/ Tarih / Tarihe Adını Yazmış Bir Efsane: Spartaküs – Oğulcan Sönmez

Tarihe Adını Yazmış Bir Efsane: Spartaküs – Oğulcan Sönmez

on 13 Eylül 2014 - 01:40 Kategori: Tarih
Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

 Başkaldırının efsanevi simgesi haline gelmiş bir önder… İsyanıyla egemenlere korku salmış bir hareketin lideri… Bugün dahi hatırladığımızda saygıyla anmadan geçmeyiz. Spartaküs şüphesiz ki insanlık tarihinde çok önemli yer kazanmış liderlerdendir. Sömürünün en çıplak hali olan köleliğe karşı isyan etmiş, on binlerce insanı biraraya getirmiş ve dönemin en büyük imparatorluklarından olan Roma’nın egemenlerine korku salmıştır. Sol literatürde önemli bir yere sahip olan, hatta Marks’ın hayranlığını dile getirdiği bu önder; belki de bir geleneğin yaratıcısı olacak kadar önemlidir. Tüm dünya dillerine geçmiş şu ifade bunun için yeterli bir kanıt değil midir? “Spartaküs Olmak!” Onun adı başkaldırının sıfatıdır ve sınıf savaşımları devam ettiği sürece, öyle kalmaya da devam edecektir.

Yaşadığı tarih M.Ö 101 ile M.Ö. 71 arasındadır. Gençliği hakkında çok bilgi bulunmayan Spataküs’ün kesin olmamakla birlikte; bir asker kaçağı olarak yakalanarak, gladyatörlük okuluna teslim edildiği tahmin edilmekte. Gladyatörlük; o dönemde Roma’da neredeyse bir küfür sayılırdı diyebiliriz. Aşağılanmanın en alt seviyesiydi ve köleler dahi böylesine acımasızca ölmek zorunda bırakılmazken, onlar her gün ölmek zorundaydılar. Genellikle savaş esirleri, kimsesiz köleler veya suçlulardan oluşurlardı. Acımasızca arenada ölüme terk edilip aslanlara yem edilirlerdi ya da birbirlerini öldürmeye zorlanırlardı. Hatta öyle ki; savaş esirlerinden aynı orduya mensup askerleri arenada birbirleriyle dövüştürüp üzerlerine bahis oynayan Romalı bir egemen sınıf vardı. Yenilen gladyatörler ya aslanlara yem ediliyor ya da oracıkta öldürülüp atılıyordu. Yenen taraf ise şan ve şöhretini yükseltmiş sayılıyordu(!) Spartaküs böyle bir hayatın içerisine atıldı ve kısa sürede arenada yaptığı dövüşlerle ün kazanmış bir gladyatör haline geldi. Ciddi bir askeri eğitimden geçmiş olacak ki uzun bir süre arenada hayatta kalabilmişti. Yaratacağı köle ordusuyla Roma’yı kasıp kavurmadan önce herkesin tanıdığı, başarılı bir Trakyalı olarak Capua’dan Roma’ya tüm İtalyan coğrafyasında adını duyurmuş olacaktı.

Yaşadığı yer Capua denen bir bölgedeydi. Oradaki gladyatörlük okulunda eğitim görmüştü ve daha sonra silah arkadaşları olacak olan diğer gladyatörlerle o okulda tanıştı. Dönemin tarihçilerinin anlattığına göre; Batiatus’un olan okulda ona karşı ayaklanmaya karar vermiş gladyatörler Spartaküs’ün önderliğinde yalnızca 74 kişilerdi. Bu 74 cesur adam muhafızları yenerek bir hapishane sayabileceğimiz bu gladyatör okulundan kaçtılar. Bu kaçış belki de insan bilincinin o dönemki en yüksek noktasına sıçrayışı başlatacaktı. Şehirde ilerlediler ve önlerine çıkan her köleyi salıvererek ordularına kattılar. Capua’daki diğer gladyatörleri tek tek serbest bıraktılar ve giderek büyüyorlardı. Çevredeki her şehri ve kasabayı gezdiler. Silah depolarını ele geçirerek güçlerine güç kattılar ve orduları artık Romalı lejyonlarla boy ölçüşebilecek güçteydi. Spartaküsisyanı başlatan ateşti ve doğal önderliği tartışmasız kabul görüyordu. Bilge kişiliği ve askeri başarısı tarihçilerin, hatta Marks’ın hayranlığına kaynak olacak kadar parlaktı. Karl Marks ondan şöyle bahsedecekti: “ Antik tarihin en muhteşem yoldaşı, büyük bir komutan ve asil karakteri ile proletaryanın parlayan temsilcisi”.  Spartaküs o döneme dek yapılmış ilk köle ayaklanmasına önderlik etmiyordu. Daha önce birçok ayaklanma gerçekleşmiş ancak başarısız olmuştu. Onun özelliği en kitlesel ayaklanmaya önderlik etmiş olmasıydı. Üstün liderlik yetenekleriyle, antik çağın en büyük ayaklanmasına başarıyla önderlik edecekti. Ve bugün, kapitalizm tarafından bir meta olarak kullanılsa da; ezilenlerin ve sömürülenlerin kahramanı olmaya devam etmektedir.

