiyaçlarına uygun düşen politikaların uygulayıcısı olacağının sözünü verdi. Küresel sermayeyle uyumlu bir hat, neoliberal politikaların büyük bir iştahla uygulanması, işçi sınıfının büyük bir hızla örgütsüzleştirilmesi ve Türkiye’nin bir ucuz emek-gücü cenneti haline dönüştürülmesi AKP hükümetini egemen sınıf katında alternatifsiz kılan faktörler oldu.
AKP’nin gücü bunların yanında başka şeylere de dayanıyordu. AKP’nin vazgeçilmez hale gelişini uluslararası süreçten koparmak meseleyi eksik kavramak olur. Irak savaşı, Büyük Ortadoğu Projesi gibi konularda AKP, emperyalist devletler için de özel önem verilen bir parti durumuna geldi.
Öte yandan Türkiye siyasetinde de artan kutuplaşmayı kendi lehine kullanan AKP, belli oranlarda kendi kemik tabanını da bu süreçte inşa etti. Bir yandan mağduru oynamayı çok seven AKP, öbür yandan da Kemalist askeri vesayetin kırılmasında oynadığı muazzam rol ile de kendi meşruiyet kaynaklarını hazırladı.
Ancak AKP diğer sermaye partilerinin oluşturduğu şablona da uymuyor. İslamcı referansları onu diğer sermaye partilerinden ayıran bir özelliğini oluşturuyor. Dolayısıyla, AKP güçlendikçe kendi toplumsal tabanının isteklerini uygulamak için kolları sıvayacak, muhafazakarlaşmanın artışında daha emin adımlarla ilerleyecektir. Seçim sonrası dönem bu anlamda AKP’nin daha da pervasız hareket edeceği bir dönem olmaya adaydır. Bu ise asla bazılarının iddia ettiği gibi “şeriat gelecek” çığırtkanlığı yapmayı gerektirmiyor. AKP’nin sınıfsal rolü kavranmadığı taktirde bu sermaye partisine dair yanlış anlamalar dağ gibi dizilecektir. AKP, bugün büyük sermayenin isteklerini yerine getiren bir sermaye partisidir ve Türkiye kapitalizmini istikrarsızlığa sokacak siyasi hamleler ne büyük burjuvaziye, ne AKP döneminde güçlenen sermaye kesimlerine, ne Gülen cemaatine ne de başkasına yarar.
Peki AKP’ye karşı dururken devrimcilerin nasıl bir hat izlemesi gerekiyor? Yaşam tarzı üzerinden ayrışmanın getirdiği toplumsal kutuplaşmanın AKP’yi geriletmek şöyle dursun, onu daha da güçlendirdiği sıkça gözüktü. Yoksul emekçi kesimleri AKP’den koparmak için verilecek mücadelenin eksenine sınıf perspektifi oturtulmalı, AKP’nin emekçilere yönelik saldırıları her fırsatta teşhir edilmelidir. Eline geçen her fırsatta doğası gereği işçi sınıfına saldırmak zorunda olan sermaye bize, AKP’ye karşı tepkiyi büyüteceğimiz kanalları kendisi vermektedir. 78 gün boyunca Ankara’nın soğuğunda, çadırlarda direnen Tekel işçileri, yaklaşık yedi milyon insanı doğrudan ilgilendiren şifre skandalına karşı çıkan öğrencilerin, velilerin, eğitimcilerin mücadeleleri gibi örnekler AKP’nin toplumsal meşruiyetini sarsmada hayat tarzları üzerinden yapılan ayrımlardan çok daha etkili olacaktır. Panelimizde ısrarla vurgulanan olgu bu olmuştur.
AKP’yi siyasal İslamın geçmişiyle, sınıfsal kökenleriyle kavramak ona karşı yürütülecek mücadele hattının netleştirilmesi için zorunlu gözüküyor. Yakın zamanda, siyasal İslam’ın kökenlerini, nasıl büyüyüp serpildiğini, bundan sonrası için bizleri neyin beklediğini konu alan bir kitap Spartaküs Yayınları’nın ikinci eseri olarak yayımlanacaktır. Panelin ardından yayımlanacak bu kitap da devrimcilerin AKP’ye karşı mücadeleyi nasıl yürütüceklerini netleştirmesi bakımından büyük bir öneme sahip olacaktır.
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

bolsevik.org | Sosyalizm Kazanacak!