Civar köylerde, kasabalarda ve şehirlerde gezerek yiyecek ve silah depoladıktan sonra birkaç küçük zafer elde edeceklerdi. Elbetteki bu zaferler büyükleri için ilham oluyor ve kulaktan kulağa yayılıyordu. Bu yayılma Spartaküs’ün Vezüv dağı eteklerinde kurduğu aşağılanmışlar ve dışlanmışlar kampını adeta bir mıknatısa çevirdi. Her geçen gün yeni gruplar katılıyor ve tarih önü alınamaz bir büyümeye tanıklık ediyordu. Ancak gariptir ki bu büyüme ve başkaldırı karşısında ne senato ne de dönemim tarihçileri endişeli görünmeyeceklerdi. İsyanın ilk dönemlerinde Romalı tarihçiler daha sonra aşağılık olarak bahsedecekleri Spartaküs’ten hiç bahsetmiyorlardı. Egemenler üç bin kişiden oluşan çok küçük bir ordu gönderdi üzerlerine. Bozguna uğradılar ve neredeyse bütün Roma askerleri öldü. Bu savaşı kazanacağı düşünen Romalı komutanlar şaşkına döndüler; çünkü kölelerin savaşının Roma ile değil hayata tutunmak için olduğunu düşünüyorlardı. Bu onları büyük bir yanılgıya soktu. Bir hatanın önünü açarak onların zayıf düşmesi için bekleyişe geçmeye karar verdiler. Böylece köleler güçsüzleşecek ve tek bir hamlede yok edileceklerdi. Dağın eteklerini tamamen çevirerek kaçış noktalarını kestiğini düşünen Claudius Glaber burada beklemeye karar verdi. Bu durumdan kurtulamayacağını düşünen köleler gün geçmeden paniklemeye başlamışlardı ki Spartaküs dağın öteki tarafından yalnızca bir kişinin geçebileceği bir patika buldu. En güçlü ve özel adamlarından küçük bir saldırı ekibi oluşturarak gizlice o patikadan indi ve gecenin yarısı dağın tepesindekilerle aynı anda kampa saldırdılar. Çoğu Roma askeri yatağında ölecekti. Öylesine büyük bir bozgundu ki kendilerini dahi savunamadılar. Silahları, zırhları, atları alan isyancılar artık güçlerine güç katmıştı. Ancak en önemlisi savaşıp kazanabileceklerine dair inançları artmıştı. Bu, onları daha da ileriye taşıyacak en önemli güç sayılabilirdi. Romalılar bu hezimet sonrası ne yapacaklarını düşünürken iyi eğitilmiş ve deneyimli bir ordusu olan Publius Varinus’u isyancıların üzerlerine göndermeye karar verdiler. İki ordunun sayıları o dönemde tam olarak bilinmese de savaşta Publius Varinus’un kendisi bile öldü. Doğal olarak her savaştan sonra moralleri yükselen isyancıların ve tüm Roma halkının aklında artık tek bir şey yankılanmaktaydı: “Roma yenilmez değildir”. Öylesine büyük bir infilaktı ki artık orta ve güney İtalya’nın her yerindeki köle sahipleri kölelerin kaçmasını ya da kendisini öldürmelerini engellemek için devlet eliyle asker kiralamaktaydı. Ancak bu Spartaküs’ün ilerleyişini ve isyan ordusunun büyümesini engelleyemeyecekti. Bazı kaynaklara göre bu dönemde isyan ordusu 100 bine bazılarına göreyse 140 bine kadar sayısını artırmıştı.

Spartaküs’ün planı, tarihsel koşulların imkan verdiği sınırlar itibariyle, iktidarı hedefleyen bir yapıda değildi. O yalnızca kendisini ve onun gibi olan yüzbinleri bu acımasız hayattan kurtarmak istiyordu. Oradan oraya satılmış, evlerinden kilometrelerce uzakta olan bu adamları birleştiren tek paydada zaten buydu. Bu hayattan kurtulmak ve intikam almak. Ancak intikam duygusu Spartaküs’ün önderlik ettiği mücadelede temel eksen değildi. Bu nedenle Spartaküs M.Ö. 73 kışını Güney İtalya’nın uçsuz bucaksız ovalarında geçirmeye karar verdi ve yeni hedefi Alpler olmuştu. Ordusuyla beraber Alpleri geçerek Roma’nın himayesinden kurtulmuş olacaktı. Sonrada bütün adamları bırakarak evlerine dönmelerini söyleyecekti. Ancak bu kadar masum ve kolay görünen bu plan istenildiği gibi olmadı. Onlar henüz güneyde dinlenirken Senato tehlikenin farkına varıp alarma geçmişti bile. Üzerlerine iki büyük ordu gönderildi. Bunun üzerine topyekün savaşa girişmekten kaçınan Spartaküs geri çekilirken silah arkadaşı ve ordunun Galyalı kolunun önderi olan Crixus tek başına saldırıya geçti ve ağır bir yenilgi aldı. Birçok adam o savaşta kaybedildi. İsyan ordusu her ne kadar büyümüş olsa da disiplini sağlamak konusunda ciddi sorunlar yaşanıyordu. Dünyanın farklı yerlerinden gelmiş aynı dili bile konuşmayan on binlerce gladyatör ve köle; Galyalıların giriştiği cesurca ama ağır bir yenilgiye sebebiyet veren bu durumu yaşamaya gebeydiler. Öyle de oldu. Crixus gücün verdiği göz kamaştırıcılığa kapılmış olacak ki ağır bir yenilgiyle birçok adam kaybetmesine rağmen İtalya’da kalmak istedi. Spartaküs onun için planını değiştirmedi ve kuzeye doğru yoluna devam etti. Crixus’un bu hamlesi onu ve yanına aldığı otuz bin adamı bir felakete sürükleyecekti. Ayrılığın farkına varan Romalılar direkt olarak Crixus’un üzerine yürüdüler. Crixus savaşta yirmi bin adamıyla birlikte öldü.

Crixus’un giriştiği ve sonu felaketle biten bu maceraya rağmen Spartaküs’ün ilerleyişi durdurulamaz boyutlardaydı. Nitekim orta İtalya’da Modena’yı ele geçirdiler. Zaferden zafere koşuyorlardı. Tarihin boşlukta kaldığı, belki de henüz açılmamış defterlerinin olduğu bir nokta var ki o da Spartaküs’ün kuzeye ilerleyişini neden birden durdurup güneye doğru geldiğidir. Bunu bilemesek de güney İtalya’nın zengin şehirlerinin isyancıların gözlerini kamaştırabileceğini unutmamak gerekir. Spartaküs böyle bir basıncın altında kararı onlara bırakarak güneye ilerlemeye başladıysa bu tarafımızca gayet olağan karşılanabilir bir durumdur. Nitekim yönlerini değiştirmeleriyle birlikte geçtikleri her yerden bu gruba katılanlar artık yalnızca savaşçılar değil savaşamayacak durumda olan yaşlılar, kadınlar ve çocuklar da oluyordu. Bu durum onları yavaşlatmakla beraber rahat hareket etme yeteneğini de düşürmüştü. Öyle ki düşmandan kaçarken veya saklanmak için yapması gereken hızlı bir manevrayı yapamaz hale gelmişti. Ve karşısında Roma’nın o dönemdeki en zengin ve en etkin siyasetçisi olan Marcus Licinius Crassus vardı. Devasa büyüklükteki ordusuyla Spartaküs’ün peşinde ilerleyen Crassus açık noktalar arıyordu. Bir bölgede karşılaştılar ve Crassus sabırsızca saldırdı. Spartaküs akıllıca bir manevra yapmıştı ve adamlarının büyük bir kısmı saklanıyordu. İki koldan saldırınca Crassus’un lejyonları kaçmaktan başka çare görmediler. Nitekim bu zafer Spartaküs’e moral vermişken Crassus’u tam bir hezimete sürüklemişti. Öyle ki kaçan lejyonlara öyle bir cezayı reva gördü ki o ceza ancak çok ciddi savaş suçları sayılan durumlarda uygulanırdı. Her lejyon içerisinde kura çekildi ve lejyonun yüzde kırkı ölüme mahkûm edildi. Bu ceza egemenlerin içerisinde olduğu krizin boyutlarını göstermeye yeterlidir. Kendi askerlerini dahi böyle acımasızca öldüren egemen sınıfın dizleri titremekteydi. Ancak askerler bu cezadan şunu çıkaracaklardı: “Kölelerden korktuklarından daha çok komutanlarından korkmalıydılar”.

M.Ö. 71’e gelindiğinde Spartaküs önündeki seçenekleri değerlendirerek bir plan yaptı ve Akdeniz’deki korsanlarla anlaşarak tüm orduyu Sicilya’dan kuzey Afrika’ya geçirmeye karar verdi. Ancak Sicilya’ya gittiklerinde gemileri orada göremediler. Korsanlar onlara ihanet etmişti ve Spartaküs o tarihten sonra geri dönüp Roma’ya yürümeye karar verdi. Düşmana şöyle sesleniyordu: “Sizler kölelerin hayatının ucuz olduğunu düşünüyorsunuz. Ama biz bunu sizlere çok pahalıya ödeteceğiz.” Artık Romalılar için durum öyle bir noktaya gelmişti ki Roma sokaklarında isyan ordusuna karşı anti-propaganda yapılıyordu. Barbarlar ve ilkel yaratıklar olarak gösterilen isyancı kölelerin derhal yakalanarak çarmıha gerilmesi söyleniyordu. Çok yakın olmasa da son savaş yaklaşıyordu. Crassus bekleyişe geçti ve isyancıların etrafını sardı. Amacı hemen saldırmak değildi. Onları açlıkla ve susuzlukla yıpratarak vurucu darbeyi indirmek istiyordu. Artık Roma egemenleri Spartaküs’ün yenilmesi için çok şey yapmaya hazırdı yoksa herşeylerini kaybedeceklerdi.

Crassus’un planları Spartaküs’ün akıllıca bir hamlesiyle yerle bir oldu. Spartaküs; üç tarafı çevrili, öteki yanı da uçurum olan bir alana sıkışan isyan ordusuna ormandan kestikleri ağaçlarla uçurumu doldurmalarını söyledi. Spartaküs cephesinden bu plan başarıya ulaşacaktı. Crassus, telaş içerisinde, kuşatmayı aşan isyan ordusu Roma’ya yürümesin diye dua ediyordu. Ancak taktik gereği ordu ikiye bölünecekti. Bir taraf halen Crassus’un kuşatması altındaydı. Diğerleri ise öndersiz bir şekilde ne yaptıklarını bilmeden geziniyordu. Crassus bu durumu fark etti ve ayrılan gruba saldırdı. Çoğu isyancı köle oracıkta ölecekti. Bu yenilgi sonrası Spartaküs’ün çok bir çaresi kalmayacaktı. Doğanın şartları gereği gidebileceği bir yerde yoktu. Tek çare ya kuşatma altında yaşamaya çalışmak ya da doğrudan düşmana saldırmaktı. Spartaküs ikincisini seçti. Doğrudan Crassus’un üzerine yürümeye kararlıydı. Bu Romalı komutanın istediği ve beklediği şeydi zaten. Durumu analiz edebilen herkes Roma ordusunun avantajını görebilirdi. Nitekim savaş başlamadan önce Spartaküs ordusuna moral vermek amacıyla birçok ateşli konuşma yapacaktı. “Bugün ya öleceğiz ya da öldüreceğiz” mesajı tüm ordu nezdinde çok netti. Savaş başladı ve isyan ordusu beklendiği üzere yeniliyordu. Dönemin tarihçisi Plutarch’ın anlattığına göre Spartaküs kahramanca savaşa devam ederken dizinden yaralandı ve yere düştü. Kalkanını kaldırarak savaşmaya devam etti, o halde dahi pes etmiyordu. Ta ki etrafı onlarca adam tarafından sarılana dek.

Bu ayaklanma muzaffer olamadı; ancak ezilenler-sömürülenler için kıvılcımın ilk parıltısı oldu. Spartaküs’ün devrimci ateşinden bizlere miras kalan şiar, proletaryanın savaşına ışık tutmaya devam edecek. Onun mirasıyla savaşan tüm proleter devrimcilerin söylediği gibi; “Vardık, Varız, Var Olacağız”.

Facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı

Sosyalizm Kazanacak!